Kafalar değil şapkalar değişiyor

Abone Ol

On iki sene önce, Malatya’da, Öğretmenevinde, bir kahvaltıda, ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’a söylemiştim.

Çölaşan, Danıştay Başkan Vekilliğinden emekli.

Çok tanınmış, duayen gazeteci Emin Çölaşan’ın eşidir.

Emin Çölaşan, birçok gazetede yazılar, başyazılar yazdı, haberler yaptı.

Hürriyet’in birinci sayfasında, manşetten verilen haberini unutmam.

Ecevit’in, neresinde ne hastalık, ne sorun var, göstermek için temsili kocaman bir resim çizilmiş, ayaktan başlayarak dizlere… başa kadar her neresinde ne hastalık varsa yuvarlak içine alınmış yazmıştı.

Maksat, “Ayakta duracak hali yok!” demeye getirip,  Başbakanlıktan çekilmeye zorlamak veya olabilirse doktor raporuyla el çektirmek, bunun için kamuoyu bilgisi oluşturmaktı.

Şimdi DEM Diyarbakır Milletvekili Ünlü Gazeteci Cengiz Çandar,

-Eğer, ABD Irak’a müdahale edecekse, bilin ki o tarihte, Türkiye Başbakanı Ecevit olmayacak! diye yazmıştı.

Çünkü Ecevit Irak’a müdahalenin Türkiye’nin ekonomisine zarar vereceğini, Körfez Savaşı deneyimiyle biliyordu.

Ondan dolayı da karşıydı.

Mehmet Barlas, 2001’de, Korkut Özal ve Burhan Kuzu’yla, konferans vermek için geldiği Malatya’da,

-Turgut Özal çağırdı. Atla gel dedi. Uçağa bindim gittim. (At’la değil uçakla!). Konya MSP Eski Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler’den bahsetti. Milli Güvenlik Konseyi veto ediyor. Bu hususta bir şeyler yaz dedi. Ben de yazdım diyor.

Bazı Gazeteciler vardır, menfaat karşılığı emirle, taleple yazarlar.

Evet, on iki yıl önce Tansel Çölaşan’a söylemiştim.

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan, 2012’de Malatya’ya gelmişti. Öğretmenevinde kahvaltı tertiplenmiş, biz de çağrılmıştık.

Yirmi otuz kişi kadar vardık.

Ben o sıra Disiplin Kurulu Başkanıydım.

Kahvaltıya başlanmadan, Çölaşan ayağa kalktı, konuşmaya başladı. Konuşma,

-Gericilerin, yobazların, cahillerin oyuyla iktidar olanlar… diyerek devam edince, duramadım, kalktım,

-Sayın Başkanım, halkımıza, vatandaşımıza gerici, yobaz demeyin, cahiller demeyin. Onu istismar edenler varsa onlara söyleyeceğinizi söyleyin, bize oy vermiyorlarsa kusuru kendimizde arayalım dedim.

Çölaşan şaşırdı, “yok öyle demedim, yok şunu demek istedim” gibi laflar etti…

Bu memlekette, vatandaşına, “gerici, cahil, yobaz” diyen bir kişi, Atatürkçülerin başı olmuştu.

Vatan kurtaran, Devlet kuran Koca Mustafa Kemal Atatürk’ü kimler temsil ediyor bir düşünün lütfen…

!998’de, Yorum Gazetesindeki bir yazımda,

-ADD, artık aydınlarla, elitlerle iletişir olmaktan kurtulmanın yollarını bulmalıdır. Ayrıca, yapacağı bir etkinliğe, bütün partilerin il başkanlarını, il genel meclisi üyelerini, muhtarları… çağırmalıdır demiştim.

24.03.12 tarihinde, Belediye Konferans Salonunda yapılan CHP Merkez İlçe Kongresinde de şunları söyledim:

“Kendimizi sorgulayalım.

Kendimizi hesaba çekelim.

Her CHP’li bunu yapmalı.

Ne pahasına olursa olsun kimliğimizi bozmamalıyız.

Partimizi, etkin odakların yönlendirmesine kapalı tutmalıyız.

Büyük Basının Partimizi “Batılı anlamda sosyal demokrat parti” yapma dolduruşuna gelmemeliyiz.

Partimizin otomatik güncelleme tuşunu açık tutalım.

Partimiz kendi kendini yenilesin.

Partimiz değişen koşullara uyum göstersin.

Kabuğun değil, ana gövdenin duygu ve düşüncesini Partide egemen kılmalıyız,

Ailemizi sevdiğimiz gibi halkımızı sevmeliyiz.

Ülkemizi sevdiğimiz gibi Partimizi sevmeliyiz.

Arguvan türküleri gibi duru, dürüst CHP yönetimleri diliyorum.”

15 Ocak 2017’de, Battalgazi İlçe Başkanıyken şu mesajı atmışım parti içindeki WhatsApp grubumuza:

”Mecliste kavga edildi de ne değişti? Sokakta kavga edince ne değişecek?

Biraz daha azalacağız. Biraz daha oylarımız azalacak.

Onlar milletvekiliydi. Dokunulmazlıkları vardı. Polis, jandarma karışamıyordu.

Sonra ‘yiğitlikleri’ canlı yayınlanıyordu.

Sokağa çıkan garibanları kim kurtaracak, kim alacak, polisin, jandarmanın elinden, karakoldan, cezaevinden?

Atılacağı işine kim koyacak?

Herkese sevgi, saygı, muhabbetlerimle. Selahattin Sarıoğlu Battalgazi Başkanı.”

CHP’nin her şeyden önce bir Türkiye Sevdası olması gerekir.

CHP’de köklü bir yenileşim hareketi olmadı ki, Vatan Millet Sevdasına giden bir yol ve rol değişimi olsun.

Kafalar değil, şapkalar değişti sadece.

Nefesler değil, sesler değişti.

Ne yapayım, Özgür Özel, Yılmaz Özdil, Bidon… bana bunları anımsattı.