Geçen hafta BUSABAH’ın köşe yazarı Melek Demir’den öğrendim;
İki duyu organımız daha bulunmuş…
Dokunma, duyma, görme, işitme, tatma…
Bunları biliyoruz da yıl olmuş 2017, halen en temel sayacağımız duyu organlarımızı yeni fark ediyoruz.
Denge ve iç algı duyumuz bulunan iki yeni duyu…
Detayları BUSABAH’ın internet sitesinden Melek Demir’in yazısından okuyabilirsiniz.
Farkında değiliz ama her geçen gün yeni şeyler bulunuyor, yeni yeni icatlar çıkıyor.
O kadar hızlı kabulleniyoruz ki bulunan “şeyden” öncesini düşünemiyoruz dahi!
İki yeni duyumuz daha bulundu ya, bana kalırsa bir duyu organımız daha var ama tıp dünyası farkında değil!
Daha bulunmadı…
Ben şimdiden söyleyeyim:
KABULLENME…
O kadar hızlı adapte oluyoruz ki inanın bu hız hiçbir canlıda yoktur.
Son on yılda bulunan keşiflere bakın…
Sar bandı on yıl öncesine, kaç kişi kalmak ister…
Hayallerimizde dahi geriye sarmıyoruz, geriyi görmüyoruz!
Dünyanın yuvarlak olmadığını savunan bi sürü toplumdan bu güne dek insan yapısı olarak bence çok değiştik.
Alışma süresi diye bi şey de yok bence artık…
Kabullenme konusunda o kadar hızlıyız…
O kadar hızlı kabulleniyoruz ki bir önceki kabullenmemizi dahi unutuveriyoruz.
Bunu sadece internet-bilişim alanında düşünmeyin…
Ceviz kırma aparatından sebze soyma makinesine kadar her alanda her meslekte ve her koşulda ve en önemlisi her yaş grubunda kabullenme hızı artık aynı gibi…
Kabullenmeyeni kanser hücresi gibi algılıyoruz ve bağışıklık ordusu hemen mücadeleye başlıyor.
O kadar hızlı kabullenmekle beraber kabullenmeyene savaş açıyoruz içgüdüsel olarak.
Mutfakta ceviz kırma şeyi ile ceviz kıran teyzenin “Eskiden bu cevizleri ne çile ile kırardık” söylemi ile “Eskiden youtube’a video indirmek bu kadar kolay değildi” söyleminin inanın farkı yok.
Aslında “kabullenmeyi” bir duyu olarak görmemin en önemli argümanı şu:
Mutfakta ceviz kıran teyzenin “yeni” başlığı altında karşılaştığı hız ile youtube’a video yükleyen gencin hızı bir değil. Biri belki günde “yeni” bir şey ile karşılaşıyor ama diğeri belki yılda…
Ama “kabullenme” hızı aynı…
Hızlı bir dünyada yaşıyoruz artık…
Durmanın, düşünmenin ve düşünerek hareket etmenin geride kaldığı bu vahşi dünyada durakların yok olduğunu, kalabalıkların gitgide arttığı bu yedi milyarın üzerindeki insanoğlunun gelişimini inanın hayretle izliyorum.
Bir internet sitesine girerken iki saniye bekleme tahammülümüz yok ve o iki saniye için müşteri temsilcisi ile yirmi dakika dert yanabiliyoruz.
İki saniye!
Bizim ne halde olduğumuzu 20-30 yıl önce ölmüş ve tekrar dirilmiş birinin gelip tek tek, tane tane anlatıp bizi tekrar “biz” yapması lazım.
Hayal tabii…
Kusura bakmayın uzattım, bu yazıyı okurken belki kaç video kaçırdınız, kaç tweet’i beğenmediniz.
Özür dilerim!