Japon işi

Geçtiğimiz günlerde Malatya’nın önemli bir ziyaretçisi vardı. Japon deprem bilimci ve yüksek inşaat mühendisi olan, bizi bizden daha çok düşünen Yoshinori Moriwaki.

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde Malatya’nın önemli bir ziyaretçisi vardı. Japon deprem bilimci ve yüksek inşaat mühendisi olan, bizi bizden daha çok düşünen Yoshinori Moriwaki. Bu adam öyle bir adam ki 32 yıl önce Türkiye’ye gelmiş ve bir daha gidememiş. Konuşmasından önce Atatürk’ü selamlıyor, gösterdiği medeniyet yolunda ilerlemekle kalmıyor, onun sözlerinden alıntılar yapıyor. Tam anlamıyla bir Türk dostu. Ve verdiği izlenimle birlikte ben eminim ki işini Japonların yaptığı gibi özenle yapıyor.
Konu deprem olunca bu konuda Japonya zamanında bizim yaşadıklarımız gibi çok acılar yaşamış. Onlarda bir de tsunami olayı var tabi. Denizdeki 30 metrelik dalgalar şehirleri basıyor. Böyle büyük felaketleri depremden sonra yaşamalarına rağmen ölüm oranları bizden çok çok az. Bunlardan bahsediyor Japon bilim insanı, alınan dersler sonrasında yapılan uygulamaları anlatıyor. Yapılan çalışmaları anlatıyor ki bunlar bize çok yabancı. Biz de deprem ülkesiyiz, bizde de çok acılar yaşandı ama biz neden ders alamadık? Nerelerde yanlış yaptık?

32 yıldır Türkiye’de ve ömrünün sonuna kadar burada yaşamayı düşünen hayat dolu bu adam konuşurken egosuz bir şekilde, şakalar yaparak aktarıyor. Yüz yaşıma kadar yaşayıp Türkiye’de çalışmalar yapacağım dedikten sonra ise mezar yeri baktığını da söylüyor yarı nükteli yarı gerçek bir şekilde. Japonya’da bir yeri çok seversen orada kendine mezar yeri bakarmışsın, o da Türkiye’yi seçmiş.

İmar barışından bahsediyor öncelikle. 1999 İzmit depreminden sonra yürürlüğe koyulan yapı denetim kurallarının altını çiziyor. Bunları çok iyi ve binaların sağlam olması açısından önemli maddeler olarak nitelendirdikten sonra ise kurallardan ve yönergelerden sıyrılmaya yarayan imar barışının saçmalığından söz ediyor. İlk öğrendiğinde böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşündüğünden imar affını başka bir şey zannetmiş. Sen kurallar koyuyorsun ama bu kuralların dışında yapılan yapıların hepsini kabul ederek koyduğun kuralları kendin çiğniyorsun. Dışarıdan bakıldığında çok mantıklı bir şeymiş gibi görünmüyor değil mi?

Japonya’daki uyarı sisteminden de söz eden yüksek mühendis depremden 10 veya 20 saniye önce herkesin telefonundan alarm çaldığını bildiriyor. Bu sistemin yaşam üçgeni oluşturmak için zaman tanıdığını aktarıyor. Tabi bunun için bir de bilinç lazım. Bilgi olmadığı için Türklerin deprem anında panik yaptığını bildiriyor.
Bir de yapılardan bahsetti ki burası bence en önemli noktalardan bir tanesi. Mühendislik açısından hesaplanmamış, kara düzen yapılmış, suya dayanıklılığı olmayan binaların yapıldığından söz açılıyor. Kolonların kesildiği binalara ise artık şaşırmıyor bile. Galiba o da alışmış biz Türklerin kısa yol çözümlerine.

Bu adam hiçbir eğlencesi bulunmayan konulardan o kadar eğlenceli bahsediyor ki herkes pür dikkat dinliyor bu adamı. Hayat üçgeni ve deprem çantası hakkında da Malatyalıları bilinçlendiriyor.

Düşündüğümüz zaman bu bilim insanı gibi işini tutkuyla ve hassasiyetle yapan insanlarımız olsa, bu konulara bu kadar acı yaşanmadan önce önem verilse böyle olur muydu acaba? Biraz düşünmemiz ve karşılaştırmamız lazım. Evet, herkesin dediği gibi deprem öldürmez, binalar öldürür. Deprem engellenemez ama binaların sağlam yapılmaması engellenebilir. Yoshinori Moriwaki Hocanın da dediği gibi, umarım bir gün diğer ülkeler bakıp ‘Keşke biz de Türkiye gibi depreme dayanıklı şehirler yapabilsek’ derler.