İZLENİMLER
Bugün değişik bir şey yapıp, gazeteme göndereceğim yazımı yazmak için otantik bir çay bahçesinde kimsenin beni tanımayacağı düşüncesiyle sere serpe oturup etrafı gözlemleyip bazı insan hikayeleri çıkarmaya çalıştım…
…
Komşu masada kitap okuyan entel görünümlü keçi sakallı biri var. Kitaba öyle kaptırmış ki kendini etrafta olan biten hiç bir şey onu ilgilendirmiyor sanki. İmreniyorum, gıpta ile bakıyorum yaptığı işe. Neden derseniz, etrafta kitap okuyan, gazete okuyan, soran, sorgulayan, araştıran daha doğrusu düşünen insan sayısı o kadar az ki, onun için kitap okuyan birini görünce ülkem adına seviniyorum.
Önümde ki masada orta yaşlı bir karı koca oturuyor. Konuşacak şeyleri kalmamış olmalı ki tek kelime etmeden ortaya koydukları çekirdeği çitlemekle meşguller. Konuşamamak, konuşacak bir şeyleri olmamak hele de hayat arkadaşlarının konuşacak bir şeylerinin olmaması ne hazin…
Yan masamda haftada bir gün gazete okuduğu her halinden belli olan biri oturuyor. Bulmacası için çay bahçesinin aldığı gazetelerden birini reklamlarına kadar ezberlercesine didik didik ediyor. Gazete sırası bekleyenler söylenmeye başlıyor ama boşuna, o alelacele spor sayfasına bırakıp bulmacaya girişiyor.
Bir başka masada yeni evli olduğunu düşündüğüm bir çift oturuyor, bir de küçük çocukları var. Çocuk sürekli ağlıyor ama annenin dünya umurunda değil. Annenin bu rahatlığı etraftakileri çıldırtıyor, bazı masalardan homurtular geliyor fakat değişen hiç bir şey yok, anne kılını kıpırdatmıyor ve elindeki telefonla oynamaya devam ediyor. Baba, çarnaçar dayanamayıp çocuğu kucağına alıp susması için bir şeyler yapmaya çalışıyor ama nafile.
İşin tuhafı annede hala bir hareket yok, demek ki oyunun en heyecanlı yerinde bırakamıyor garibim ne yapsın?
Bu kadar rahatlık olur mu? Diyesim geliyor susuyorum…
Diğer yanımda ortak olduğunu tahmin ettiğim iki kişi oturuyor. Önlerinde kağıt ellerinde kalem, hararetle hesap yapıyorlar. Fakat hesapları pek tutturamıyorlar galiba çünkü ses tonları gittikçe yükseliyor. Etraf rahatsız olmuş, tüm çay bahçesi onları dinliyormuş umurları değil. Ortaklık bence çok kutsal bir müessese, onun için bu ortaklığı bozmayın aranızı bulayım diyesim geliyor ama sonra kendime geliyorum.
Çok rahatlar çook…
Arkamda iki kişi oturuyor, biri, şişman ablak yüzlü altmış yaşlarında, diğeri ise kırkında gösteren biri. O gün kilolarca pirzola yediklerini düşünüyorum. Neden mi? Her kahkaha bir kalem pirzola yemek gibidir derler ya…Yahu her söylenene güler mi insan? Bunlar elma dersen gülüyor, ağaç desen gülüyor. İnsana kompleks geliyor, acaba bende mi problem var, ben niye bunlar gibi gülemiyorum diye. Hatta bir ara masamı değiştireyim diye düşünürken, kırkında gösteren birden ciddileşti, abi bugün hanımı aramadım, mesaj atıp duruyor izin verirseniz eşimi arayayım deyince kahkahalar kesildi, ortam ciddileşti ve eş arandı. Ondan sonrasında da ben gülmeye başladım. Adam ayak üstü kırk yalanı sığdırdı konuşmasına. Şu anda İstanbul’daymış da, işleri uzamış da, hatta şu anda toplantının ortasında, toplantıyı keserek onu arıyormuş da, yarın evde olacakmış da aman Allah’ım, iyi ki yalandan burun uzamıyor yoksa bu adamın burnu Guiness rekorlar kitabına girmeye hak kazanırdı.
Dedim ya insanlar çok rahat çook…
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…