İZLENİMLER I

Abone Ol

Uzun süredir sizlerle birlikteyim. Bu süre zarfında yazılarım hep Malatya ile ilgili, geçmiş güzel günlerle ilgili ve iz bırakan insanlarımızla ilgili oldu. Bugün bir değişiklik yapıp bir süredir bulunduğum Bursa’dan izlenimler aktarayım istedim.

Dede olanlar iyi bilir, torunla birlikte olunca yazı yazmak her babayiğidin harcı değildir, hele de benim torun gibi her şeyi soran, meraklı bir torununuz varsa işte o zaman tek kelime yazma şansınız olmuyor maalesef. Yazı yazmaya alışıp yazmayınca da sanki değerli bir eşyasını kaybetmiş gibi rahatsız oluyor insan.

Eee ne yapalım! Evde yazamıyoruz diye yazı yazmayalım mı?

Biz de yazı yazacak rahat bir ortam ararken yakınlardaki çay bahçesi imdada yetişti.

Asırlık olduğunu tahmin ettiğim sekiz tane ulu çınarın altına kurulmuş otantik bir mekan burası. Günün en sıcak saatlerinde bile doğal bir serinlik sunuyor misafirlerine, bu sekiz ulu çınarın dal ve yaprakları güneşe geçit vermediği için müşterisi gayet bol. Burada bir şey içmeden akşama kadar oturabilirsiniz çünkü siz bir şey istemeden kimse ne içersiniz diye sormuyor, soran biri olunca da isteğimiz çay oluyor tabii ki.

Buraların en sevdiğim özelliği kimsenin kimseyle ilgilenmemesi. Bizim oralarda içeri giren kimseyi şöyle tepeden tırnağa süzmek adettendir ya, özellikle de kadınların kadınları dikkatle süzmesi olmazsa olmaz bir hadisedir ya, bir salona girseniz bütün gözler üzerinizdedir ya işte burada o yok. Çok rahat insanlar. Burada kim kime dum duma misali kimse oralı değil. Başı açığı, başı kapalısı herkes kendi havasında tam bir Türkiye mozaiği. Bir tek etrafa bakan, kişileri izleyen ben varım ben de çayımı yudumlarken belki bir malzeme çıkar yazacak bir konu bulurum beklentisiyle etrafa nazar ediyorum.
Oturan gençlerin büyük çoğunluğunun garsonlara WiFi şifresi sorduğuna şahit oluyorum. Demek ki gençlerimiz çok araştırmacı burada bile bir şeyler öğrenmek için..! internete girecekler diye düşünüp çok seviniyorum. Ama sevincim kısa sürüyor bir müddet sonra yanıldığımı anlıyorum. Meğer bütün bu çabaların internetten oyun oynamak için olduğunu öğreniyor ve üzülüyorum.

Aynı masa etrafında oturan arkadaşların birbirleriyle tek kelime etmediklerine şahit oluyorum. Herkesin elinde akıllı telefon bir şeylerle uğraşıyorlar. Bu gençlerden sosyal olmayı beklemek hayal sanıyorum. O kadar yalnızlar ki farkında değiller. Sosyal medyada binlerce takipçileri var ama dertlerini anlatacak bir tek dostları yok.

Bir başka masada yeni evli olduğunu düşündüğüm bir çift oturuyor, bir de küçük çocukları var. Çocuk sürekli ağlıyor ama annenin dünya umurunda değil. Annenin bu rahatlığı etraftakileri çıldırtıyor, bazı masalardan homurtular geliyor fakat değişen hiç bir şey yok, anne kılını kıpırdatmıyor ve elindeki telefonla oynamaya devam ediyor. Baba, çarnaçar dayanamayıp çocuğu kucağına alıp susması için bir şeyler yapmaya çalışıyor ama nafile.

İşin tuhafı annede hala bir hareket yok, demekki oyunun en heyecanlı yerinde bırakamıyor garibim ne yapsın?

Dedim ya çok rahat insanlar diye...

Arka tarafımdan gelen sesle irkiliyorum, dikkatimi o yöne verince bir kadınla bir adamın konuşmalarına şahit oluyorum. Konuşmalarına dediğime bakmayın lafın gelişi söylenmiş bir söz, kadın sürekli konuşuyor elleri ve kollarıyla sürekli hareket ederek derdini anlatıyor. Adam ise dinliyor mu, dinlemiyor mu hiç belli değil bayılması an meselesi sanki ve bitsede gitsek düşüncesinde olduğu her halinden belli.

Bu kadını görünce "Kadınların en sevdiği yiyecek erkeklerin beynidir" sözü geliyor aklıma..!
Başı açığı, başı kapalısı, tesettürlüsü, top sakallısı, sünnet sakallısı hep bir arada, kardeşçe, huzur içinde vakit geçiriyorlar.

Rabbim birlik ve dirliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin...