İyiliğin ve güzelliğin buhranı: Neye göre, kime göre?

Abone Ol

İYİ VE GÜZEL: ZAMANIN VE ZEMİNİN RENGİNE GÖRE

İnsanlık tarihi boyunca “iyi” ve “güzel” kavramları, medeniyetlerin değer haritalarında ortak pusula olmuştur. Ne var ki bu pusula artık yön göstermemekte, kendi etrafında dönmektedir. Modern çağ, her kavramı olduğu gibi iyilik ve güzelliği de relativizmin (göreciliğin) sığ sularında boğmaktadır. İyilik artık bir kalp eylemi değil, bir kamera çekimi. Güzellik ise hakikatin değil, imajın tezahürü.

Bugün, sosyal medya mecralarında yardım yapan bir el, kamerayla birlikte çalışmaktadır. İnsanlar yardım ederken bile görünür olmanın peşindedir. Oysa İslam, “sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek kadar gizli” iyiliği över. Güzellik deseniz, artık sadece ten üzerindedir. Kalp güzelliği, tevazu, haya, edep gibi kavramlar nostaljik söylemler hâline gelmiştir. Zamana ve zemine göre şekil alan bu iki değer, ne yazık ki insanlığın elinden kayıp gitmektedir.

MUTLAK OLANI GÖRELİ OLANLA KARIŞTIRMAK

İyilik ve güzellik, fıtrî olarak insanın içine yerleştirilmiş değerlerdir. Fakat bu değerler, dış tesirlerle eğilip bükülebilir. Bugün medya, moda, reklam sektörü ve ideolojik yönlendirmeler insanın neye iyi, neye güzel diyeceğine karar vermektedir. İnsanoğlu hakikati aramıyor; çoğunluğun alkışladığını “doğru”, gözlerin beğendiğini “güzel” sayıyor. Bu da beraberinde çürüme getiriyor.

Kur’an, iyiliğin ölçüsünü “takva” ile belirler: “İyilik ve takva üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.” (Maide, 2). Demek ki bir eylemin iyi olup olmadığı, Allah’a yakınlaştırıp yakınlaştırmadığına göre değerlendirilmelidir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Ameller niyetlere göredir” (Buhârî) buyurarak, iyiliğin niyetsizliğe kurban edilmemesi gerektiğini vurgular.

GÖRÜNENLE YARGILANAN, KAYBEDİLMEYE MAHKÛMDUR

Bugün güzellik, yalnızca beden ölçüsü, kıyafet tarzı veya dijital filtrelerle değerlendirilmekte. Oysa estetik bir duruştan öte, ahlaki bir sorumluluktur. Güzellik, Allah’ın “Cemîl” isminin yansımasıdır; sadece fizikte değil, ahlakta, niyette, davranışta tecelli eder. Ne var ki bugünün insanı için bu hakikat, reklâmın estetiği karşısında silinmiştir.

Aynı şekilde iyilik, reklam ve imajla değil, ihlas ve sadakatle anlam kazanır. İnsanlar birbirlerine yardım ederken selfie çekmeyi, bağış yaparken isimlerini duyurmayı tercih eder oldu. İyilik artık bir ibadet değil, bir yatırım; güzellik ise bir değer değil, bir yarış. Bu, İslam’ın özüne ve insanın fıtratına aykırı bir yöneliştir.

MANEVİYATIN KAYBI, KAVRAMLARIN SÜKÛTU

İyilik ve güzellik, ancak iman ile beslenirse kalıcı olur. Kalpten kopan, ruhla bütünleşen bir davranış iyidir. Ve ancak bu şekilde güzellik bir anlam kazanır. Fakat iman zayıfladığında, nefis galip geldiğinde, iyilik bile çıkar için yapılır; güzellik ise teşhir edilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim). Ne kadar net bir uyarı! Bugün insanlar bedenleriyle, etiketleriyle, kazançlarıyla yargılanıyor; oysa Allah, görünmeyene, saklı olana, niyete ve ahlaka bakar. Bu farkı idrak edemeyen toplum, çürümenin eşiğindedir.

DİNDARLIK GÖRÜNMEKLE DEĞİL, HAKİKATLE OLUR

Din, sadece ritüel değildir; bir ahlak sistemidir. Gerçek dindarlık, Allah’ı görüyormuş gibi yaşamaktır. Ancak bugün birçok kişi namaz kıldığı, başını örttüğü ya da sakal bıraktığı hâlde, komşusuna selam vermez, çalışanına zulmeder, yoksula sırtını döner. Bu, dindarlık değil; dindarlık kisvesidir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Mümin, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Nesai). Bu hadis bize gösteriyor ki, dindar olmak sadece Allah’a karşı değil, kullara karşı da sorumlu olmaktır. Dilinle kalp kırıyorsan, elinle zulmediyorsan, ibadetle süslenmiş o dindarlığın eksiktir.

DEĞERLERİN KORUNMASI İÇİN RUHUN DİRİLİŞİ GEREKİR

İyilik ve güzellik, sadece bireysel tercihler değil; toplumsal varoluşun temelidir. Eğer toplumun bireyleri “neye göre iyi”, “kime göre güzel” diye sorar hâle geldiyse; bu, ortak değerlerin çöktüğünün işaretidir. Bir milletin çöküşü, tankla değil; ahlakla başlar.

Kur’an ve Sünnet ekseninde yeniden bir değer inşası şarttır. Bu inşa, bireyde başlar, topluma yayılır. Herkes kendi kalbini, niyetini, ölçüsünü gözden geçirmelidir. Çünkü iyiliği ve güzelliği koruyamayan bir birey, ne kendi huzurunu sağlayabilir ne de toplumun adaletini.

Modern çağ, “mutlak doğru yoktur” yalanını yayarak hakikati gölgede bırakmıştır. Oysa İslam, hakikatin kendisidir. İyilik ve güzellik, İslam’ın estetik boyutudur. Onları korumak, sadece ahlaki değil; imanî bir sorumluluktur.

Bugünün insanı, ruhen iflas etmiş durumda. Kalp tatmin olmadan, göz doymadan, nefis terbiye edilmeden iyilik de, güzellik de sürdürülebilir değildir. Bu yüzden her birey, önce kendi kalbine dönmeli; iyiliği pazarlamadan, güzelliği teşhir etmeden yaşamayı öğrenmelidir.

İnsan, değerini kendinden değil; Rabbi’nden alır. Yaratıcının razı olduğu bir iyilik, insanlar tarafından görünmese bile değerlidir. Onun güzel saydığı bir ahlak, sosyal medyada beğeni almasa da cennet kokuludur. İşte bu bakış açısı bizi hem bu dünyada huzura hem de ahirette selamete çıkaracaktır.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

“İyiliğin ölçüsü çıkar, güzelliğin kıstası bakış olursa; hakikat, vicdanın değil vitrinin esiri olur.”

SAYGILARIMLA!