İyi insan olmak neden bu kadar zorlaştı?

Abone Ol

İnsan ilişkilerinin bu kadar kolay tüketildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bir yanlış anlaşılma dostlukları bitirmeye, bir kırgınlık yılların emeğini silmeye yetebiliyor. İnsanlar birbirini anlamaya çalışmaktan çok yargılamayı, dinlemekten çok konuşmayı tercih ediyor. Hayatın giderek hızlandığı bu çağda, vicdan, merhamet ve empati çoğu zaman geri planda kalıyor.

Belki de bu yüzden bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, iyi insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden hatırlamak. Etrafımıza baktığımızda başarıdan, güçten ve kazanmaktan sıkça söz edildiğini görüyoruz. Ama insanı gerçekten değerli kılan şeyin ne olduğu üzerine eskisi kadar düşünmüyoruz.

İşte tam da bu noktada insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: İyi insan olmak gerçekten zorlaştı mı, yoksa biz bazı değerleri fark etmeden hayatımızın dışına mı ittik?

Aslında iyi insan olmak hiçbir zaman kolay olmadı. Çünkü iyilik, yalnızca güzel sözlerden ibaret değildir. Bazen haksızlığa karşı çıkmayı, bazen çıkarına ters düşse bile doğru olanı savunmayı, bazen de kırıldığında kırmamayı gerektirir. İyi olmak çoğu zaman fedakârlık ister. Belki de bu yüzden herkes iyiliği sever ama iş onu yaşamaya geldiğinde aynı cesareti gösteremez.

Günümüzde insanlar sürekli bir yarışın içinde. Daha başarılı olmak, daha çok kazanmak, daha görünür olmak için çabalıyor. Hayatın temposu içinde hedeflerimiz büyürken, bazen değerlerimizi geride bırakabiliyoruz. Oysa başarı insanın hayatını değiştirebilir ama karakterini belirlemez. Bir insanın kim olduğunu gösteren şey, sahip oldukları değil; sahip oldukları uğruna nelerden vazgeçtiğidir.

Belki de mesele iyi insan olmanın zorlaşması değil, iyi kalabilmenin daha fazla emek istemesidir. Çünkü insan bazen hayatın koşuşturması içinde değerlerini değil, hedeflerini önemsiyor. Oysa insanı ayakta tutan şey ulaştığı yerden çok, o yere nasıl ulaştığıdır.

İyi insan olmak kusursuz olmak demek değildir. Hata yapmamak hiç değildir. Hepimiz zaman zaman yanlış kararlar veririz, kırılırız, kırarız. Asıl önemli olan, yaptığımız hatalarla yüzleşebilmek, gerektiğinde özür dileyebilmek ve vicdanımızı kaybetmemektir. İnsanı değerli yapan, hiç düşmemesi değil; düştüğünde hangi tarafta ayağa kalktığıdır.

Bugün insanların birbirine olan güveninin azaldığını görüyoruz. Herkes biraz daha temkinli, biraz daha mesafeli. İyilik yapmak kadar iyiliğe inanmak da zorlaşmış gibi görünüyor. Ancak bütün bunlara rağmen çevremize dikkatlice baktığımızda hâlâ umut veren insanlarla karşılaşıyoruz. Karşılık beklemeden yardım edenler, bir başkasının derdini kendi derdi gibi hissedenler, zor zamanlarda elini uzatmaktan çekinmeyenler, haksızlık karşısında sessiz kalmayanlar…
Belki çok görünmüyorlar.
Belki isimleri bilinmiyor.
Belki yaptıkları şeyler manşetlere taşınmıyor.
Ama insanlığı ayakta tutan değerleri onlar yaşatıyor.

Dünya aslında büyük değişimlerle değil, küçük iyiliklerle güzelleşiyor. Bir insanın kalbine dokunan bir söz, zor bir zamanda uzatılan bir el, beklenmedik bir anda gösterilen anlayış bazen tahmin ettiğimizden çok daha büyük izler bırakabiliyor.

Bu yüzden bugün kendimize sormamız gereken soru, iyi insan olmanın neden zorlaştığı değil; hayatın bütün karmaşasına rağmen iyi kalmayı nasıl başarabileceğimizdir.

Yıllar sonra insanlar ne kadar kazandığımızı, hangi makamda oturduğumuzu ya da ne kadar güçlü göründüğümüzü hatırlamayacak. Ama onlara nasıl davrandığımızı, hayatlarına nasıl dokunduğumuzu ve nasıl bir insan olduğumuzu hatırlayacaklardır.
Ve belki de geride bırakabileceğimiz en değerli miras, iyi bir insan olarak hatırlanmaktır.