İtibar

Abone Ol

HAK EDİLİR, HEDİYE EDİLMEZ

İtibar… Belki de modern çağın en yanlış anlaşılan kavramlarından biri. Sanılıyor ki sosyal medya takipçisiyle, marka kıyafetle, pahalı otomobille yahut kalabalık çevrelerle kazanılır. Oysa gerçek itibar, yalnızca hak edilerek ulaşılabilen bir mertebedir. Rızık nasip olur, itibar ise layık olana verilir. Kimi zaman bir sofrada ekmeğini paylaşırken, kimi zaman sessiz bir vefada, kimi zaman da “adam gibi adam” olma çabasında tezahür eder. Bugün sizlerle, bu kadim kavramın izini süreceğiz.

İtibar, gösterişli vitrinlerde değil; özde, duruşta, istikamette gizlidir. Herkesin görebileceği bir giysi değil, ancak erdemli olanların taşıyabileceği bir haslettir. İşte tam da bu sebeple, kişiye ilişkilerinde istikamet ve hassasiyet gerekir. Çünkü hoyratça yaşamak da elbette ömürdendir; ama bu hayatın hesabı vardır. Ve o hesap, sadece yaptıklarımızdan değil, kimlere nasıl davrandığımızdan da sorulur. Zira Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “İyilik, güzel ahlâktır.” (Müslim, Birr, 14)

İTİBARIN İZİ SOKAKTA DEĞİL, ŞAHSİYETTE SAKLIDIR

İtibar sokakta gezinirken ya da alışveriş yaparken elde edilmez. Giyinişin, gösterişin, hatta kelimelerin bile bir yere kadar etkisi vardır. Ama kişinin tutum ve davranışı, özellikle de hiç kimseden bir beklenti içinde olmadan sergilediği hal, esas itibarı belirler. Bir insanın nasıl yürüdüğünden çok, kime karşı ne kadar merhametli olduğu önemlidir. Özellikle güçsüz ve çaresiz olanlara karşı tutumlar, gerçek itibarı inşa eder. Bir annenin evladına, bir esnafın müşterisine, bir öğretmenin öğrencisine karşı tavrında gizlidir asıl ölçü.

Günlük hayatta hepimiz, sıcak yaz günlerinde terleyen insanlarla karşılaşırız. Kimisi sıcaktan, kimisi ise alın teriyle çalışmaktan terler. İşte bu basit benzetme, aslında itibarın kaynağını da gösterir: terleyen, emek verendir. Emek vermeyen, hiçbir şeyin hakiki değerine ulaşamaz. Bir fırıncının sabah namazından önce kalkıp hamur yoğurması gibi, bir baba figürünün sabırla evini geçindirmesi gibi, bir insanın çevresine güven ve adalet vermesi, saygı uyandırır. Bu, “adam gibi adam” olmanın tezahürüdür.

“ADAM GİBİ” OLMAK: TÜRKÇE’NİN HAKİKAT KILAVUZU

Türkçemizde bazı tanımlamalar var ki yalnızca kelime değil, aynı zamanda birer hayat felsefesidir. “Adam gibi” ifadesi de bunlardan biridir. Yalnızca biyolojik olarak insan olanı değil, kişilik, ahlak, duruş sahibi olanı kast eder. Dürüst, sağlam, adaletli, sözünün eri olan kişi, “adam gibi”dir. Tersinden düşündüğümüzdeyse, ne kadar acı bir tablo çıkar ortaya: “adam değilmiş” dedirtmek, kişilikle ilgili en ağır yargılardan biridir.

Günümüzde bu ifadenin içi boşaltılmaya çalışılsa da, hâlâ anlamını yitirmemiş nadir kalelerden biridir. Çünkü insanın itibarının kaynağı, ‘adam gibi’ olma gayretidir. Bu gayret, gösterişle değil; tevazu, sabır ve istikametle gerçekleşir. Modern yaşamın hızlı ve çoğu zaman yüzeysel ilişkileri içinde ‘adam gibi’ olmak; sosyal medya profilinden değil, gizlice yapılan bir hayırdan, hakkı teslim etmekten, elindekini paylaşmaktan geçer. Kur’an-ı Kerim’in şu buyruğu bu konuda ne kadar isabetlidir: “İnnellezîne kâlû rabbunallâh, sümme’steqâmû…” (Bizim Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlar… Fussilet, 30).

İTİBARIN BEDELİ AHLAKTIR, KREDİ KARTI DEĞİL

Sonuç olarak, itibar bir takdir meselesi değil, bir şahsiyet meselesidir. Bir insan ne kadar bilgili, ne kadar başarılı, ne kadar popüler olursa olsun; eğer kalbinde kibir, dilinde yalan, davranışlarında bencillik varsa, itibarı da o kadar zayıftır. İtibar, gözlerden çok gönüllerde yer edinme sanatıdır. Ve bu sanatın ustaları, genellikle kendi reklamını yapmayan, gizlice yaşayan ama çevresindekilere güven ve huzur veren insanlardır.

Toplum olarak ne yazık ki itibarı maddeyle, servetle, etiketle ölçer hâle geldik. Oysa itibar, başkalarının ardından ne dediği değil, Allah’ın huzurunda nasıl yaşadığımızdır. Mahalledeki yaşlı teyzeye yardım eden genç, iş yerinde hakkıyla çalışan bir işçi, yolda bir hayvana su veren bir çocuk… İşte itibar burada gizlidir. O yüzden Hz. Ali’nin şu sözü altın değerindedir: “İnsanlar ahlaklarıyla ölçülür, soylarıyla değil.”

Öyleyse yeni bir bakış açısına ihtiyaç var. Kime ne giydiğiyle değil, nasıl yaşadığıyla bakmak gerek. İtibarı süslemeyle değil, sabır ve sadakatle anlamlandırmak gerek. Zira itibar, kolay kazanılmayan ve kolay kaybedilen bir hazinedir. Rızık gibi değil; nasip değil, liyakat meselesidir. İtibarın evi kalptir, anahtarı ahlaktır. Onun kapısından giren herkes, sessiz bir saygıyla karşılanır.

UNUTMAYIN,

“İnsan, itibarını kazanmak için değil; itibarını hak etmek için yaşamalıdır.”

SAYGILARIMLA!