İşte adliye çözüm önerimiz…

Abone Ol

 Sayın Valimize, Sayın Milletvekillerimize, özellikle meslektaş milletvekillerimize, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve çok kıymetli hemşerilerime sesleniyorum…

Hangi sıfatla?

Malatya Barosuna kayıtlı bir avukat olarak.

Ne için?

Ekmeğini yediğim, seve seve, gururla icra etiğim avukatlığıma ve Baro’muzun tümü depremzede olan meslektaşlarıma, hukuka, Hukuk Devleti ülkümüze, dolayısıyla memleketim, depremzede Malatya’ya, kıymetli hemşerilerime hizmet edebilmek için.

Mesele nedir?

Depremler sonucu avukatlık mesleği enkaz altında kalmıştır!

Meslektaşlarımızın ofisleri yıkılmıştır.

Meskenleri yıkılmıştır.

Yakınları yitirilmiştir.

Üç meslektaş kaybımız vardır.

Avukatlarımız, her biri depremzede olan vatandaşlarımızdan doğru dürüst ücret alamadan davalara bakar olmuşlardır.

Meslektaşlarımız maddi yokluk, manevi sarsıntı içindedir.

Büroları olmadığı için, Baro Sosyal Tesisinde, lokantalarda, kafelerde, çay ocaklarında, parklarda görüşme yaparak, çalışarak mesleklerini icra etmeye çalışmaktadır.

Dosyaları, kitapları, cübbeleri, çantaları, bilgisayarları enkazlar altında kalmıştır.

Bütün meslekler aynı zorluklar içinde!

Evet öyle.

Bütün mesleklere, bütün emeklere saygımız sonsuz.

Çalışan, üreten eller, üretim merkezleri, fabrikalar, tarlalar başımızın tacıdır.

Devlet bütün meslekleri de, bütün üretim merkezlerini de işler hale getirmeye çalışmalıdır.

Ama adalet her ihtiyacın başıdır.

Çünkü adaletin olmadığı yerde ot bile bitmez.

“Adalet milletlerin ekmeğidir. Milletler daima adalete acıkırlar.” Herakleitos

Adaletin olmaması, ekmeğin olmaması gibidir.

Adaletin olmadığı yerlerde insanlar hep açtır.

Kanun’umuzda avukatlık mesleğinin kamu hizmeti olduğu yazılıdır.

Dikkat ediniz lütfen! Kamu ‘görevi’ değil, ‘hizmeti’.

Yani ‘memur’ değil, emir altında değil.

Öyleyse, avukatların kamusal hizmetlerini yerine getirebilmeleri için gerekenin yapılması Yasama ve Yürütme organlarının öncelikli görevidir.

Yeri gelmişken bir anımı yazayım.

Baro Başkanlığımız sırasında, Valimiz Halil İbrahim Daşöz’ü ziyarete gitmiştik.

Taleplerimiz içindeki, Baro Lokalini iletirken, “Avukatların aileleriyle, çocuklarıyla bir arada olacakları, kaynaşıp, yakınlaşacakları bir lokalimiz yoktur. Yenilenen Tarihi Beş Konaklardan birinin Baro’muza tahsis edilmesini istiyoruz.”, “Huzur içinde olan avukat, Anayasa’mızın Hukuk Devleti ilkesine daha iyi hizmet edecektir.” dediğimde, Sayın Valimiz, sözlerimi abartılı, aşırı, yapay bulmuş gibi hafif tebessümle karşılamıştı.

Hepimiz samimi olmalıyız, herkesi kendimiz gibi bilmeliyiz.

Sıkıntılar bunlardan ibaret mi?

Bunlarla birlikte en güncel sıkıntımız bir adliye binamızın olmayışı.

Yeri belirlendi, projesi hazırlandı ve 29 Eylül’de ihalesi yapıldı.

Hayırlı olsun!

Ama süreç uzun.

Ve şimdi mahkemelerin, kent merkezinden ve birbirinden kilometrelerce uzaklıkta olan altı binada hizmet veriyor olmaları durumu can alıcı sorunumuz.

Can alıcı dedim de, gerçek anlamıyla da can tehlikesi altındayız.

Kayseri Ankara asfaltı iki yanında, doğru dürüst park alanı olmayan binalardaki mahkemeler arasında koşuşturan avukatın, maazallah trafik kazasına uğraması ihtimali az değil bilesiniz.

Bu altılı adliye binaları meselemizin halli için üç beş sene beklenemeyeceği açıktır.

Mahkemelerin en hızlı şekilde, aynı çatı altında bir araya getirilmesi elzemdir.

Çözüm öneriniz var mı?

Var! İşte Muhteşem Dünya Kayısı Ticaret Merkezi…

Bitti, peyzaj çalışmaları yapılıyor.

Merkeze altı kilometre uzaklıkta, Şehir Mezarlığımız yanında. (Sonunda, hepimizin gideceği yer orası zaten!)

Öyle bir merkez ki…

“Bin kadar dükkanı var” desem yeter mi?

Banka yerleri, zabıta, polis yerleri, üreticilerin, tüccarların, toplantı ofisleri, konferans salonu, kayısı müzesi, mescit, kafeterya, depolar, spor mekanları…

Bu devasa Merkezden, Adliye Binamız yapılana değin, dağınık mahkemelerin bir araya getirilmesi için yer verilmesini istemek çok çok makul bir talep değil mi?

Yerine getirilmesi çok çok kolay değil mi?

Bunun herhangi bir çalışmayı zaafa uğratmayacağı malum değil mi?

“Bu Merkezin her yerinin dolması seneler alır” demek doğru mu?

Otuz kırk yıllık ihtiyaçları karşılayacak büyüklükte mi?

Mahkemeler buraya taşındığında boşalan yerler eski ihtiyaç sahiplerine dönmüş olacak mı?

Yanıtlar hep evet.

O halde;

Sayın Mülki ve Mahalli İdare Amirleri, yukarıda sunduğumuz ve sizin de re’sen gözeteceğiniz nedenlerle,  ‘Evet’ diyerek, ‘davamızın’ kabulüne kararlarınızı arz ve talep ederiz.