İslam Kardeşliği-Kan Kardeşliği

Abone Ol

2015’te Van’da yapılan TBB Mali Kongresinde, söz aldım. Cübbemi giydim, kürsüye çıktım.

“Hepinizi Van Denizi kıyısından saygıyla selamlıyorum.” dedim. Vanlılar göl demezler, Van Denizi derlermiş. Devam ettim:

“Eşimle aracımıza binip, sabah Malatya’dan çıktık. Bingöl’deki, 33 Şehit Anıtı önünde, saygı duruşunda bulunduk. Fatihalar okuduk. Palu, Bingöl, Bitlis, Muş şehir merkezlerine girdik. Gezdik. Çay içtik, çorba içtik. Vatandaşlarımızla sohbet ettik. Gördük ki, Malatya’yla, Malatyalı hemşerilerimizle buraların, buralıların arasında hiçbir fark yok. Mesela, Bitlis’te MHP’nin giydirilmiş seçim aracı dolaşıyor, bangır bangır propagandasını yapıyordu. Her akşam televizyonlarda konuşan o koca koca rütbeli profesörlerin, yazarların, gazetecilerin ‘Doğu elden gitti.’ içerikli dayatmaları aklıma geldi. Ne kadar boş, ne kadar yalan, ne kadar maksatlı olduğunu gördüm...”

Meslektaşım Necati Karabay şahittir.

Van’dan, Doğubayazıt’a kadar gittik.

Yollar, Malatya- Elazığ, Malatya-Kayseri yollarından daha iyi. Bölünmüş yollar, yan yollar, refüjler, köprüler, viyadükler, tüneller, alt geçitler, üst geçitler, çamlar, güller harika.

Okul binaları, Belediye, Hükümet, Üniversite, Hastane, Adliye binaları yepyeni, pırıl pırıl.

İki sene önce de Tunceli’ye gitmiştik.

Gördüklerimizi, izlenimlerimizi, ‘Tunceli Değil Paris’ başlığıyla Busabah Gazetesinde yazmıştım.

Batı Anadolu’daki küçük sahil kentlerinden farkı yoktu.

PKK terörüyle haşır neşir olan gençlerimiz, eğitimle, sanatla, sporla oturup kalkıyordu.

Yirmi yaşımda yazdığım ve Malatya Gayret gazetesine yayımlanan yazımın başlığı, “Yöreler Arası”, konusu da İzmir’den gelen bir arkadaşımın, doğuya bakıp, ‘Burası da Türkiye’mi?’ demesi üzerinden, Devletin Doğu, Güneydoğu illerimizi ihmal edişi ve benim bunu eleştirişimdi.

Ne yaptıysa Recep Tayyip Erdoğan yaptı Doğumuza, oralarda yaşayan vatandaşlarımıza, Türk’ümüze, Kürt’ümüze olumlu ayrımcılık yaptı.

Kürtçe dil eğitim kurslarının açılması, yerleşim birimlerinin adlarının özgününe dönmesi, Orta Dereceli okullarımızda Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okunabilmesi sağlandı, TRT Kurdi kanalı yayına geçti, mahkemelerde Kürtçe savunma yapılabilmesi sağlandı…

Cumhurbaşkanımız, Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmada, “Kürt kardeşlerim, sırf Kürt oldukları için herhangi bir yerde karşılaştıkları bir sıkıntı varsa, söylesinler düzeltilmesi için beraber mücadele edeyim.” dediğini hatırlıyorum.

Ne kaldı, Ana Dilde eğitim mi?

Özerklik mi?

Bunu herkes bilmeli ve kusura bakmasın ki, dünyada, doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde, Asya’da, Avrupa’da, Amerika’da, Afrika’da hiçbir devlet vatanını, milletini bölmez; bölmek isteyenlere bütün varlığıyla müsaade etmez.

PKK Kürtlere ne verdi?

Ölüm, kan, gözyaşı, devlet yatırımlarını engelleme…

1978’de kuruldu, pardon kurduruldu. 1962’de, bir ABD Yardım Kuruluşu Kürtçe Lügat ve Alfabe bastırılması masraflarını üstlendiğine, bunu Musa Anter de desteklediğine göre PKK’yı da onların kurdurduğunu söyleyebiliriz.

PKK, kulağına fısıldanan veya eline verilen projeye göre, Kürt solcularını öldürmeyle işe başladı.  Kawa, DDKO, DDKD, Özgürlük Yolu, Rızgari, Ala Rızgari, Joja Velat, yandaşı, lideri Kürtleri ortadan kaldırmakla işe başladı.

Öldüre, öldüre bunları saf dışı bıraktı.

Kadın, erkek, yaşlı, genç demeden öldürdü.

Adına, boşuna Bebek Katili denmedi.

Peki, Kürt anaları PKK, o yavrularını, evlatlarını zorla veya içi boş hayallerle kandırıp dağlara götürsün, ABD’ye kurban etsin diye mi doğurdu?

Kürt’ün, Türk’ün devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ABD’ye hizmet eden PKK yüzünden kan veriyor, can veriyor, mal veriyor.

O 1978, bu 2024.

Kırk seneyi geçmiş.

Bu güne kadar ne değişmiş, ne elde etmiş ki, bundan sonra da ne elde ede?

Türkiye’nin, doğusunun da, batısının da daha fazla gelişmesine engel olmuş.

Beş gün önce, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi Şirketi TUSAŞ’ın yerleşkesinde beş kişiyi şehit eden, yirmi iki kişiyi yaralayan, kendileri de ölen PKK’lı teröristleri, ABD, İsrail ikilisi göndermedi mi oraya?

Besleyenler, donatıp kuşatıp kullananlar yaşıyor, Kürt anaların yavruları terörist yapılıyor, ölüyor, öldürüyor.

Düşünün, TUSAŞ çalışanı Makine Mühendisi Zahide Güçlü, eşinin gönderdiği evlilik yıldönümü çiçeğini almak için nizamiyeye giderken bu katil örgüt tarafından şehit edildi…

ABD, İsrail vd. Bölgede, Avrasya kıtasının doğu ve batısı arasında Müslüman, güçlü, sözü dinlenen bir Türkiye istemiyor.

Bunu bilmeyenimiz yok herhalde.

Bunun için, kız alıp vererek kanı kanına karışmış, Türk-Kürt vatandaşlarımızın kardeşliğini bozmak, araya fitne sokmak ve o güçlü Türkiye’yi engellemek istiyorlar.

ABD, 1962’de, sözde bir yardım kuruluşuyla, başka ne için Kürtçe Lügat ve Alfabe bastırması için para verir?

Beni, dinlerken çok düşündüren, geçtiğimiz Cuma gününün hutbesinden söz etmeden geçemeyeceğim. 

Çok uyarıcıydı, çok dikkat çekiciydi.

Altıncı paragrafında şöyle deniyor:

 “Etrafımızın ateş çemberine döndürülmek istendiği bu günlerde bize düşen, İslam Kardeşliğini esas alarak birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmektir. (…) Aziz şehitlerimizin, uğruna canlarını feda ettikleri, kahraman gazilerimizin cepheden cepheye koştukları ulvi değerleri yaşamak ve yaşatmaktır. Hülasa, ülkemize ve aziz milletimize karşı oynanan kirli oyunları feraset ve basiretle boşa çıkarmaktır.”