Işık da mı yok!

Abone Ol

“Sene 2023”… Bu tarih unutulmazlar içine girdi.

Kendisinden için,

-Unutmayacağız, unutturmayacağız! denilmesine de hiç ihtiyacı yok.

Eminim ki, Malatya’da da, Türkiye’de de, hatta dünyada, belki bin, belki binlerce yıl unutulmayacak.

Yıktıklarıyla, öldürdükleri, yok ettikleriyle insanlığın belleğinde kalacak.

Gerek yapıcı, gerek denetçi, gerek yönetici, gerekse alıcı nefsine yenilip, Allah’ın verdiği şirin aklından uzaklaşmasaydı, bu depreme yenilmez, ocakları söndürmez, bunca insanı malından mülkünden etmez,  çadırlara, konteynerlere sokmazdık.

Daha geçenlerde, tek katlı bir evin temel betonu dökülürken, kalıp tahtasının basınçla açılıp su basan duvarını bozmuş olmasını müteahhide gösterip,

-Buna bir mühendis baksa iyi olur dedim.

Adamın umrunda değildi. 

Neyse ki, bir mühendise fotoğrafı gösterilip, ”Bir şey olmaz!” oluru alınmıştı.

Mühendis,

-Bu olmaz, sökülmesi lazım deseydi gereği ne kadar yapılacaktı?

O beton kırılacak, o demirler sökülecek miydi?

Büyük ihtimalle,

-Bir şey olmaz ya! denilip devam edilecekti.

Peki, büyük inşaatlarda, sitelerde, alıcının, bilgisinden, görgüsünden ırak, adeta kapalı kapılar ardında yapılan binalarda buna ne kadar uyuluyor?

Denetçi, yükleniciyi ne denli denetliyor, ne kadar zorluyor, ne kadar diretiyor?

Hata varsa, maliyeti göze alınıp gideriliyor mu?  

-Bir şey olmaz ya! mı deniliyor yoksa?

Sözünü ettiğim binayı yapan müteahhide,

-Bu beton sulanmayacak mı? dedim.

O saate kadar bir defa sulanmış olması gerekirdi.

Baktım hiç oralı değildi.

-Evet ya! dedi.

Gaziantep depreminde, hiçbir binası yıkılmayan bir müteahhidin,

-Binaların betonlarının yeterince sulanması gerekir. Müteahhitler bunu gereğince yapmıyorlar dediğini söyledim.  

-Evet dinlemiştim dedi.

Bu sıcak havalarda, içindeki suyun hızla buharlaşıp da, betonun prizinin bozulmaması için, bu sulama sabah akşam, yedi gün yapılmalıdır.

Bunları, Erzurum İnşaat Teknisyen Okuluna, iki sınavı kazanıp giren, lise mezunlarının iki yıl okuduğu  bu okullarda, dört yıl çok sıkı bir eğitim gören ve Malatya Belediyesi Fen İşlerinde dört yıl inşaat teknikeri olarak çalışan biri olarak söylüyorum.

Biz avukatlar, Hukuk Fakültesinde hak, hukuk kavramının bin bir şeklini, bin bir tanımını, okuyarak, zihnimizde tartışarak hukukçu kimliğimizi oluşturuyoruz.

Hukukçu formasyonu kazanıyoruz.

Buna sorumluluk bilinci de denebilir.

İnönü Üniversitesindeki bir konferansıma, Sokrates’in,

“Haksızlık yapmış olmak yerine, haksızlığa uğramış olmayı yeğlerim.” sözüyle başlamıştım.

Bizim Yüce Dinimiz başlı başına dürüstlük, başta sona doğruluk üzerine kurulu değil mi?

“Bir ırmakta abdest alırken bile suyu israf etmeyin!” diyen bir Yüce Peygamberin ümmeti değil miyiz?

“Allah doğrunun yardımcısıdır.”, “Doğru duvar yıkılmaz” sözünün sahibi bir Büyük Milletin mensupları değil miyiz?

Bir mühendis, bir mimar, bir jeolog, bir denetçi olarak ve elbette ki bir müteahhit olarak işimizi doğru yapacağız, hesabımızı, kitabımızı, denetimimizi, binamızı doğru yapacağız.

Paraya, pula meyletmeyeceğiz.

Bu binanın içinde oturacak olanın canını, ödediği paranın kıymetini aklımızdan, vicdanımızdan çıkarmayacağız.

Alıcı olarak da süse püse değil, sağlamlığa bakacağız.

On beş yıl kadar önce Er TV’de, arkadaşlarım Mikail Pelit ve Eşi Neriman Pelit’in konuğuydum. 

Depremi konuşuyorduk.

İnönü Üniversitesi Jeoloji hocası Prof. Dr. Mehmet Önal bağlandı.

Malatya’nın faylarını anlattı.

Özellikle ‘Çöşnük Fayı’ dediği kırıktan söz etti ve,

-Binaların depreme dayanıklı yapılması, belediyelerin görevlerini iyi yapması halinde depremler korkulur olmaktan çıkar dedi.

-Hocam deprem öldürmez, yerel yöneticiler öldürür diyebilir miyiz? dedim.

-Evet, tabii ki diyebiliriz dedi.

Bakın, yukarıda sözünü ettiğim o tek katlı binanın yüklenicisi, büyük depremlerin içinde olduğumuz şu zamanda bile ne kadar duyarsız.

Öyleyse, Devletimiz, Valimiz, Belediye Başkanımız… mühendis-mimar odaları, Gönüllü Kuruluşlar ve de Basınımız o müteahhitler, o mühendisler, o denetçiler karşısında, alış verişin içinde olmayan kurumlar olarak hep ayakta olmalı

Not: Yıkımlar, enkazların kaldırılması gecikiyor.

Bunu anladık da; şehrin göbeği, ana caddeleri niye zifiri karanlık?

Işık da mı yok!