Ortadoğu’da yaşanan her kriz, aslında İsrail’in yayılmacı politikalarının yeni bir aşamasına işaret ediyor. Gerek Suriye’deki işgal hamleleri gerekse Filistin’de yıllardır devam eden zulüm, Tel Aviv yönetiminin bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabasının bir parçasıdır. Ancak bu kez İsrail’e yönelik gelen tepkiler yalnızca bölgeyle sınırlı kalmadı; İran’dan gelen ilginç bir öneri, İsrail’in politikalarını dünya çapında tartışılır hale getirdi.
İRAN’IN GRÖNLAND ÖNERİSİ: BİR İRONİ Mİ, BİR ÇAĞRI MI?
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ABD Başkanı Donald Trump’ın Filistinlileri Ürdün ve Mısır’a sürme fikrine verdiği yanıt, diplomasi tarihinde ender görülen türden bir çıkıştı. Arakçi, “Filistinlileri değil, İsraillileri sürelim. Mesela Grönland’a gönderelim” diyerek hem Trump’ın hem de İsrail’in etnik temizliğe dayalı politikalarını alaya aldı.
Bu açıklama, elbette bir gerçeklikten çok, İsrail’in benimsediği politikaların absürtlüğünü vurgulamak için yapılmış bir ironi olarak değerlendirilmeli. Çünkü eğer devletlerin varlığı, sadece güçlünün zayıfı sürgün etmesiyle şekilleniyorsa, o halde İsrail’in kuruluş süreci de aynı mantıkla ele alınmalıdır. Arakçi’nin bu sözleri, İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulmü en net şekilde ortaya koyan bir tersine çevirme örneğidir.
Ancak burada asıl vurgulanması gereken, bu tür fikirlerin bile tartışılabiliyor olmasıdır. Zira İsrail, uzun yıllardır Filistin halkını sistematik bir şekilde yerinden etme, bölgenin demografik yapısını değiştirme ve Filistin’i haritadan silme politikalarını uygulamaktadır. Eğer İsrail’in politikalarını haklı görenler varsa, o zaman aynı mantıkla bu tür önerilerin de tartışılması gerektiğini kabul etmeleri gerekir.
FİLİSTİN’İN KUTSALLIĞI VE VAZGEÇİLMEZLİĞİ
Filistin, yalnızca coğrafi bir bölge değil, tarihin en büyük direniş destanlarından birinin merkezidir. Filistin meselesi, sadece Arap dünyasının ya da Müslümanların değil, tüm insanlığın vicdani bir sınavıdır.
Filistin, insanlık tarihinin en eski yerleşim bölgelerinden biri olduğu gibi, üç büyük dinin de kutsal kabul ettiği toprakların üzerinde yükselmektedir. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın, Gazze’nin ve Batı Şeria’nın taşıdığı manevi değerler, bu toprakları sadece bir toprak parçası olmaktan çok daha fazlası haline getiriyor.
Ancak İsrail, bu gerçeği değiştirmeye, Filistin’i bir toprak meselesine indirgemeye ve Filistin halkını “taşınabilir” bir nüfus olarak görmeye çalışmaktadır. Oysa Filistin halkı, İsrail’in planladığı gibi başka ülkelere sürgün edilebilecek, başka topraklara yerleştirilebilecek bir topluluk değildir. Onlar, tarih boyunca orada yaşayan, kimlikleri o topraklarla şekillenmiş bir millettir.
Ne 1948’de Nakba sırasında yaşanan sürgün, ne 1967’deki savaş, ne de bugün Gazze’de yapılan katliamlar Filistin halkının iradesini kırmaya yetmedi. Çünkü onlar, bir milletin yalnızca toprak üzerinde değil, ruh ve inanç üzerinde inşa edildiğinin en büyük kanıtıdır.
FİLİSTİN BİR VATANDIR, VE VATAN SÜRGÜN EDİLEMEZ!
İran’ın ironik önerisi, İsrail’in gerçek yüzünü gözler önüne seren bir mesaj niteliğindedir. Ancak burada asıl önemli olan, Filistinlilerin yerlerinden edilmesine karşı gösterilen tepkidir. Çünkü bir halkı köklerinden koparmak, sadece topraklarını ellerinden almak değil, onların hafızasını, kimliğini ve tarihini yok etmeye çalışmaktır.
Ancak Filistin halkı, tüm baskılara rağmen ayaktadır ve bu mücadele, asla bir yenilgiyi kabullenmeyecektir. Çünkü Filistin, bir harita üzerinde şekil verilmiş bir bölge değil, bir halkın yüreğinde taşıdığı bir vatan idealidir.
“Ve vatan, sürgün edilemez!”
Saygılarımla