Geçtiğimiz günlerde insanların farklı yüzlerinden olan persona yani maske hakkında konuşmuştuk. Bu yazımızda da yine Carl Gustav Jung’un dört arketipinden biri olan “Gölge” kavramını ele alacağız. Gölge arketipi, adından da anlaşılacağı gibi insanın arkasında ve onunla birlikte hareket eden karanlık tarafı temsil ediyor. Kavramın açıklamasının da gölge terimine tam olarak oturduğunu görebiliyoruz.
Gölge arketipi insanın içinde yer alan ve kişinin içindeki karanlık, aykırı ve uzlaşmaz tarafları temsil ediyor ve hepimiz bu karanlık taraf ile sürekli çatışma halindeyiz. İyilik ve kötülük kavramları da bu noktada ortaya çıkıyor. İnsan gölgesine karşı galip gelirse “iyi” diye adlandırdığımız faaliyetlerde bulunuyor. Salt iyilik veya salt kötülük mümkün olmasa da bu çatışmalar sonucu belirliyor.
Gölge terimi çoğu hikâyede veya sembolik resimlerde hayvan motifleri ile temsil ediliyor. Bir nevi insanın hayvani tarafının gölge olduğunu söyleyebiliriz. Jung tarafından her insana miras kalan ve doğuştan gelen bir kavram olarak görülüyor.
Modern insanlar tarafından bastırılmaya çalışılsa da gölgenin her insanda var olduğuna inanıyorum. Öfkelendiğinde farklı birine dönüşen pek çok kişi ile karşılaşmışızdır. Bence insanın öfkelendiğindeki hali gölgeyi açık bir şekilde ortaya koyuyor. Öfke sırasında gölge ile yapılan tartışmadan mağlup olarak ayrıldığımızda ise zararla oturuyoruz diyebiliriz.
Ama şöyle de bir şey var ki; ışık olmadan gölge olmaz. Yani insanın içerisindeki karanlık taraf kadar bir de aydınlık taraf vardır. Kararlarımızın aydınlıklar ve karanlıklar arasındaki çatışmalardan oluştuğunun farkında olursak, çatışmaları biçimlendirmede de o kadar başarılı oluruz.