Müzik ruhun gıdasıdır.
Bu tamam.
Prof. Dr. Erkan Topuz, ruhun yanına beyni de ekliyor.
Nasıl?
Prof. Topuz, tabii ki bunu bilimden alıp ekliyor.
“Müzik dinliyor, bir de müzik aleti de çalıyorsan, beynin de beslenir, İleri yaşta da olsan öğrenmeye çalış” diyor.
Müziğin ruhu beslemesi az fayda değil tabii.
Ben de aman ha bundan geri kalmayın derim!
İşi ileriye götürüp, bir müzik aleti çalmayı öğrenmek, çocuğunu buna teşvik etmek, az değil, kocaman bir faydadır.
Ne demek… beyin gibi bir yönetmen beslenecek.
Bakın, büyük bilim insanı, Erkan Topuz daha ne diyor…
“Hem kulağa güzel gelen, hem beyne iyi gelen bir alışkanlıktır müzik. Müzik dinlemek elbette keyifli, ama müzik yapmak, yani bir enstrüman çalmak, beyin için bambaşka bir egzersiz.
Yeni yayınlanan iki bilimsel çalışma sonunda, ileri yaşta bile bir enstrümana başlamanın, beyni genç tutmaya yardımcı olduğu görülmüş. Uzun yıllar enstrüman çalmış ileri yaştaki kişilerle, hiç çalmamış kişiler karşılaştırılıyor. Kalabalıkta konuşmaları ayırt etmeye çalışırken müzisyenlerin beyinleri daha genç bireylerin beyinlerine benzer şekilde çalışıyor. Yani beyin, işi daha az zorlanarak, daha verimli çözüyor.”
Ne kadar güzel, değil mi?
Hoca aydınlatmasına devam ediyor;
“İkinci çalışmada, yetmişli yaşlardaki bireyler sadece birkaç ay enstrüman öğreniyor. Dört yıl sonra bakılıyor ki, çalmaya devam edenlerde hareket, öğrenme ve hafıza için çok önemli olan ‘putamel bölgesi’ daha iyi korunmuş. Üstelik sözel hafıza testlerinde de daha başarılılar.”
Beynimizde putemal adlı bir yer varmış. İleri yaşlarda dört yıl kadar müzik aleti çalanların beyinlerindeki o yer bozulmuyormuş, sağlam olarak kalıyormuş.
Dahası bu insanların sözel bellek testleri de iyi çıkıyormuş.
İleri yaşıyla, kendisini adeta toplumunu, sosyal medya açıklama ve uyarılarıyla sağlık konusunda aydınlatmaya adayan ve bu konuda yoğun çalışma içinde olan ve çok sayıda izlenme alan Sayın Erkan Topuz, yaşlı insanların beyni de dahil, müzik aleti çalmak ile beyin arasındaki etkileşim hakkında şunları da söylüyor;
“Beyin için geç diye bir şey yok.
Her notada dikkat var, her tekrarda öğrenme var, her melodide iletişim var.
Enstrüman çalmak sadece ruhu değil, beyni de besliyor.
Unutmayın ki, beyin hareketi sever. Müzikle olursa daha da mutlu olur.”
Topuz gibi elli beş yıllık bir bilim insanının bilimden aldığı öğütlerine itibar etmeyeceğiz de, dediklerini yapmayacağız da ne yapacağız?
İlla ki müzik aleti çalmak şart değil, müzik dinlemek de başlı başına bir mutluluk, bir duygu esintisidir.
Ben derdim ki, “Müzik kalbin en yakın arkadaşıdır.”
Müzik aleti çalmak için de, “Bir dil bilen bir insan…’ sözünden esinlenerek, “Bir müzik aleti çalan bir, iki müzik aleti çalan iki insandır.” diyordum.
Bu görüşümün hala yanındayım.
Erkan Hoca, “Beyin hareketi sever. Müzikle olursa daha da mutlu olur.”.
“Her notada hareket var. Her tekrarda öğrenmek var. Her melodide iletişim var.” diyor.
Bir şiir yazmıştım:
Bir bağlama düşünüyorum geçmişten geleceğe
Her çağ ayrı ses ayrı perde
Do Re Mi
Fa Sol diye.
On, on iki sene önce, bağlamayla bir türkü çalıp söylemiş, videoya alıp sosyal medyada paylaşmıştım.
O zaman Busabah Gazetesinde yazan, başarılı gazeteci Mahir Temur, yazısının başında, “Selahattin Sarıoğlu’nun türküsünü dinleyerek bu yazımı yazıyorum” demişti.
Bakınız… Müzik, Selahattin Sarıoğlu bile çalıp söylese!!! köşe yazısı yazanın işine yarıyor.
Ben yazılarımı yazarken de çoğu zaman, ‘mezzo’ diye bir klasik batı müziği TV. kanalı var; onu açar, en alt sesiyle dinlerim.
Diğer zamanlarımda da, TRT Müzik’ten en çok türküler, türküler dinlerim.
Birbirinden değerli Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği sanatçılarımız var. Çok değerli bağlama, keman, ud, cümbüş, tambur, gitar, klarnet, darbuka ve diğer sazları çalanlarımız var.
TRT Müzik çok ama, çok başarılı müzik sunumu yapıyor.
Valla, yazarsam siyaset denecek ama yazmadan edemem.
Bu kanal bile, Türkiye’nin nasıl yükseklerde uçtuğunu göstermeye yeter de artar bile.
Bir de eski TRT Müzik kanallarını hatırlayın ne olur…
Bu kadar müzik, müzik dedim bir sebebi var elbette!
Konuyu bir yere, Malatya’ya, Malatya türkülerine, Malatya Türkücülerine, kalbimizdeki yerleri bize Malatya veren, Malatya Malatya diyen, öbür dünyaya göçmüş türkücülerimiz var; çok şükür aramızda olanlar var… bu çok önemli hususta, bu deprem yemiş ruhlarımızı yeşertmekte, canlandırmakta çok faydası olan bir müzik gecesi yaşadık geçen cumada.
1 Mayıs 26 akşamı, başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, İnönü ve Turgut Özal Üniversitelerimizin ve de Malatya Musiki Cemiyetinin ortak çalışmasıyla başardığı bir Malatyalı Türküler şöleni izledik Kongre ve Kültür Merkezinde.
Program teknik olarak da, sanatsal olarak da çok kaliteliydi.
Özenerek, bezenerek, hazırlanmıştı ve sunulmuştu.
Sazlar, demin yukarıda saydığım çalgılar ve usta çalanlar ve ses düzeni o kadar etkiliydi ki, bağlamanın teline mızrabın ilk değişiyle birlikte içimde, gözlerimde sımsıcak duygular dolaşmaya başladı.
Rahmetli Hakkı Coşkun’un oğlu, değerli arkadaşım, Muhasebeci Abdurrahman Coşkun, babasının ‘Erzurum dağları da kar ile boran/Aldı yüreğimi de anam, dert ile verem’ uzun hava türküsünü, ‘Yüksek eyvanlarda bülbüller öter/Bülbülün figanı aleme yeter’ türküsünü söylerken güzel sesi ve yorumuyla adeta babasını salona getirdi.
Ardından, Dr. Öğr. Üyesi Orçun Akgün, Rahmetli Fahri Kayahan’ın, ‘Keklik dağlarda çağıldar/Yavrum diye diye ağlar” ve ‘Bir oda yaptırdım hurma dalından/İçini döşedim acem şalından’ türkülerini hafif, duygulu sesiyle söylerken içimiz kabardı.
Programın Konsept Danışmanı Nezir Kızılkaya, rahmetli Bedri Karahan’ın (Bedo), ‘Gitme semamm gitme alacam seni/Alıp da sineme saracam seni” türküsünü aslına uygun, güzel bir şekilde söyledi.
Bedri Karahan’ın “Gidenin üçü güzel/Başında saçı güzel/ Saçı başını yesin/Yolda yürüşü güzel/ türküsünü de Prof. Dr. Ersan Çiftci” söyledi, çok güzel söyledi, türküyü sahibinin söylediği yılları anımsattı.
İlhan Kızılay’ın, “Akçadağ köyüne de Ören diyorlar/Benim bu derdime de verem diyorlar” türküsüyle, bir Hukuk Fakültesi öğrencisinin Fırat’ta boğulması olayını anlatan, “Fırat kenarında yüzer kayıklar/Anam ağlar bacım beni sayıklar” türküsünü Sami Koyunoğlu güzel sesiyle söyledi.
Rahmetli Kemal Keskin’in, ‘Aşağı mahallenin de kışı mı geldi” türküsüyle, Arguvan Türkülerinin önder sanatçısı Rahmetli Teslim Budak’ın, ‘Malatya eline serin dediler/Kerneğin gölüne derin dediler/Gelenden geçenden ben yâri sordum/İkindiye doğru gelir dediler’ türkülerini de Öğr. Görevlisi Aykut Alp Tetik söyledi, güzel söyledi.
Rahmetli Sami Kasap’ın, “Bir dağ ne kadar yüce olsa/Bir kenarı yol olur/Bir yiğit ne kadar kahraman olsa/Yine gelir sevdiğine kul olur’ ve ‘Maziye bak sevgilim’ türkülerini de, çok güçlü ve güzel sesiyle, darbuka üstadı Lütfü Acıbucu söyledi.
Son olarak da Cemiyet Başkanı Mehmet Tunç, benim, Rahmetli Dayım Nevzat Gülöz’e ait olduğunu net olarak bildiğim ve kanıtladığım, ancak programda Kemal Çığrık’ın denen, çok ünlü, “Mevlam birçok dert vermiş/Beraber derman vermiş/Bu tükenmez derdime/Neden ilaç vermemiş’ türküsünü söyledi.
Ve salon ve sahneyle birlikte, ‘Malatya Malatya bulunmaz eşin/Gönülleri coşturur ayla güneşin’ marşı(!) söylendi.