Geçtiğimiz yıl, seçimli Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunda bir önergeyle ilgili konuşmak için kürsüye çıktım.
Selamlama sırasında Malatya’dan bahsettim. Dünya Kayısı Başkenti dedim, havasıyla, doğasıyla, insanıyla Malatya Malatya bulunmaz eşin dedim.
Bayağı da alkış aldım.
Önergenin reddinde de katkım olduğu söylendi.
Salonda, Elazığ Baro Başkanı Av. Mustafa Yentür’le karşılaştım.
-Malatya’yı iyi anlatamadın dedi… Güldük.
Az sonra Elazığ TBB Delegesi Av. İbrahim Gök’le konuştuk. O da,
-Malatya’yı iyi tanıtamadın dedi. Yine güldük.
Hani, merhum Özal’a,
-Elazığ-Malatya sorununu (!) ne zaman çözeceksiniz demişler de, O,
-Hele bir Ermeni Sorununu çözelim… demiş ya, mesele o!!!
Tabii bunların hepsi tatlılıklar, güzellikler.
Ufak rekabetler…
Baro Başkanlığımız sırasınaikinci İş Mahkemesi kurulması için çalışmış, iş mahkemesi iki adet olan illerle Malatya’nın verilerini karşılaştırmış, Adalet Bakanlığına dilekçe vermiş, Milletvekillerimize de mektup yazmıştım.
Bir yazının da Adalet Komisyonu Başkanlığından gönderilmesi için, Başkan Orhan Erdim’e gittim. Anlattım. Verileri verdim. İhtiyaç olduğuna dair bir dilekçe yazmasını istedim.
-Tamam başkanım yazayım dedi. Şunu eklemeyi unutmadım,
-Başkanım, Allah’ınızı severseniz Elazığ’a istiyormuş gibi yazın, tamam mı? dedim.
Başkan Elazığlıydı.
-Tamam, vallahi öyle yazacağım dedi.Çok güldük.
O Mahkeme kuruldu.
Söz Baro’dan açılmışken…
Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf) kurulurken, bir BAM’ın da Malatya’ya açılması için çok çabaladım. Milletvekillerimizle görüştüm. Vekilimiz Av. İhsan Koca’nın çok çabası olmuştu.
Karar verildi.
O mahkeme Malatya’ya şimdi açılacak.
2002’de,Zafer Bayramı törenindeYönetim Kurulu üyesi olarak,Baromuzu temsil etmem için, rahmetli Başkanımız Niyazi Gökçe beni görevlendirmişti.
Atatürk Anıtındaki çelenk sunma töreni bitti. Ordu evine geçtik. Kokteyl vardı.
- Ordu Komutanı Org. Fevzi Türkeri yanımıza geldi. Sohbet ettik.
-Elazığlıyım, hemşeriyiz dedi…
Ertesi gün de Malatya-Elazığ maçı vardı.
-Komutanım, yarınki maçta kimin yenmesini istersiniz dedim… Burada da çok güldük.
Önceki gün, Elazığ’dan dünürümüz ve yakınları geleceklerdi.
Tavacı tanıdığı aradım, sipariş verdim. Sonunda da,
-Misafirlerimiz Elazığlı. Ona göre. Elinizden geleni yapasınız ha! deyince,
-Tamam anladım Selahattin Bey. O iş bende dedi tavacı.
Yemek çok güzel olmuştu gerçekten…
Şimdi de adı Serkan olan iki kişiden bahsedeyim.
Biri Serkan Güzel, diğeri Serkan Çirkin…
Serkan Güzel Elazığlıdır.
Bir Malatya tanır.
Güzel mi güzel insandır.
Şimdi Edebiyat Öğretmeni.
Malatya Yorum Gazetesini çıkarırken bizimleydi.
Sonra televizyonda çalıştı.
Eşi Nazlı Güzel kardeşim de TürkiyemTv’de program yapıyordu. Çok konuk olmuştum programlarına.
Eşlerin biri birinden güzel insanlardı hakikaten.
Şimdi maşallah kocaman yavruları var.
Allah selamet versin onlara da cümlesine de.
Diğer Serkan’ım ise Akçadağ Örenli.
Geçen Pazartesi, eşimle Doğanşehir’e gitmiştik. Tapu’da işim vardı.
Dönüşü aynı yoldan değil de, Akçadağ üzerinden yaptık ki, bu yol, yemyeşil yoldu.
Önce de yazmıştım bunu.
O zaman da Ören’den geçerken durmuş Muhtar Birol Çirkin ve diğer kişilerle çay içmiştik.
Bu sefer, dördüncü dönemdir Ören Muhtarlığını yapan değerli insan Birol Çirkin’in dükkanının önünde oturduk, çay içtik.
Muhtarım, köyünün dertleriyle dertliydi tabii.
Sokakları süpürene ceplerinden para verdiklerini, Büyükşehir Belediyenin, yeni yaptıkları cemevinin çevre düzenlemesini yapmaya söz verdiğini, hala yapılmadığını, su için sondajı vurulduğunu, suyun çıktığını ama daha tamamlanmadığını söyledi.
İçeriye seslendi, “Serkan,oğlum gel fotoğrafımızı çek!” dedi.
Serkan geldi, hiç yüzümüze bakmadan fotoğrafımızı çekti gitti.
Serkan, yakışıklı, tertemiz Atatürkçü bir can maşallah.
Niye bakmadı ki yüzümüze…
Evde bu yazıya çalışırken, sosyal medyadan aldığım kopyala yapıştırlar içinde, mavi renkli Serkan Çirkin adı dikkatimi çekti.
Derken, Serkan Çirkin’in Ören Muhtarımızınoğlu olduğunu, ben Ak Parti’ye geçtikten sonra, 2018’de, sosyal medyadaki bir paylaşımıma ağır bir eleştiri yorumu yazdığını gördüm.
O yorumu ve yanıtımı virgülüne dokunmadan paylaşmak istiyorum…
“Serkan Çirkinbu bir ihanettir. tam anlamıyla rant ve çıkar işidir bu barış şehitlerine ihanettir dönen dönsün yolundan biz sözümüzü tutacağız 10 ekim barış şehitlerimize sözümüz var siz çıkarlarınız için koltuk sevdası için gidin biz hala mücadeleye devam edeceğiz yılmadan yorulmadan bıkmadan usanmadan siz ve sizin gibilere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz hiç bir koltuk hiç bir menfaat bizi yolumuzdan döndüremeyecek.”
“Selahattin Sarıoğlu: Sevgili Serkan Çirkin Ak Parti milletin sempatisi, güveniyle Türkiye’yi yönetme hakkını kazanmış bir partidir. Bu sevgi, bu güven on altı yıl içinde azalmamış artmıştır.
Kendisine verilen bu yönetme görevi sırasında hata da yapmış olabilir kuşkusuz. Hatayı yapan bedelini öder elbette.
Milyonlarca vatandaşımızın sevdiği bir partiye katılmak niye ihanet olsun… Ben de siyaset yapma yerim olarak bu partiyi tercih etmişim.
10 Ekim Ankara kıyımına gelirsek… Orada yaşamını yitiren her can canımızdan bir parça kopararak aramızdan ayrılmıştır.
Acımız devam ediyor.
Peki bununla Ak Parti’nin ilgisi ne?
Ak Parti bir vatandaşının, değil ölmesi, tırnağının taşa gelmesini dahi istemez.
Ben bu tür algı yanıltmalarını, insanları Ak Parti’ye düşmanlaştırma çabalarını çok gördüm. Bu algıyı yayanlar asıl vatana, CHP’ne ihanet edenlerdir.
Sevgili kardeşim, siyasetçilerin yalan söyledikleri, menfaatlerine göre hareket ettikleri genel gerçektir. Ama bu genel yargıyı herkese uygulamamak gerekir. Bir düşünür, “Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır.” der. Benim, menfaatimi düşünerek hareket edip etmediğime geçmişimi, çalışmalarımı inceleyerek karar versen daha doğru olmaz mı? Sonra ben CHP’nin CHP olmaktan çıktığını, kendi projeleri değil başkalarının projeleri peşinde koştuğunu gördüğüm için 2017’de istifa etmiştim, yeni değil ki…”