Askıda 10 Mayısa kadar bekletilip, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının kabul sürecinden geçen “ Türkiye Yüzyılı Maarif modeli” onaylandı. Gözünüz aydın. Gözünüz aydın ana-babalar. Gözünüz aydın veliler, gözünüz aydın sevgili çocuklar. Başkanlık modeline girerken verilen vaatleri, bu Maarif modelini görünce hatırladım. Verin bu kardeşinize eveti sizi uçursun. Bu kez kampanya Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kadar etkili yürütülmedi, zira kokusunun daha çabuk çıkacağına, bu maarif modelini hazırlayanlarda muhtemelen inanıyorlardı. Unutmadan bir de kampanya ya da diğer adı ile askıda kalma sürecinde, bilmem kaç bin öğretmene, onun üç misli öğrenciye, sivil toplum örgütleri, hatta üniversitelerimize sorulmuş, 67 binden fazla konuyla ilgili görüş alındığı, bunun 38 bin kadarının eğitimin paydaşlarından geldiği, Milli Eğitim Bakanlığının tanıtımlarında anlatıldı. Bize de alkışlamak düşer.
Bu kez TV’de bilindik yüzler… Kardeşim ben “EVET” diyorum sen de var mısın? Diye de sormadılar. Ne futbol yorumcusu şeytanlardan, ne milyon dolarlarını, bankacı, akıllı bir kadına kaptırmış saf futbolcu eskilerinden konu ile ilgili fikir alınmamıştı. Her konuda bilgisi olan ama kendi paralarının yönetimini bilmeyenler kadar eğitim sendikalarından görüş alınmamış, itiraz edenler ise dinlenmemiştir. Ben, en fazla da buna bozuldum.
Yukarıda anlatmaya başladığım maarif modelinin ismini hatırladınız mı? "Türkiye Yüzyılı“ ifadesi, bir parti ve partili Cumhurbaşkanı'nın 2023 genel seçimlerindeki sloganına atıf yapan bir kavram. (Bu ifadenin modelde kullanılması) Türk Milli Eğitimi'nin birinci temel ilkesi olarak geçen ve genellikle 'eşitlik' olarak bilinen ilkeye gölge düşürmüyor mu?
Model, mevcut programlardaki eksiklikleri gidermekten çok ideolojik bir gündemle hazırlandığı izlenimini ilk okunduğunda ele veriyor. Modelin tamamını burada incelemek amacında değilim, ayrıca benim gibi, son 30 yılını Avrupa’nın bir ülkesinde geçiren biri olarak bana mı düşer? Bu da başka bir soru. Müfredatta, “aklıselim” “kalbiselim” gibi ifadeler, “erdem” “değer-eylem” modeli, evrensel ilkeler, insan hakları ve çocuğun üstün yararını değil de; siyasal iktidarın, siyasal- ideolojik hedeflerini gösteren, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı insan modelini hedefe alan bir müfredat olduğuna dair kanıt oluşturuyor. Yetkin ve erdemli insan gibi sorgulanması ve somutlaşması mümkün olmayan kavramlar ve değerler, programda sık sık ele alınan eleştirel düşünme, meraklılık, esneklik ve problem çözme gibi becerilerle zıtlık oluşturabilir.
Kavramların sınırlarının net olmaması ve tutarlı bir kavramsal çerçevenin bulunmaması, çoğunlukçu, ahlakı dindarlığa indirgeyen eğitim programlarının önünü açabilmesi için özellikle hazırlanmış gibi duruyor.
Programda hangi erdemlerin hangi değerlerle ve ne tür yaklaşımlarla eşleştiği "erdem-değer-eylem" tablolarında anlatılıyor. Aralarında adalet, aile bütünlüğü, dürüstlük ve mahremiyetin de olduğu 20 farklı değer üzerinde duruluyor. Ancak değerlerin öğrenciye hangi derste ve nasıl kazandırılacağına ilişkin net bir açıklama yok.
Bilimsel eğitim ve akademik başarının önemsizleştirip, her satırda ahlaklı, erdemli, inançlı birey yetiştirmenin önemine vurgu yapılan, bolca sabır telkin edilen bir program karşımızdaki. Metinde, ‘bilim‘ sadece 43 kez, ‘ahlak‘ 61 kez, ‘erdem‘ 46 kez, ‘değer’ ise hepsinden fazla yüzlerce kez kullanılırken, Atatürk ve Cumhuriyet hiç kullanılmamış. İlahiyat terimleri sözlüğünden alınmış gibi, gelişim ve evrim demekten kaçınmak için ‘tekamül’, bilim yerine ‘ilim’ kelimelerinin tercih edilmesi, ‘belagat’, ‘kamil insan’ vurguları, kendi ideolojilerine uygun bir nesil yetiştirme hedefledikleri anlamına geliyor. Sanki bir tekkede mürit yetiştiriyorlar! Maarif Modeli değil, mürit yetiştirme modeli! Dünyada onlarca çağdaş eğitim modeli, uzun inceleme, testler ile geliştirilmiş, başarıları takdir edilen modellere benzer, bu topraklardaki yapıya uygun bir modelin geliştirilmesi yerine, hiç bir örneğe uymayan bir modeli Milli Eğitim Bakanlığı önümüze getirip koyuyor. Ama bunca uğraşa, bunca doğranmaya, kıyıma rağmen, Tevhid-i Tedrisat Kanunundaki ilkelere, Cumhuriyet, devrim ve ilkelerine bağlı öğretmenlerin, çağdaş eğitime bağlı kalıp, Cumhuriyet ilke ve inkılaplarına bağlı nesiller yetiştireceklerine inancımı kaybetmeden, hala umudumu korumak istiyorum.
Yazıma Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleriyle son veriyorum.
“Cihan medeni ailesinde sayılır bir mevki sahibi olmak isteyen Türk ulusu, evlatlarına vereceği eğitimi, mektep ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki tür kuruma teslim etmeye hâlâ katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretim birleşmedikçe aynı düşüncede, aynı anlayışta bireylerden oluşan millet yapmaya imkân olmaz mıydı?”