Hey gidi günler!

Abone Ol

Yazlık sinemaların revaçta olduğu... Malatyalıların, “gaynamış nohut”, “eğlenceler” (çekirdek satıcısı) sesleri ve Fahri Kayahan’ın şarkıları arasında gittiği, her nedense hep maviye boyanmış, tahta sandalyeleri olan, Pınar, Yeni Melek, Renkli sinemalarının da zengin kız fakir oğlan aşklarının anlatıldığı Ayhan Işık, Ediz Hun, Muhterem Nur, Pervin Par filmlerini çekirdek çitleyip, Demir gazozu içerek, yer yer hüzünlenip yer yer gülümseyerek izledikleri insanların birbirini tanıyıp saygı duyduğu sinemalarda salı ve cuma günleri 14.30 matinesinin yalnız bayanlara ayrıldığı, çarşamba günlerinin de talebeye tenzilatlı olduğu güzel yıllardı o yıllar.

Malatya gençlerinin, kollarına gümüş künye, boyunlarına altın kolye takarak özellikle salı ve cuma günleri, Temelli pasajı boyunca volta atıp piyasa yaptığı günlerdi.
O yıllar Almanya’dan gelen gurbetçilerimizin getirip meşhur ettiği “naylon” gömlek giymenin moda olduğu yıllardı.
Öyle her isteyen naylon gömlek giyemezdi de, çünkü bulması zordu. Kadın kıyafetlerinde de “jarse” ve “orlon”un moda olduğu yıllardı.
Mongol gömleklerinin düğmelerini yarıya kadar açan, ağır abilerin “şevrole” taksilerin arka sağ köşesine oturup, şoförlerin de “üçgen” (yan) oturarak ikinci vites hızında, müzik dinleyerek “gonfor” yapmanın moda olduğu yıllardı.
Üçgen oturmak da maharet isteyen bir işti, tecrübe gerektirirdi, her şoför üçgen oturmayı beceremezdi, dolayısıyla her şoförün arabasıyla “gonfor” yapılmazdı.

Et almak için Kasap Pazarı’na, sebze, meyve almak için “Ganere”ye giderdiniz. Katışıksız yoğurtları da “yoğurtçu pazarında” bulabilirdiniz. Zahire (zargha) almak için de “arasa”ya yani buğday pazarına gitmeniz gerekirdi. Karnınız acıktıysa mis gibi kokan tereyağlarının “cazzz” diye üzerine dökülerek servis edildiği “Gellelli veya Ganere” kebabını yemek için Halis Aslantürk’ün Lezzet Lokantası’na uğramanız yeterliydi.
Gellelli kebabından sonra tatlı ihtiyacını ya Pastacı Rıfat’ın pastanesinde bülbül yuvası veya Fuayip Saral’ın “Altun” pasta salonunda revani yiyerek giderebilirdiniz. Tatlının üstüne dondurma canınız çektiyse “Fen Dondurmacı” Süleyman Sarıcı ustayı merdiven altındaki yerinde ziyaret etmeniz gerekirdi.

Okullarda yerli malı haftalarının yapıldığı, yerli üretimin teşvik edildiği, tutumlu olmanın öneminin vurgulandığı yıllardı. Bizler de buna uyar, okulda silgilerimiz kaybolmasın diye boynumuza asar, kurşun kalemlerimiz minicik kalıncaya kadar kullanırdık.
Şimdi mi?
Şimdiyi ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...