Hey Aziz Nesin

Önceki gün, Ak Partili olduğum için bana dargın meslektaşım, Zeki Abiyle karşılaştım. O kaldırımın bir kenarında, ben bir kenarındaydım.

Abone Ol

Önceki gün, Ak Partili olduğum için bana dargın meslektaşım, Zeki Abiyle karşılaştım.

O kaldırımın bir kenarında, ben bir kenarındaydım.

Göz göze geldik.

O yüzünü çevirdi hemen.

Hani türkü, “Beni görüp yüzün öte dönderme” diyor ya!

Bana bir cesaret geldi, bir aşk geldi.

Hızla yanına vardım.

-Zeki Abi nasılsın? Niye kaçırıyorsun gözlerini? dedim.

Yumuşamış, duygusallaşmış, gözleri dolukmuştu.

Tokalaştık, sarıldık birbirimize.

Yıllar, yıllar öncesinden tanırım kendisini.

Son derece dürüst, son derece mert, son derece açık sözlü, son derece kültürlü ve de Atatürkçüdür.

Ankara Barosunun tanınmış avukatlarından rahmetli dayım Cemal Başbay 1977 Genel Seçimlerinde CHP Malatya milletvekili aday adayıydı.

Zeki Abi o zaman Ankara Hukuk’u yeni bitirmiş, seçim çalışmalarında dayımla beraberdi.

Ben de o tarihte Malatya Belediyesi’nde İnşaat Teknikeriydim (İlk mesleğim) ve Gayret’te de yazı yazıyordum.

O zamanlar, özellikle gençler arası sağ-sol gerilimi yükselişteydi.

Süreci yöneten ABD, provokasyonlarla kazanın altına odun atıyordu hep.

O dönemlerin, lise son sınıf öğrencileri, hatıra olsun diye Sınıf Mezuniyet Tablosu hazırlar, yöneticilerin, öğretmenlerin ve o sınıf öğrencilerinin fotoğraflarını bir kartona yerleştirir, çeşitli şekillerle süsler, sözler, sloganlar yazar, bir çerçeve içine kor, fotoğrafını çektirip arkadaşlarına hatıra olarak verirdi.

Tablo, gelen geçen görsün diye ana cadde üzerindeki mağazaların vitrinlerinde de sergilenirdi.

Bir mezuniyet tablosundaki, demir parmaklık içine alınmış Ayasofya Müzesi ve altındaki “Mahzun Ayasofya” yazısı dikkatimi çekmişti.

Bir yazımda mezuniyet tablolarına değinmiş, sonra da, “Mahzun Ayasofya” sözünün ciğergah edici bir nitem olduğunu yazmıştım.

Dayım, bu “Ciğergah” sözünün çok hoşuna gittiğini söylemişti ki, bunu unutmadım.

Çok şükürler olsun, kendi topraklarımızda, kendi irademizi hayata geçirdik ve “Mahzun Ayasofya’yı” “Gururlu Ayasofya” yaptık.

Bu süreçte, televizyonlarda tartışan kimi konuşmacıların, Yunanlılardan daha Yunanlı konuştuklarına şahit olduğumuzu da ayrıca burada belirtelim.

Döneyim başa.

Zeki Abi, “… nasılsın? Niye gözlerini kaçırıyorsun?” demem üzerine,

-En çok sevdiğim kişiydin sen. Nasıl yaptın bunu? Cemal Abinin kemikleri sızlamıştır. Nasıl gittin, Cumhuriyet karşıtlarının, Atatürk karşıtlarının partisine? diyerek, uzun zaman içinde taşıdığı sözleri söylemiş oldu…

Baro Başkanlığımızda, Avukatlar Günü nedeniyle Atatürk Anıtına gittiğimizde, çelenk sunumundan sonra yaptığım konuşmada, “Bizler, fakir halkımızın verdiği vergilerle yapılan okullardan, yollardan, tiyatro binalarından, spor alanlarından daha çok yararlandık. Bu nedenle, milletimize borcumuz var.” derken yanımda Zeki Abi de vardı.

Aradan uzun zaman geçtikten sonra bana,

-Aylarca uyuyamıyordum. Senin o konuşmandan sonra rahat uyumaya başladım demişti.

Hemen söyleyeyim, “Biz işte böyle bir Milletiz. Kalbi Vatan, Millet aşkıyla yanan insanların kurduğu medeniyetlerin mensubuyuz…

Bu, “Cemal Abinin kemikleri sızlamıştır” sözünü, Sosyal Medyada da duymuştum.

Zeki abinin, Atatürk karşıtlığı, Cumhuriyet karşıtlığı çok sert söylemlerdi.

-Abi öyle değil. Vallahi öyle değil, bana inan dedim.

Tabii, bunları açmanın, uzun uzun, güzel güzel konuşmanın ne yeriydi, ne de Zeki Abi buna çok açıktı.

Hani, “Mermeri eriten suyun gücü değil, devamlılığıdır.” ya…

Kolay değil, elli, altmış yıl aynı besinle beslenen, aynı bilgiyle yetiştirilen insanların genetikleri ona göre oluşmuştur.

Bir kitapta okumuştum, “Nasıl fabrikalarda üretilecek ürüne göre hammadde kullanılırsa, düzene uygun kafalar yetiştirmek için de ona göre bilgi kullanılır.” yazıyordu.

Mustafa Kemal Atatürk, 1938’de Ülkemizden, dünyamızdan ayrıldı.

Ardından, her şey yavaş, yavaş, gizliden gizliye el değiştirdi, içerik değiştirdi.

Ne eğitim kaldı, ne sanat, ne bilim, ne tarih, ne coğrafya, ne din ne iman…

Yahu ben 2014’te Bitlis’te, bir güzel, bir harika, bir sanat eseri, bir ata yadigarı taş caminin taşında okudum, fotoğrafını çektim, paylaştım, “Atatürk bu camide namaz kıldı. 13 Kasım 1916” yazıyordu…

Atatürk’ün namaz kılmasından hoşlanmayanlar her kimlerse, bunu gözardı edenler, ders kitaplarına aldırmayanlardır.

İsmet İnönü’nün, “Toplantımız daha dağılmadan, neler konuştuğumuz dışarıya gidiyordu.” dediği de aklımda.

Geriye vatan evladı hüviyetinden soyutlanmış, dans eden, alkol alan, golf oynayan, batı müziği dinleyen, yandaş yapılmış Atatürk, Türk Milletini dinine yabancılaştıran, inanlara da değil, sadece inanmayanlara hizmet eden Laiklik, aile değerlerinden, toplum değerlerinden, milli değerlerden kopmuş, Batı değerleriyle hemhal olmuş Çağdaşlık, dindarlığı gericilik sayan İlericilik, ırkçılık, şovenizm denip terk edilen Milliyetçilik kalmış.

Hani, Aziz Nesin çıktı, “Bu milletin yüzde altmışı aptal” dedi ya!

Bir Atatürkçümüz çıkıp da,

-Hey Aziz Nesin! Sen nesin? Sen büyük medeniyetler kurmuş, dünyanın yirmi iki milyon kilometre kare alanını yönetmiş Büyük Milletime nasıl hakaret edersin? dedi mi?

Bu laf hala dillerde duruyor.

Mağluplar bu söze dayanır, teselli olurlar.

Geçenlerde benimle selamı sabahı kesen akrabama, “Sen, Selahattin Ak Partiye geçti diye küstün, konuşmuyorsun. Kardeşin de Ak Parti’ye geçti!” deyince,

-Kardeşim cahil. Selahattin kültürlü demiş…

ADD Genel Başkanı da, on sene önce Malatya’da, Ak Parti’ye oy verenlerden için, “Cahil, gerici, yobaz” demişti ve ben de ADD Disiplin Kurulu Başkanı olarak, “Başkanım, vatandaşımıza cahil, gerici, yobaz diyemezsiniz” diyerek cevabını vermiştim.

Solcudur, Nazım Hikmet hayranıdır, ama onun Türk Halkı için,

“O, topraktan öğrenip kitapsız bilendir.” dediğinden,

İsmet İnönü’nün,

-Gittiğimiz her köyde en az bir profesör olduğunu bilerek konuşurduk dediğinden habersizdir.

1989’du, dayım bana,

-Oğlum, Türkiye’ye şeriat gelir mi? diye sormuştu.

-Hayır dayı, gelmez. Çünkü sistem yerleşmiş. Kurumsallaşmış dedim.

-Ben de aynı kanaatteyim demişti.

İç ve dış mihraklar el ele vermiş, Türkiye’yi çıktığı o bataklığa tekrar sokmaya çalışıyor.

Adını süsleyip, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” dedikleri o batağa.

El ele verenler, yirmi bir yıldır Ak Parti iktidarı yaşandığı halde, hala “Ak Parti şeriatı getirecek. Atatürk’ü unutturacak, Cumhuriyet’i yıkacak” diyor.

Hala aynı malzemeyi kullanıyor, bizim Atatürkçü kardeşlerimiz bunu anlamıyor!…