Her şey olunuyor da rezil olunmuyor!

Abone Ol

VAKİT GAZETESİNİN MANŞETİ BUGÜN TEZAHÜR EDİYOR

Yıllar önce Vakit Gazetesi’nde atılan “Her Şey Olunuyor da Rezil Olunmuyor!” manşeti, bugün Türkiye’de yaşananlarla en açık şekilde tezahür etmektedir. Bu yozlaşmanın, ahlaki çöküşün ve hukuksuzluğun başlıca sebebi ise Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Bugün Türkiye, 18 Mart itibarıyla büyük bir yolsuzluk operasyonuna tanıklık etti. İstanbul’da yapılan geniş çaplı soruşturmalarda gözaltına alınan birçok kişi, delillerin kuvvetli olması nedeniyle mahkeme kararıyla tutuklandı. Bu isimlerin başında, yıllardır medyanın ve kamuoyunun şişirdiği bir figür olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu geliyordu.

Suçlamalar öylesine ağırdı ki, bunu siyasi manipülasyon veya basit bir yargılama süreci olarak değerlendirmek imkânsızdı. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp, kamu malını zimmete geçirmek, suç örgütü kurmak, hatta terör örgütleriyle bağlantılar… Bunlar, herhangi bir demokratik ülkede yönetici pozisyonundaki birine yöneltilen en ağır suçlamalardı. Ama Türkiye’de garip bir durum yaşandı: Normal şartlarda utanç verici olması gereken bu iddialar, CHP tarafından sahiplenildi, hatta adeta bir “mücadele” ve “demokrasi kahramanlığı”na dönüştürülmeye çalışıldı.

Bu noktada Vakit Gazetesi’nin o manşetini hatırlamak gerekiyor. Her şey olunuyor ama rezil olunmuyor! CHP’nin içine düştüğü ahlaki çöküş, bugün bu sözün en net yansımasıdır.

SARAÇHANE’DE PROTESTO DEĞİL, KAOS PLANI

Sürecin hukuki bir çerçevede ilerlemesi beklenirken, CHP yönetimi olayları farklı bir boyuta taşıdı. Saraçhane’de bir isyan başlatmak için düğmeye basıldı. Partinin en üst kadrolarından yapılan çağrılarla, İstanbul’un göbeğinde büyük bir kargaşa planlandı.

Toplanan kalabalığın içinde kimler vardı? Siyasi görüşünü ifade etmek isteyen sıradan vatandaşlar mı, yoksa her olayda ön saflarda gördüğümüz örgütlü provokatörler mi? O gün Saraçhane’de yaşananları izleyen herkes şunu gördü: Kamu malına saldıranlar, mezarlıkları bile hedef alanlar, polisin üzerine kezzap dökenler, yüzlerini maskeyle kapatanlar, ellerinde CHP bayraklarıyla “hak arayışı” değil, düpedüz kargaşa ve terör peşindeydi.

Daha da ilginci, CHP’nin en tepesindeki isimlerin, Özgür Özel’in ve diğer yöneticilerin bu kaosa açıkça destek vermesiydi. İstanbul Valisi’ni, Emniyet Müdürü’nü hedef gösteren açıklamalar yapıldı. Polisler hedef haline getirildi. Amaç, hukukun işlemesini engellemekti.

Burada asıl sorulması gereken şu: Hukukun suçlulara hesap sorması mı daha büyük bir sorun, yoksa CHP’nin bizzat suçun kendisini savunur hale gelmesi mi?

CHP’NİN KAYBETTİĞİ AHLAKİ ZEMİN

Türkiye’de muhalefet kavramı, maalesef uzun yıllardır çarpıtılmış bir biçimde yaşanıyor. Dünyanın hiçbir yerinde, rüşvet, yolsuzluk ve suç örgütü kurma gibi ağır ithamlarla tutuklanan yöneticiler için sokaklara dökülen bir muhalefet örneği göremezsiniz. Ama CHP bunu yaptı.

Normalde bir partinin böyle bir olayla karşı karşıya kalması durumunda şu olurdu:

1- Eğer suçlamalar asılsızsa, hukuk içerisinde güçlü delillerle savunma yapılırdı.

2- Eğer gerçekten suç işlenmişse, parti yetkilileri mahcubiyet göstererek sorumluları ihraç ederdi.

3- Toplumun güvenini kazanmak için daha şeffaf ve temiz bir siyaset anlayışıyla yollarına devam ederlerdi.

Ama CHP tam tersini yaptı. Bir suç örgütüne sahip çıkar gibi, bu isimlerin suçlarını meşrulaştırmaya çalıştı. Üstelik bunu yaparken öylesine absürt yöntemlere başvurdular ki, ortaya çıkan manzara tam anlamıyla bir trajikomedi halini aldı.

CHP’nin seçim otobüsleri Malatya’da, Diyarbakır’da, Van’da sokaklara çıkıp, bangır bangır bu süreci sahiplenme anonsları yaptı. Doğu illerinde, CHP bayraklarını ellerine alan gruplar halaylarla “protesto” düzenledi.

Şimdi tekrar soralım: Hangi suçu işlerseniz işleyin, bu kadar büyük bir organizasyonla “aklanabilir” misiniz? Eğer suç işlemek bir “demokrasi kahramanlığı” haline gelmişse, o toplumda artık hukukun değil, anarşinin hüküm sürdüğünü gösterir.

CHP’NİN İHANET ÇUKURUNA DÜŞÜŞÜ

Bu olaylar sadece CHP’nin içine düştüğü zavallılığı değil, aynı zamanda Türkiye’de muhalefet anlayışının ne kadar çürüdüğünü de gözler önüne serdi. Bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti olan CHP, bugün yolsuzluk, rüşvet ve terör suçlamalarıyla yargılanan isimleri kahraman ilan eden bir yapıya dönüştü.

Ama en kritik nokta şu: Özgür Özel’in işin dozunu iyice kaçırarak, yerli ve milli firmalara karşı boykot çağrısı yapması, CHP’nin ihaneti hangi noktaya taşıdığını gözler önüne serdi.

Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayan, binlerce insanı istihdam eden firmaları cezalandırmaya kalkışmak ne anlama gelir? Bunun adı düpedüz düşmanlık değil midir?

İktidar partisine duyduğu öfke nedeniyle devletin ve milletin zararına bir çağrı yapmak hangi akıl ve vicdanla bağdaşır? CHP artık siyasi bir parti olmanın ötesine geçmiş, Türkiye’nin milli menfaatlerine düşman bir organizasyona dönüşmüştür.

Eğer bir siyasi parti, suçluları savunmayı siyaset zannederse, eğer bir parti kendi belediye başkanını bile sorgulayamıyorsa, orada ne hukuk kalır ne de vicdan.

Bugün CHP’nin içine düştüğü durum tam olarak budur. Ahlaki meşruiyetini tamamen kaybetmiş, siyaseti suç savunuculuğuna indirgeyen, kirlenmiş bir yapı.

HER ŞEY OLUNUR, AMA ADAM OLMAK ZORDUR!

Hukuk işliyor. Suçlular yargılanıyor. Ama bazıları hâlâ bunu siyasi bir şova çevirmeye çalışıyor.

Oysa gerçek şu ki, suç suçtur! Suçun siyasi kılıfı olmaz. Yolsuzluğun, rüşvetin, suç örgütü kurmanın, terör örgütlerine destek vermenin ideolojisi olmaz.

Ve en önemlisi;

Her şey olunabilir ama önce adam olunmalıdır.

Saygılarımla!