Henüz çocukken sınav stresi

Çocukluğun bir sesi vardır… Kimi zaman sokaktan gelen bir top sesi, kimi zaman sebepsiz bir kahkaha, kimi zaman da saatin kaç olduğunu unutturacak kadar uzun süren bir oyun. Sonra bir gün o sesin yerini başka bir şey alır.

Abone Ol

Deneme sınavları.
Süre tutan kronometreler.
Net hesapları.

Fark etmeden, çocukluğun üzerine yetişkinlerin “gelecek” dediği ağır bir kelime çöker.

Daha çok çalış.

Daha çok çöz.

Daha çok yarış.

Daha çok yetiş.

Sanki hayat kaçıyormuş gibi…

Oysa hayat bazen durup gökyüzüne bakabilmektir.

Bazen hiçbir şey yapmadan düşünebilmektir.

Bazı pazar sabahlar bu yüzden diğerlerinden farklıdır.
Sokaklar aynı sokaklardır, gökyüzü aynı gökyüzüdür ama evlerin içindeki hava değişiktir.
Çünkü o sabah yalnızca çocuklar uyanmaz.

Beklentiler uyanır.
Kaygılar uyanır.

Ve daha hayatı yeni tanımaya başlayan çocuklar sanki her şeyin tek bir güne sığacağına inanıyormuş gibi bir sabaha hazırlanır.
Oysa insan yıllar sonra dönüp baktığında şunu fark eder;

Hayat, bir sabaha sığmaz.

Ne bir sınava, ne bir sonuca, ne de bir kâğıdın üzerine yazılmış birkaç rakama…
Ama yine de çocuklara, daha büyümeden “gelecek” anlatılır.
Sanki gelecek, acele edilmesi gereken bir yer gibi.
Sanki geç kalınırsa bir daha yakalanmayacakmış gibi.
Bu yüzden çocuklar erken yaşta koşmaya başlar.

Daha kendini tanımadan hedef seçer.

Daha neyi sevdiğini bilmeden “başarması gerekenleri” öğrenir.

Daha oyun çağındayken, hayatın ciddi tarafıyla tanışır.

Ve belki de en sessiz kayıp burada yaşanır;
Çocukluk, yavaş yavaş “bekleme odasına” dönüşür.
Bir gün bitecek sınavların, bir gün başlayacak hayatın, bir gün yetişilecek geleceğin bekleme odası…
Ama hayat çoğu zaman beklediğimiz gibi ilerlemez.
Kimi en iyi okulları kazanır ama kendini bulamaz.
Kimi hiç planlamadığı yollarda kendi hikâyesini kurar.
Kimi yıllar sonra geriye dönüp baktığında, en çok hatırladığı şey sınavlar değil, o sınavlara hazırlanırken kaybettiği zaman olur.

Çünkü insanın hayatını belirleyen şey her zaman doğru cevaplar değildir.
Bazen yanlış sorulara itiraz edebilme cesaretidir.
Bazen de kendi hızında yürüyebilme hakkıdır.

Bu yüzden bu hafta sonu sınava girecek çocuklara başarı dilemeden önce, belki de başka bir şeyi hatırlamak gerekir;

Bir çocuk, geleceği taşımak zorunda değildir.

Bir çocuk önce çocuk olmalıdır.
Gelecek ise, zamanı gelince zaten kendi yerini bulur.

Ve belki de en önemli gerçek şudur;

İnsanın hayatındaki en değerli şey, ne kadar erken başladığı değil; kendine ne kadar geç kalmadan ulaşabildiğidir.

Bu hafta sonu sınava girecek bütün çocuklara yürekten başarılar diliyorum.

Dilerim ki yıllar sonra bu günü hatırladığınızda aklınızda yalnızca sorular ve sonuçlar kalmasın.

İçinizdeki merak, heyecan, hayal kurma cesareti ve çocukluğun o güzel sesi hep kalabilsin.