Hem bir adım önde, hem de geriden gözleyenlerin zaferi

Abone Ol

Hayat, yalnızca önde koşanların değil; gerektiğinde geriden bakıp derinlikli tahliller yapanların da sahnesidir. Zira kimi zaman bir adım önde olmak marifetken, kimi zaman da bir adım geri durup farkındalıkla izlemek ustalıktır. Hayat, sadece hızlı koşanlara değil; ne zaman duracağını bilenlere de zafer armağan eder. Bu yazı, hem “farkını bilen” hem de “fark eden” insanların yolculuğunu anlatıyor.

İLERİDE OLMAK: FARKI ORTAYA KOYMA SANATI

Toplumda fark yaratmak, yalnızca yüksek sesle konuşmakla yahut kalabalık önünde görünmekle mümkün değildir. Asıl fark; doğru zamanda doğru yerde durabilmek, gerektiğinde sessizliğinle bile bir şeyleri anlatabilmektir. Zamanı iyi okuyan, ruhu diri ve zihni açık olan bir insan, gerektiğinde fersah fersah öne çıkar; çünkü amacı öne çıkmak değil, yön göstermek, istikamet çizmektir. Bu, reklamla değil, hikmetle mümkün olur.

“Bir adım önde olmak”, sadece fiziksel bir mesafe değil; zihinsel, ahlaki ve stratejik bir önde olma hâlidir. Bu önde gidiş, ötekini ezmek için değil; ona örnek olmak içindir. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.) en önde yürüyenlerdendi ama asla geridekileri unutmamış, yürüdüğü yolun adil ve ahlaklı olması için çabalamıştı. Kur’an’da da şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119) Sadakatle yürüyenler öndedir; çünkü dertleri sadece yürümek değil, yol olmaktır.

GERİDE DURMAK: GÖZLEMİN VE SABRIN GÜCÜ

Bazı durumlarda bir adım geri kalmak, durumu anlamak ve doğru zamanda harekete geçmek için bilinçli bir tercihtir. Bir ressam, tablosunu ancak birkaç adım geriden bakarak tamamlayabilir. Yakından bakıldığında detaylar görünse de anlam bütünlüğü yalnızca uzaklaşınca ortaya çıkar. İşte hayatta da durum böyledir. Her an önde olma çabası, bazen insanı körleştirir. Geri durmak; ferasetle, gözlemle, sabırla mükemmele ulaşmak için gerekli bir duraktır.

Geri duran kişi, aslında “geride” değildir. Bilakis, olup biteni anlamaya çalışan, analiz eden, doğru zaman ve doğru zemin arayan kişidir. Tıpkı sahabenin savaş öncesi istişare yapması gibi… Onlar hemen öne atılmamış, önce Efendimiz’e (s.a.v.) kulak vermiş, sonra harekete geçmişlerdir. Geri durmak korkaklık değil; idrakin, izanın ve stratejinin tezahürüdür. Çünkü bazen bir adım geri çekilmek, on adım ileri sıçramanın hazırlığıdır.

HAZIRLIKLI OLMAK: HEDEFİ TUTTURMANIN ŞARTI

Hazırlıklı olmak, sadece fiziki donanım değil; zihinsel, ruhsal ve ahlaki bir donanımı da kapsar. Bir yolculuğa çıkmadan önce çanta hazırlamak ne kadar önemliyse, hayattaki adımları atmadan önce muhasebe yapmak da o kadar elzemdir. “Durmak yok yola devam” sözü, sadece sloganik bir ifade değil, bir hazırlık bilincinin de ifadesidir. Çünkü devam eden ancak hazırlıklı olan yolda kalabilir.

Birilerinin ne yaptıklarına takılıp kalmak, zaman israfıdır. Hedefe ulaşmak isteyen, kendi yolunu belirlemeli, hızını ve yönünü kendi tayin etmelidir. Zira yarış başkasıyla değil, kişinin kendi nefsiyle ve zamanla olan yarışıyla başlar. Hazreti Ali (r.a.) der ki: “Kim nefsini tanırsa Rabbini tanır.” Hazırlık içten başlar. Nefsi tanımadan, niyetin samimiyetini bilmeden yapılan her yolculuk, hedefi şaşırtır. Ama hazırlıklı olanlar, hedefi şaşırmadan yürür ve sonunda da o hedefi isabetle vururlar.

GENÇLİKTE DURMAYANLAR, İHTİYARLIKTA DİNLENENLER

Gençlik, sabahın erken vaktidir. Tazedir, yenidir, başlangıçtır. Ne yazık ki çağımızda birçok genç, bu sabahı fark etmeden yaşıyor. Oysa sabahı bereketli kılan niyetle uyanmaktır. Aynı şekilde ihtiyarlık da akşam vaktidir. Günü değerlendiren, muhasebe yapan, iç muhakemeyle huzura eren bir zaman dilimidir. Ama kimileri sabahı heba eder, akşamı boşlukla kapatır.

Gençlikte “Durmak yok yola devam” şiarıyla yetişenler, ihtiyarlıkta huzurla dinlenir. Ancak hedefi olmayan genç, sabahın vaktinde neye niyet ettiğini bilmeden savrulur. Oysa fidan olmak, çiçek olmakla mukayese edilemez. Çiçek açar, solar; ama fidan kök salar, büyür, meyve verir. Hayatta kalıcı olmanın yolu; fidan gibi köklenmekten, sabırla büyümekten geçer. Çünkü iz bırakmak isteyen, çiçek değil, fidan olmayı göze almalıdır.

DENGELİ DURUŞUN ZAFERİ

Hayat bir yarış değildir; bir yürüyüş, bir denge, bir istikamet meselesidir. Her zaman önde olamazsın. Her zaman geri de duramazsın. Mesele, hangi an ne gerektiriyorsa onu bilmek ve ona göre hareket etmektir. Akıllı insan, yolculuğun her anını kıymetlendiren insandır. “Durmak yok yola devam” sözü sadece gençliğin sloganı değil, aklın ve ruhun istikrarıdır.

Bugün insanlar ya öne çıkma hırsıyla yanıp tutuşuyor ya da edilgenlik girdabında kayboluyor. Oysa asıl başarı, ne kendini saklamakta ne de sürekli görünür olmakta. Gerçek başarı, yerini bilmekte, zamanını kollamakta ve hikmetle yürümektedir. Allah’ın Resulü (s.a.v.) bile, hicret gibi stratejik bir yürüyüşte mağarada sabırla beklemiş, zamanı gelince yürümüştür. Yani her yürüyüşün bir vakti, her duruşun bir hikmeti vardır.

Geleceğin mimarları olmak isteyen gençler; zamanın ruhunu okumalı, ne öne atılmada acele etmeli ne de tembellikle geride kalmalı. Ağaç olmak, meyve vermek istiyorsan; çiçek gibi görünmeye değil, fidan gibi kök salmaya çalışmalısın. Toplumlar, içinden çıkan bu denge insanlarıyla ayakta durur.

İşte bu yüzden; hayat bir hamle oyunudur. Bazen taşını öne sürersin, bazen geriye çekilirsin. Ama her hamlen, bir strateji, bir hedef, bir bilinç üzerine kuruluysa, sen bu oyunun kaybedeni değil; mimarı olursun

UNUTMAYIN,

“Zamanın ruhunu bilenler, ne çiçek olup solmaya ne de fidan olup beklemeye razıdır; onlar hem yürür hem büyür.”

SAYGILARIMLA!