Hayat bir gün…
Bazen yaşadığımız acı bir kayıpla bazen de burun buruna geldiğimiz ölüm korkusuyla hayatın ne kadar kısa olduğunu anlıyoruz.
Sonra düşününce de çok saçma, değmeyecek kişileri, olayları kafamıza taktığımız için kendimize kızıyoruz. Ama maalesef fazla zaman geçmeden yine bildiğimizi okuyoruz.
Aileden gördüğümüz, öğrendiğimiz, yetiştirildiğimiz değer yargılarının o zamanın şartlarına ait olduğunu ve jenerasyonun her geçen yıl yenilendiğini unutuyoruz.
Aslında sorun bence tamda orada başlıyor. Psikologlar hep diyor ya ‘çocukluğunuza inmemiz gerekiyor, bilinçaltı’ evet çok doğru. Ailede ‘ayıp’ diye yetiştirildiğimiz birçok şey şimdilerde hiç ayıp değil. ‘Kimseyi kırma, günah, herkese değer ver, gönül kapını açık tut, özür dilemesini bil’ bunlarda yeni zamanın altında ezildiler. Artık hiçbir şey böyle masum değil. Tıpkı çocukluğumuz gibi. Çocukken komşunun evinde, sokakta büyüyen bizler şimdilerde çocukları komşuya tuz almaya, fırına ekmek almaya gönderemiyoruz. İşte insanlıkta böyle zaman aşımına uğradı maalesef. Ama anladım ki görmemek, duymamak ve en önemlisi dikkate almamak gerekiyor. Kırılan, kopan, giden, verdiğin değeri görmeyen insanın arkasından üzülüp yasını tutmak yerine ‘güle güle’ demeyi bilmek gerekiyor.
İnsan kendi niyetini bildikten sonra kimin ne düşündüğünü, ne dediğini oturup ölçüp tartmak aslında hayata ve kendimize yaptığımız en büyük haksızlık. Dedemin şakayla karışık laflarına alınıp suratı düşen ama dedemden emin olduğu için kızmak, yargılamak yerine her defasında boynuna sarılarak karşılık veren Ahmet Karabulut amcam öldü. Onu her hatasına rağmen yanı başına çekip “Hataların çok ancak senin iyiliğin daha çok. Niyetinde kin yok, çocukluk var” diyen dedemde öldü. Yani o hoşgörülük toprak altında kaldı. İşte bizlerde böyle büyüdüğümüz için en çok üzülen oluyoruz herhalde. Gönül terazisi olan insanların hayatında yer alıyorsak takıntılarımız o kadar azalıyor aslında. Ve yaşadıklarımızın kendimizle değil karşı tarafın ahlaki değer yargılarıyla bire bir olduğunu anlamaya başladığımızda kafadaki sorular ve sorunlar gelip geçici oluyor. Çünkü biz dertlenirken hayat akıp gidiyor. Meşhur bir laf var ya ‘Hayat bir gün o da bugün’ aynen öyle. Ne demiş Doğan Cüceloğlu, “Sen hüzünlüsün diye, dünya durup sana yol vermeyecek..”