Hasta çocuk

Abone Ol

Bu yazıdaki isimler, kişilerin ricaları doğrultusunda değiştirilerek verilmiştir.
***
İlkokul birinci sınıftayım. Sıra arkadaşım Ahmet...
Aynı zamanda aynı köyde oturuyoruz onunla.
Ahmet oldukça zayıf, hatta cılız, elleri titreyen naif bir çocuk.
Derslerden hiçbir şey anlamıyor. Ben de ona yardımcı olmaya çalışıyorum.
Ben Matematik dersini hiç sevmiyorum. Halen de sevmiyorum zaten. Ahmet ise hiçbir dersi sevmiyor. Beden Eğitimi dersini bile sevmiyor.
Neden?
Çünkü elleri -çok belirgin olmasa da- titrediği için çocuklar onu dışlıyor, oyunlara almıyor ve derslerinde başarılı olmadığı için aşağılanıyor.
Yalnız başına Ahmet. Ben ise sıra arkadaşım olduğu için onu sahipleniyorum.
Beraber teneffüse çıkıyoruz, beraber yemek yiyoruz, beraber kız oyunları oynuyoruz.
Ahmet sık sık ağlıyor. Herkesle kavga etmeye ve toplumdan iyice soyutlanmaya başlıyor.
-“Ben senin arkadaşınım” diyorum. Yetmiyor tabi.
Ahmet ile arkadaşlık yaptığım için arkadaşlarım beni de dışlıyor.
Bilen bilir, çocuklar bazen çok acımasız olabiliyor.
Tabi bunun farkında değiller.
İnatçı ve tuttuğunu koparan bir çocuktum ben.
Bırakmadım Ahmet’i gücüm yettiği kadar.
Ortaokulu bile beraber okuduk onunla, hep ona bir şeyler öğretmeye çalıştım.
Aynı sıralarda değildik ama arkadaşımdı o benim.
Bir gün sordum anneme: “Ahmet neden böyle, yani neden hasta?” diye.
***
Merkeze 6-7 kilometre kadar uzakta oturuyoruz biz.
En yakın ulaşım aracına 3 kilometre uzaklıkta olan bu yer, dağ eteklerinde ve zor bir yerde bulunuyor.
Doğru düzgün yol yoktu o zamanlar ve kış mevsiminde yollar hep kapalı olurdu. Hatta kar kapıların önünü doldururdu, evlerin boyuna kadar ulaşırdı ve sabahları insanlar birbirlerinin kapı önlerini temizleyip insanları dışarı çıkarırlardı.
Biri ölürse herkes bir olup zar zor cenazeyi gömermiş. Biri hasta olursa kapı kapı dolaşıp ilaç aranırmış.
Bunları hatırlıyorum zaten ben.
İşte Ahmet de bir kış hasta olmuş. Hastaneye götürememişler onu, yollar kapalıymış.
O kadar hastalanmış ki “Ölecek artık” demişler.
Bir gün Sabiha diye çok bilen bir kadın gitmiş bunların evine. Bakmış ki Ahmet’in ateşi çok yüksek ve üzerinde battaniyeler var.
Annesi de baş ucunda Kur’an okuyor.
Hemen battaniyeleri atmış üzerinden, bir ılık duş aldırmış. Ahmet biraz kendine gelmeye başlamış.
Sabiha Teyze biraz tavsiyeler vermiş annesine ve Ahmet 1 ay sonra iyileşmiş.
Ama zayıf kalmış, sık sık hastalıklara yakalanmış artık Ahmet.
En kötüsü de elleri titremeye başlamış.
***
Arkadaşım Ahmet dayanamadı bu kadar sancıya ve okulu bıraktı bir süre sonra.
Sanayiye gitti, dayanamadı ustasının bağırıp küçümsemelerine.
Oradan çıkıp askere gitti. Geri döndüğünde kendisine güveni gelmişti, hatta o çok belirgin olmayan titremesi bile durmuştu.
“Ben asker olacağım” deyip kendini bu mesleğe verdi.
Şimdi bizim mahallenin gururu Ahmet...
***
Son yıllarda o kadar çok kar yağmasa da yollar belediye ekiplerinin müdahalesi ile hemen açılıyor.
İnsanlar hastalanmaktan korkmuyor ve Ahmet’in yaşadığı sancıları kimse yaşamıyor.
O günleri bir daha yaşamamak ümidiyle...
Ve tüm belediye ekiplerine teşekkürlerle...