Gezi Parkı: 12 yıl sonra gelen adaletin ayak sesleri

Abone Ol

2013 yılının Haziran ayında başlayan Gezi Parkı olayları, Türk siyasi tarihine damga vuran bir dönemin başlangıcı oldu. Taksim Gezi Parkı’nda birkaç ağacın kesilmesine yönelik başlayan masum görünümlü bir çevre protestosu, kısa sürede ülke çapında büyük bir harekete dönüştü. Ancak bu olayların yalnızca çevresel kaygılarla sınırlı olmadığı, toplumsal çatışmaların, dış müdahalelerin ve farklı siyasi grupların etkisinin de bu süreci şekillendirdiği yıllar içinde daha net bir şekilde ortaya çıktı. Bugün, olayların üzerinden geçen 12 yılın ardından başlatılan yeni soruşturma dalgası, adaletin geç de olsa yerini bulabileceğine dair umutları yeniden canlandırdı.

SANAT(!) DÜNYASININ GÖLGESİNDEKİ SORUŞTURMALAR

Son günlerde gündemi meşgul eden önemli bir gelişme, menajer Ayşe Barım ve bağlantılı olduğu sanatçılara yönelik başlatılan soruşturma oldu. İddialara göre Barım, Gezi Parkı olayları sırasında ünlü oyuncuları protestolara katılmaya teşvik etmiş ve dönemin Gezi davası sanıklarıyla yoğun bir iletişim içinde bulunmuştu. Bu kapsamda gözaltına alınan Barım’ın ardından, Dolunay Soysert, Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Mehmet Günsür, Rıza Kocaoğlu, Nejat İşler ve Ceyda Düvenci gibi isimler ifadeye çağrıldı.

Bu gelişme, sanatçıların toplumsal olaylardaki rolü ve tarafsızlığına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Sanatçıların toplumu şekillendirme gücü olduğu kadar, bu gücün hesabını vermesi gerektiği yönündeki görüşler kamuoyunda sıkça dile getiriliyor. Bu durum, toplumun sanatçılara duyduğu güveni ve beklentiyi bir kez daha sorgulamasına neden oldu.

AYŞE BARIM VE “TEKELLEŞME” İDDİALARI

Ayşe Barım, yalnızca Gezi olaylarıyla değil, sektördeki “tekelleşme” iddialarıyla da uzun süredir tartışmaların merkezinde yer alıyor. Barım’ın sektördeki pek çok oyuncuyu kontrol ederek piyasaya yön verdiği ve kendisine karşı çıkan isimleri sektörden uzaklaştırdığı öne sürülüyor. Bu iddialar, sanat dünyasında özgürlük ve adalet kavramlarının sorgulanmasına neden olmuş durumda. Hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirilen Barım ile ilgili soruşturmanın kapsamı giderek genişliyor.

GEZİ PARKI’NIN EKONOMİK VE SOSYAL BİLANÇOSU

Gezi Parkı olayları, birkaç ağacın kesilmesine karşı bir protesto olarak başlayıp, kısa sürede ülke ekonomisine milyarlarca lira zarar veren bir kaosa dönüştü. İstanbul’un merkezinde günlerce süren çatışmalar, hem devlete hem de halka maddi ve manevi zarar verdi. Olaylar, toplumsal kutuplaşmayı da derinleştirdi. Ne yazık ki, bu süreçte Türkiye’yi uluslararası arenada zor durumda bırakmayı hedefleyen çevreler, olayları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan geri durmadı.

Demokrasi ve özgürlük adına hareket ettiğini iddia eden bazı grupların, bugün benzer çevresel hassasiyetlere kayıtsız kalması, bu tutarsızlığın açık bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Örneğin, Beşiktaş’ta asırlık ağaçların mevcut İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun talimatıyla kesilmesi gibi olaylarda sessiz kalmaları, Gezi Parkı olaylarının gerçek amacı konusunda ciddi şüpheler uyandırıyor.

ADALET MEKANİZMASI HERKES İÇİN İŞLEMELİ

Devletin 12 yıl sonra bu soruşturmayı yeniden açması, “Geç kalan adalet, adalet değildir” sözünü akıllara getiriyor. Ancak bazı durumlarda geç gelen adalet bile toplumsal huzuru sağlama adına önemli bir adım olabilir. Suçların cezasız kalmaması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi, bir devletin en temel görevidir.

Ancak burada unutulmaması gereken bir diğer nokta da adaletin yalnızca belirli kesimlere yönelik değil, toplumun her kesimine eşit bir şekilde işlemesi gerektiğidir. Adaletin tarafsız olması, iktidar yanlıları ya da yönetimde bulunanlara yönelik de aynı hassasiyetle hareket etmesiyle mümkündür. Eğer herhangi bir siyasi figür ya da güç odağı hakkında soruşturma açılmıyor, savcılar çekimser davranıyorsa, hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.

SONUÇ OLARAK

Gezi Parkı olayları, kesilen birkaç ağacın ötesinde, toplumsal bir hesaplaşmanın simgesi haline geldi. Geçmişte pek çok kişiye zarar verdiği gibi, bugün de yeni soruşturmalar ve iddialarla toplumun gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Ancak her şeyden önemlisi, adaletin er ya da geç tecelli etmesidir. Unutulmamalıdır ki, adalet yalnızca bir tarafın değil, toplumun her kesiminin haklarını koruduğunda anlam kazanır.

Adalet bazen gecikebilir, ama asla kaybolmamalıdır. Çünkü adalet, halkın vicdanıdır. Eğer vicdan susarsa, toplum ölür.

Saygılarımla,

25.01.2025

Avukat Mehmet Ali KÖROĞLU