Gemisini kurtaran kaptan

Abone Ol

Ramazan’da Bektaşi bir kenarda ekmek yiyormuş. Bir arkadaşı da gelip yanına oturmuş.

Zaptiye bunları görünce ikisini de yakalayıp doğru kadının huzuruna götürmüş. Kadı adamı dinleyip mahkum etmiş. Sonra da Bektaşi’yi sorguya çekmeye başlamış.

-Sen neden orucunu yedin?

Bektaşi arkadaşını da düşünüp:

-Ben Hıristiyan’ım efendim.

Kadı aldığı cevap karşısında yumuşamış hemen.

-O halde serbestsin.

- Efendim serbestsem Müslüman olmak isterim.

Bektaşi kadı duydukları karşısında hepten yumuşamış:

-Pekala buna çok sevindim. Hemen Müslüman olabilirsin.

-Olayım ama bir de şartım var.

-Nedir söyle bakalım.

-Az önce mahkum ettiğiniz arkadaşımı da affedin.

Kadı, itirazsız şartı kabul etmiş. Sonra da Bektaşi’ye iman telkin etmiş. Her ikisi de mahkemeyi terk etmişler. Bektaşi yolda gülerek arkadaşına bakmış:

Bir daha tedbirsiz olmayasın! Bak, Hıristiyan oldum kendimi kurtardım. Müslüman oldum seni kurtardım.

Hepimiz her şey olmaya hazırız. Bütün derdimiz totomuzu kurtarmak oldu. Kimin sırtına nasıl bir yük yüklediğimizi düşünmeden hareket ediyoruz.

Eskiden köprüden geçme derdimizi vardı. Geçene kadar ayıya dayı derdik. Artık köprüyü konforlu geçme derdimiz var hayvanlar alemi önünde saygı ile eğiliyoruz.

Zahiri ya da batıni bir inancımız vardı iyilik için gazlayan, kötülük için frenleyen. Menfaatlerimiz inandığımız değerlerin muhtevasında değişikliğe gitmemizin önünü açıyor. Değişiklik yetmedi mi? İnancımızı sorgulamaya başlıyoruz.

Kavga etmeyi unuttuk. Bitirim bitirim konuşan racon kesen tipler peydah oldu memlekette. Her birinin elinde silah, bıçak, sopa… Onları kullanmak için de uyarıcılar alıyorlar.

Tatar Ramazan gibi nutuk atmalarına bakmayın, içlerindeki Ramoş’a seslenin.

Neler göreceksiniz neler…

Aklınızda soru işaretleri eksik olmasın…