Gemileri yakmak

Abone Ol

Gemileri yakmak diye güzel bir deyim var. Ortaya çıkış hikâyesi de bir o kadar ilgi çekicidir. İnsanın geri dönüşü olmayan yollara girerek, hedefi uğruna gerekirse ölümü bile göze alabileceğini iki kelimeyle anlatır. Bu deyimin güzel bir hikâyesi de vardır, ortaya çıkışını ve ne anlatmak istediğini tam olarak bildirir.

700’lü yıllarda Emevilerin Komutanı Tarık Bin Ziyad İspanya’ya sefere çıkmış. Cebelitarık Boğazını geçen komutan İspanya kıyılarına demir atmış. İspanya büyük ordularıyla Tarık Bin Ziyad’ın üzerine gitmeye başlamış. Askerler arasında ise söylentiler ve korku almış başını gitmiş. Ordunun korku içerisinde olduğunu hisseden Tarık Bin Ziyad’ın bir şeyler yapması gerekiyormuş çünkü bu gidişle zafer imkânsız gibi görünüyormuş.

Emevi Komutanı korku ile dolan orduyu tepe bir yere çıkarmış, sahili gören tepeden tüm orduya geldikleri gemileri göstermiş. Aralarından belirlediği bazı askerlere ise gidip gemileri yakmalarını söylemiş. Askerler tereddüt ederek, İspanya’ya geldikleri gemileri yakmaya başlamışlar. Şaşkın askerler ve Komutan Tarık Bin Ziyad bir süre gemilerin yanışını izlemişler.

Yanan gemiler batıp derin suları boylarken Tarık Bin Ziyad askerlere dönüp, “Gördüğünüz gibi artık buradan geri dönüş yok. Gemileri yaktık. Ya İspanya’yı yeneceğiz ya da geri dönemeyecek burada öleceğiz” demiş. Geri dönüş imkânı kalmayan ordu tek çare olarak savaşmış ve kalabalık İspanya ordusunu yenmiş. Büyük bir devletin, Endülüs Emevi Devletinin kuruluşu başlamış.

Benim de çok sevdiğim bir deyim, “gemileri yakmak” deyimi ortaya çıkmış. Geri dönülemeyecek kararların, dönecek bir yeri olmayan insanların kullandığı güzel bir söz kazandırılmış.