Çok saygıdeğer hemşerilerim, arkadaşlarım…
Hayatımızın bir kısmı da siyaset.
Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım o bizim yanımızdan ayrılmıyor, biz onun...
Erkek-kadın, yaşlı-genç, köylü-kentli, okumuş-okumamış, zengin-fakir… hep aynıyız.
Çoğumuzun siyasi görüşü atadan-dededen gelmedir.
12 Eylül’de, gözaltındayken bana, “Nasıl solcu olduğunu yaz!” dediler.
“Babam CHP’liydi. Hep Milliyet, Cumhuriyet Gazeteleri alırdı. Onları okuyarak.” dedim.
Babam, şehirden köye (Dilek) gelirken biz kardeşler koşar, ucu paltosunun veya ceketinin cebine sokulmuş gazeteyi kapar, spor sayfası olan arka sayfasını çevirir, futbol, güreş okurduk.
Babam da, “Oğlum, hep onları okumayın. Başka yerleri de okuyun!” derdi.
Bir, iki yaş büyüyünce diğer sayfalara da bakmaya başladık.
Benim lise birde, Elazığ Garajında, yatılı okuduğum Tunceli’ye gitmek için Munzur Turizm Otobüsünün kalkmasını beklerken çekilen fotoğrafımda; elimde bir Milliyet Gazetesi vardı.
Yine bir Milliyeti açmış okurken çekilmiş bir fotoğrafımda da, gazetenin manşetinde, “Ecevit: Düze çıkma olanağı belirdi” yazdığı okunuyor.
!7 Ekim 1973 Milletvekili Seçimleri yapılmış, İnönü’yü yenip Genel Başkan seçilen Bülent Ecevit ki, İnönü bu sonuç sonrası CHP’den istifa etmişti- Partiyi Devlet partisi görünümünden Halkçılığa evirerek, solcu, toplumcu çizgisiyle halkın güvenini kazanıp, 185 milletvekili çıkararak, 149 milletvekili çıkaran Süleyman Demirel’in Adalet Partisini geride bırakmış ve kapatılan Milli Nizam Partisinin yerine kurulup, 48 milletvekili kazanan Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisiyle 25 Ocak 1974’te, 37. Hükümet olan Koalisyon Hükümetini kurmuştu.
Milliyet’in manşetinde yer alan Ecevit’in “Düze çıkma olanağı belirdi.” sözü, bu koalisyonun kurulma sürecine ilişkindi.
Bu sürecin öncüleri, Genel Sekreterler, Deniz Baykal’la hemşerimiz Oğuzhan Asiltürk idi.
Ecevit’in, Demokrat adlı sol çizgi gazetede, 12 Eylül Darbesinden iki gün çıkan açıklamasında, gelmekte olan Darbeyi hatırlatarak, insanları demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyor ve, “Yoksa, birisi gelir düdüğü çalar ve maç bitti der!” diyordu.
Bu çok ilginç açıklamayı hiç unutamam.
Netekim (Darbe Lideri Kenan Evren’in deyişiyle), iki gün sonra düdük çalınmış, “Harç bitti! İnşaat paydos!” denmiş, sokağa çıkma yasağı konmuş, partiler kapatılmış, liderleri gözaltına alınmaya başlanmıştı…
Darbe çok kötüydü de, memleketin hali, darbeden önce çok mu iyiydi!..
Memleketimizin güzel gençleri, aslan gibi yiğitleri birbirine öldürtülüyordu.
Bir gazete haberinde, “İstanbul’a şu kadar kefenlik bez gönderildi” diye yazıyor, ardından da, “Demek ki ölümler devam edecek” deniyordu.
Ahmet Erhan, ünlü şiirinde, her dörtlüğün son dizesinde, “Bugün de ölmedim anne!” der, ölümün etrafında dolaştığını vurgulardı.
Darbe öncesi buydu işte.
Onun için, vatandaş darbeden memnun da olmuştu.
Netekim! darbeden sonra öldürmeler hırp diye kesilmişti.
Darbenin şartlarını hazırlamak, yani toplumu bu sonuca hak verir hale getirmek için, kardeşi kardeşe öldürten de kendileri yani darbeciler olduğu için Darbe süreci aylar, yıllar önce başlamış, nicel süreç bittikten sonra, nitel dönüşüm 12 Eylül’de gerçekleştirilmişti.
Yani darbe şartlarını hazırlayan da, darbeyi yapan da aynı irade, aynı ekipti.
Siyasi görüşümüz babadan oğula oluşmuş olabilir.
Ancak bu görüş, duruk, statik olmamalı, güncellenmeli, memleket menfaatlerine uygun olup olmadığı hep gözden geçirilmelidir.
2003’te Er Tv’de, Av. İzzet Ünsalan’ın programında, “Siyaset memleketi yönetmektir, iyi yönetirlerse ben de oyumu veririm.” demiştim.
7 Haziran 2015 Milletvekili Seçimlerinde Ak Parti 18 eksikle tek başına hükümet kuramayacak hale gelince, sosyal medyada, “Ak Parti, 18 eksik yüzünden odasını kimseyle paylaşmaz. Cumhurbaşkanı hemen erken seçim kararı alır” demiştim.
Öyle de olmuş, YSK, 1 Kasım 2015’i seçim günü olarak bildirmişti.
Gelin görün ki, bir süre sonra terörün düğmesine basılmış; ortalık kan revan olmuştu.
Bir oyunun döndüğünü düşünmeye başladım ve özgün tespitlerimi, on sene önce, Türkiye’de bir ilk olarak, cesaretle milletimize ilettim.
SAYGIDEĞER BASINIMIZA;
20 Temmuz’da, Suruç’ta otuz dört gencimizin IŞİD tarafından canlı bombanın patlatılmasıyla ve iki gün sonra Ceylanpınar’da iki polisimizin uyurken PKK’lı teröristlerce öldürülmesi Türkiye’de terörü yeniden başlatan işaret fişeği oldu.
Hemen ardından 25 Temmuz’da Diyarbakır Lice’de askeri konvoya saldırı sonucu iki askerimiz, 27 Temmuz’da Muş Malazgirt’te Binbaşı Arslan Kulaksız, 30 Temmuz’da Şırnak’ta üç askerimiz şehit edildi.
Bu toprakları vatan bilen Kürt, Türk her yurttaşın evinin huzuru bozuldu, ağzının tadı kaçtı.
Bu kez, ‘Bu terör, neden durdu da, seçimden hemen sonra başladı?’ sorusu sorulup, ‘Milliyetçi oyları alıp Başkan olmak isteyen Tayyip Erdoğan başlattı’ yanıtı zihinlere sokulmaya çalışıldı.
Bir defa, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Balkanlar’da Afrika’da devletler kurmuş bir ecdadın torunu olarak, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın, bir askerinin, bir polisinin, bir öğretmeninin, bir yurttaşının değil şehit olması, kılına bile zarar gelmesini isteyebileceğini düşünmenin akıl ve izan dışı olduğunu söylemeliyim.
Bu algıyı oluşturmaya çalışanların amacı, bir çeşit ‘Türkiye Baharı’ yaşatarak, Ak Parti oylarını düşürmek ve hükümet dışı kalmasını veya iktidarını bir başka partiyle paylaşmasını sağlamaktır.
Bu güçlerin bir amacı da, vatandaşı, terörün sorumlusunun Hükümet olduğuna inandırarak, ‘Buna sebep sensin’ dedirtip, terörle mücadelede Hükümetin arkasında durmasını engellemektir.
Bu noktada, ‘dış kuvvetlerce’ korkulanın Ak Parti’nin bizatihi kendisinin değil, ona güç verip, güç alan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğunu da unutmamak gerekir.
Çünkü, Tayyip Erdoğan güçlendikçe otoriterleşecek, otoriterleşince de, Batı’ya, NATO’ya, AB’ye, ABD’ye kafa tutacak; uzlaşılması!, iş tutulması güç bir lider olacak!
‘O güçler’ bu süreci bir bakıma üç yıl önce başlatmışlar ancak başarılı olamamışlardı.
Şimdi, 1 Kasım’da yapılacak seçimde Ak Parti’nin oylarının düşmesini, Tayyip Erdoğan’nın hali hazır gücünün kırılmasını istemekteler.
‘Dış Kuvvetler’, Tayyip Erdoğan’ın Başkan olduğu bir Türkiye’yi düşünmek dahi istemiyorlar.
Terörün seçimden hemen sonra başladığını kabul etmek de doğru değil. Çünkü, 7 Haziran’da seçim yapılmış, 9 Temmuz’da Davutoğlu Hükümeti kurmaklar görevlendirilmiş ve hükümet kurma sürecinde Ak Parti’nin ’18 milletvekili eksikliğiyle iktidarını başka bir partiyle paylaşmak istemeyeceğinin, böylece Türkiye’nin yeniden seçime doğru gideceğinin’ anlaşılması üzerine, ‘Güçsüz Erdoğan’lı Türkiye amacıyla 20 Temmuz’da, düğmesi, ‘O kuvvetlerin elinde olan’ terör örgütleri harekete geçirilmiş ve önce Suruç Katliamı yaşanmış, iki gün sonra uyumakta olan iki polis memuru şehit edilmiş ve olaylar ‘sözde özerklik’, yarbay, binbaşı öldürme, hendek kazıp, el yapımı bomba yerleştirip ‘kurtarılmış yer’ edinmek gibi yöntemlerle büyüyerek sürdürülmüştür.
Büyük Milletimizin, her türlü koşullandırmalara, algı yanıltmalarına karşı uyanık olması, her türlü veriyi, bilgiyi akıl süzgecinden geçirerek değerlendirmesi, seçimlerde oyunu özgür iradesiyle kullanmasını, terörle mücadelede birlik olması, tertip ve kışkırtmalara kapalı olması gerektiği hususunu, bu fakir halkın vergileriyle yapılmış okullarda okumuş iki lise, iki üniversite bitirmiş bir kişi olarak onlara duyduğum borç duygusuyla en derin saygılarımla paylaşıyorum. 05.10.15