Kardeşler!
Futbol, bilindiği üzere ülkemizin coşkuyla, tutkuyla seyredilen, hatta gönül verenin gününü mahvedebilecek yahut güzelleştirebilecek bir etkiye sahip.
Futbolu hayatımıza yerleştirmek elbette ki kötü bir iş değildir. Ancak İslam’dan, davamızdan, Filistin’deki mazlumların önüne koymak oldukça yanlış bir davranıştır.
Futbolu ölümüne takip etmek, ayrıca vakit ayırmak çok daha farklı bir boyuttur. Millet olarak çokça eksiklerimizin olduğu bir dönemde bu kadar alakadar olmakta neyin nesi? Harcayacak çok mu vaktimiz var?
Tamam. İnsanın bir eğlencesi, kafasını dağıtacağı bir uğraşı olmalı. Ama ticaretin hile-hurdasını yaptıktan sonra, TikTok denilen rezil rüsva platformda, orasını burasını açıp, bedenini kiralayıp, hatta ve hatta bunu kocasının yanında ve beraberinde yapacak insanlar yetiştirdikten sonra futbol takibinden çok daha önemli şeylere ihtiyacımızın olduğunu anlamamız gerekiyor!
Her şeyi bir kenara koyalım. Futbolu dahi beceremedik!
Daha geçtiğimiz günlerde Ankaragücü’nün Başkanı Faruk Koca’nın, hakem Halil Umut Melek’e attığı yumruk aslında Türkiye’nin kültürüne atılmış bir yumruk idi.
Daha doğrusu Türkiye’nin kültür seviyesinin düştüğüne delil oldu.
Biz futbol takip etmekten önce, futbolu dahi takip etmeye yetebilecek kültüre ulaşmamız icap eder!
Dikkatinizi şiddetle çekerek şunu dile getirmek istiyorum ki: oy yumruğu atan bir taraftar değil, bir kulübün başkanı ve eski AK Parti Ankara milletvekili!
Demek ki bizim bu işi en temelden ve en baştan almamız gerekiyor!
Gelelim siyasetimizin geldiği noktaya!
Özet niteliğinde bir slogan ile giriş yapalım:
“Takım elbiseli siyasetten, spor elbiseli siyasete!”
Ben çocukluğumda milletvekillerini ve bürokratları hep televizyonda görürdüm.
Benim için çokça ayrı bir yere sahiptirler. Ve bir o kadar da imkansız gelen, bununla birlikte o makamlara erişebilmek için 40 fırın ekmek yenilmesi gerektiğini, her ama her şeyi bilmek gerektiğini, üniversiteler bitirmek gerektiğini düşünmeden kendimi alamazdım.
Siyaseti yakından takip ettikçe artık takım elbiseli milletvekillerinden sivil elbiseli, spor elbiseli ağabeyler görmeye başladıkça, kürsüde birbirlerine söven, birbirlerinin masasına çıkıp dövmeye çalışan, kargaşa çıkartan, defalarca çıkan kavgalardan ötürü TBMM TV’nin yayının kesilmesine şahit oldukça Türk siyasetinin seviyesinde müthiş bir gerileme olduğunu fark ettim.
Siyaset liderlerin ve o liderlerin bünyesindeki her bir zatın birbirlerine karşı kamuoyunun önünde ki lakaplaşmaları oldukça gevşek bir durum olduğunun aksine kimse söz söyleyemez.
Siyasetin yozlaştığını yine ilk kez bizim ülkemizde görülmüştür. Şehit ailesine bizzat yüzüne karşı en acı günlerinde küfür eden milletvekillerini mi dersiniz, canlı yayınlarda arkasından hakaretler savuranları mı dersiniz, gazi meclisinde kürsüde iftiralar atanları mı dersiniz…
Türkiye’de siyasetin ve siyasetçilerin hiçbir ağırlığı kalmadı. Bunu bitirenler yine siyasetçilerin bizzat kendileridir.
Siyasette muhalefet, Deniz Baykal’ın rahmetli olmasıyla son buldu. Siyasette iktidarlık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra belki de son bulacaktır.
Sözde en haklı ve en ahlaklı, kendinden çokça gereksiz emin olacak olan siyasi partilerin kimler olacağı az çok belli oluyor ve kimleri destekledikleri tarihlerin ki o sözde büyük büyük zatların izlerinden gittikçe tek bir yol kat edemeyecekleri gayet aşikar!
Umarım siyaset meydanı bunlar ve bunlar gibilere kalmaz…
Rabbim ülkemizi ve milletimizi her türlü zarardan ve ziyandan muhafaza eylesin.