Fransa’dan notlar-1

Abone Ol

Uzun zamandır geçerli sebepler nedeniyle maalesef yazı yazamadım. Bunun için siz değerli okurlarımdan özür diliyorum.

Okullar tatil olmadan bir hafta önce ben ve oğlum Fransa yolcusuyduk ve bir aylık bir dönem geçirdik. Bu seyahatimiz hem gezi amaçlıydı hem de bizim ufaklığın dil eğitimi içindi.

Fransa’nın Bordo (Bordeaux) bölgesindeydik. Size bu şehrin özelliklerinden bahsetmeden önce ülkeye olaylı girişimizi anlatmak istiyorum.

İstanbul kalkışlı uçuş sonrasında öğlen saatlerinde Fransa’daydık. Tam giriş yaptık pasaport kontrolü sırasında bizimle beraber ne kadar tTrk yolcu varsa hepimizi sorguya aldılar. Üstümüzdeki nakit paradan ne iş yaptımıza, Türkiye’de nerede oturduğumuza kadar yaklaşık bir saat süren sorgulama yaptılar.

Türk vatandaşlarına diğer ülkelerin yaptıkları muameleyi görünce yanımda çocukla büyük korku yaşadım.

Fransa’da hukuk okuyan halamın oğlunun yanımızda olması ise büyük şanstı bizim için. Biraz meşakkatli süren kontrol sonrası nihayet eve geçtik ve hiç zaman kaybetmeden kendimizi sokağa attık.

Fransa Bordo yeşil aşığı bir şehir, başta üzüm bağları olmak üzere her yer yeşil tonlarında. Şehirde araba görmekse neredeyse imkansız. Herkesin arabası var ancak insanlar genellikle tramvay, bisiklet veya motor kullanıyor. Büyükler işe bisiklet ile giderken çocuklarda aynı şekilde bisikletle okula gidiyorlar. Trafikte olan insanlarda kesinlikle korna kullanmıyorlar orada kornaya basmak ve yayaya yol vermemek çok büyük bir ayıp çünkü. Kadınsanız, çocukluysanız, yaşlıysanız trafik ışıkları dinlemeden tüm sürücüler size yol verir.

Saygı merkezli bir şehir Bordo. Köşebaşı sandviçcileri, Fransa’ya ait olan macarone tatlısı, şarapları ve peynirleri çok meşhur. Sürekli gördüğüm manzara karşısında Malatya ve Türkiye’yle kıyaslama yapınca hayal kırıklığı yaşadım. Fransızlar teknoloji çok ilerlemesine rağmen teknoloji odaklı yaşamıyorlar.

Biz de küçük çocukların bile elinde telefon varken orada yolda cadde de tramvayda kimsenin elinde telefon göremezsiniz. Biz o kadar çok gösterişe meraklı insanlar olmuşuz ki rahatı unutmuşuz. Markayı, teknolojiyi, gösterişi yakalamak için birbirimizle vakit geçirmeyi unutmuşuz.

Detoks gibi oldu bu seyahat bana kendime geldim, çocuğuma doydum ve en önemlisi ne kadar yanlış şeyler yaptığımızı fark ettim. Hayat standartları o kadar yüksek ki en yaşlı insanları bile bizim gençlerimizden daha dinç. Çalışan insanların tüm hakları fazlasıyla veriliyor.

Örneğin sokakları temizleyen bir belediye çalışanı Türk parasıyla 10 Bin TL maaş alıyor. E hal böyle olunca insanların kafada dert tasa kalmıyor, ‘ay sonuna kadar nasıl idare ederim?’ sorusundan uzak hayatın tadını alıyorlar. Yürümeyi seviyorlar…

Bu arada tahmin edildiği gibi yurt dışına çıkmak o kadar da zahmetli ve maliyetli bir şey değil. İmkan yaratırsanız gezip görerek öğrenmek daha faydalı oluyor emin olun. Ben bu kadar etkilendiysem 5 yaşındaki ufaklık ne deneyimler yaşamıştır düşünün. Tek bir kelime ile yurt dışında yaşamanın en büyük güzelliğinden bahsetmek istiyorum, SAYGI…