Fiziken süper Malatya

Abone Ol

Şimdi sıra, ‘Ruhen Malatya’ hedefinde.

Sevgili hemşerilerim…

Malatya’mız o deprem öncesi fakir, köylü, kasabalı görünüşünden eser kalmamış; modern mi diyeyim, çağdaş mı diyeyim… muhteşem, zengin, güçlü bir hale bürünmüş.

Merkez çarşıya bir girdim, bir gezdim, bir gördüm… bayıldım vallahi.

Alt katlar, üst katlar, yollar, kaldırımlar, meydanlar, renkler, desenler bahar güzelliğinde.

Şunu da söyleyebilirim; yeni çarşının içi dışından daha güzel.

Hele bir Şire Pazarı var…

Video çektim paylaştım.

Gidip göremeyenler, gezemeyenler bilmeden, haksız konuşarak günaha girmesin dedim.

Hele bir Kışla, hele bir Fuzuli, hele bir T. Temelli var ki bayılırsınız…

Ya Hükümet Binası… Ya önündeki 15 Temmuz Meydanı…

Başlarda yanlış konuşan hemşerilerimiz, pişmanlık duyup, doğruya doğru, eğriye eğri deyip, açıkça olmasa da, içlerinden sözlerini geri alırlar inşallah…

Kıymetli okuyucularım, aşağıda okuyacağınız yazı beş yıl kadar önce Busabah’ta yayınlanan yazım.

Severek okuyacağınıza inanıyor, sevgiyle, saygıyla sunuyorum…

AKÇADAĞ KÖYÜNE DE ÖREN DİYORLAR

Avusturya’da yaşayan bir müvekkilim, üç dört sene kadar önce ofise uğramış, beni bulamadan gitmiş, giderken de bir şişe viski bırakmıştı.

Bu viski dert olmuştu bana.

Ne yapacaktım?

Baroda arkadaşlara şakayla karışık soruyordum.

‘Dökeyim mi?’, ‘İçen birine mi vereyim?’, ‘Versem günah olur mu?’ diyordum.

Bazıları, ‘Başkanım bana ver!’ diyordu. Bazıları, ‘Dök!’ diyordu. Bazıları, ‘Aman dökme günah olur!!!’ diye şaka yapıyordu.

Bir zaman öyle büroda kaldı.

Derken, bir gün müvekkil yazın memlekete gelişinde yanıma geldi, ben de hızlı bir düşünmeyle, teşekkür edip, hediyesini kendisine iade ettim.

Anlayışla, seve seve aldı.

Bu müvekkil, önceki gün, kendisi gibi Avusturya’da yaşayan ve orada avukatlık yapan damadı ile gelmişti ziyaretime.

Meslektaşım, hukuku Avusturya’da okumuş, on üç yaşından beri de orada yaşıyormuş.

-İyi dedim, sizden bir şeyler öğrenebilirim.

Alevi arkadaşlarımın çoğu, yurt içinde de, yurt dışında da Ak Parti iktidarına muhalif.

Bana göre aslında yanlış bir siyaset anlayışı.

Bütün partilerin milli ve evrensel değerler bakımından aynı mayada olması lazım değil mi?

Yani, insanların, vatandaşlarımızın etnik, dinsel, sınıfsal aidiyetini, devlet ve tüm parti yöneticilerinin kendi aidiyeti gibi saygıdeğer bilmesi şarttır.

Bu bakımdan, Alevi vatandaşlarımızın da, Ak Parti üyesi olup, onun yönetiminde söz sahibi olmakla, Partisinin varsa eksik veya yanlış tutumlarının düzelmesi çabası içinde olması mümkün.

Avusturya’da avukatlık yapan meslektaşım söze girdi,

-Hükümetin gitmesi lazım… Ecevit öldü kurtulduk. Demirel öldü kurtulduk. Erbakan, Türkeş öldü kurtulduk.

-Muhalefet Türkiye’yi yönetebilecek gibi görünmüyor ki. Yani henüz alternatif olamadı. Hele bak; ittifak yapan partilerin bir ortak yanını görebilecek misin? Köylüler bu durumdakiler için ‘Her tarladan bir kesek’ derler. Ak Parti giderse valla kaos olur dedim.

-Olursa olsun. Kaos aşılır dedi.

-Nasıl aşacaksın? Türkiye’yi eyaletlere bölerler. Bir daha mı Kurtuluş Savaşı yapacağız? dedim…

Bir gün Malatya’da eski büyükelçi ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in bir konferansına katılmıştım. “Türkiye’deki STK’ların çoğu Avrupa Başkentlerinden yönetiliyor.” demişti.

Hele bakın bir Atatürkçülerin haline… Oy verdikleri partinin kimlerle düşüp kalktığını bilmiyorlar mı?

Bu durumlarıyla, Mustafa Kemal’in değil, ‘Joe Biden’ın askerleri’ olmuşlar.

Temmuz’un 27’sinde Doğanşehir’deydim.

Yıllardır Doğanşehir’e gider gelirim, Doğanşehir’in, hem de merkezinde, bir iç kale olduğunu, bu kalenin sur kalıntılarının geniş bir alanı kapladığını yeni gördüm ve öğrendim.

Hani derler ya, ‘Otu çek köküne bak!’.

Şehirlere de öyle bakılmalı.

Öyleyse, tarihin kanıtlarına, kalıntılara önem vermeliyiz...

Doğanşehir’in kuruluşu MÖ.ye dayanıyormuş. Kalenin yapımı da.

Bu kalenin, Eskiköy’de, Polat’ta kalıntıları varmış.

Doğanşehir’den Akçadağ’a giden 34 km. uzunluğunda bir yol var. O yoldan Akçadağ’a yöneldim.

Yol çok manzaralı. Yemyeşil. Böyle yolları ana yollardan, ana yolları da otobanlardan çok severim. Çünkü, çevreyle, köyle, köylüyle, ilçe ve ilçeliyle iç içedir. Kültür, tarih, sanat vardır bu yollarda.

Çeşme, cami, mezarlık vardır bu yollarda; çocuk vardır, koyun kuzu vardır.

Doğanşehir’den daha 6 km kadar uzaklaştığında, müthiş güzel bir geniş ova çıkar önünüze.

Durup, doya doya seyretmeden, fotoğraflarını çekmeden gidemezsiniz.

‘Her köşesi bir cennet

Bu koskoca memleket’ dememiş mi şair…

Kadim belde Polat’ı geçtikten sonra Ören’e vardım.

‘Akçadağ köyüne de Ören diyorlar

Benim bu derdime de verem diyorlar…’

Ören’e gelip gitmişliğim çok. Durup bir çay içmeden gitmek olmaz.

Burada yeri gelmişken söyleyeyim, Büyükşehir olduk ya, bu koskoca beldeye şimdi nasıl mahalle diyesin?

Valla yakışmıyor. Küçültüyor.

İki kahvehane önü tıklım tıklımdı. İnsanlar, çayına, kahvesine ellibir, oşgin, okey oynuyorlar.

Bir kahveye yaklaşırken bir okey masası dağıldı. O masaya gittim oturdum. Masanın birinden bir kişi hemen kalktı yanıma geldi.

Gelen dördüncü dönemdir Ören’in muhtarlığını yapan Sayın Birol Çirkin’di.

-Başkanım hoş geldin dedi.

Başka gelenler de oldu. Sohbete daldık.

Muhtar olur da, hele Ören Muhtarı olur da hizmetin gelmediğinden yakınmaz mı!

-Bak dedi. Başkanım şu çöpleri görüyorsun. Valla bazı zamanlar sokakları ben süpürüyorum dedi. Sulama sorunumuz var. Gidiyoruz dinliyorlar. Yapmayacağız demiyorlar ama yapmıyorlar.

-Biz vergi vermiyoruz mu? Niye karşılığını alamıyoruz? diyor bir başka arkadaş.

Ören halkı da Alevi’dir. Haklı olarak ayrımcılık yapıldığına sözü getirip dayıyorlar hep. Dedim ki;

-Babam Dilek’in muhtarıydı, siyasetin içindeydi. Çocukluğumdan beri ben de içindeyim. Gelen, giden hükümetleri hep yakınen takip ettim. Tam yüreğimin ortasından söylüyorum ki, Türkiye muasır medeniyet yolunda, tam da Atatürk’ün istediği yolda ilerliyor. Bu ilerleyiş aynı zamanda demokrasimizin de alt yapısını oluşturuyor. Ekonomik şartlar, sosyal, siyasal üst yapıyı işliyor. Ortam demokrasinin yükselmesine uygun hale geliyor. Şimdiki halde, partiler mezhep temelinde siyasete yönelebiliyorlar. Bu hastalığı, bu şartlarda iyileştirmek zor. Ama gidişat mezhepçiliğin silineceği yönde. Buna kalben inanıyorum. Bir arkadaşımız,

-Biz ehlibeyte dua ediyoruz, Peygamber’imizin yakınları değil mi? Hz. Ali’ye dua ediyoruz. Peygamberimizin, damadı değil mi? ‘Kabe kıblegahımız’ demiyoruz mu? diyor.

Bir başka arkadaş da,

-Valla, Fatiha’yı, duayı, dinini öğrensin diye, ben çocuğumu hocaya gönderdim.

Bir başka kişi de, Büyükşehirde Ak Parti’ye oy verdiğini söyledi...

Ayrılık vakti geldi. Kalktık. Sokakların çöpünü gösterdiler.

-Görüyorum. Şunu söyleyeyim ki biraz önce Doğanşehir’de sur kalıntılarının fotoğrafını çekiyordum. Bir araç durdu. Sürücü, ‘Niye çekiyorsunuz abi, şikayet mi edeceksiniz?’ dedi.

-Neyi? dedim.

-Buraların çöpünü dedi. Bizim Dilek’te de aynı sıkıntılar var. Biraz sabır, biraz güven! dedim, çok güzel duygularla ayrıldık. Busabah - 04.08.2021