TÜRK GENÇLİĞİNİN DEVLETİNE OLAN DÜŞMANLIĞI
Alman tıp öğrencisi Felix Göbel, Türkiye’de eğitim aldığı yıllarda çevresindeki Türk gençlerini gözlemledikten sonra şu cümleyi kurar:
“Dünyada kendi devletini bu kadar eleştiren, aşağılayan ve kötüleyen başka bir millet gençliği görmedim.”
Bu cümle bir yabancıya ait olsa da, aslında bizim içimizde görmezden geldiğimiz dev bir gerçeğin aynasıdır. Göbel’in sözleri bizi incitse de, inkâr edemeyeceğimiz kadar sarsıcıdır. Çünkü biz, kendi tarihine yabancılaşmış, kendi bayrağını utanarak taşıyan, kendi ordusuna güvensizlikle bakan bir gençlik inşa ettik. Ve bu inşa, öyle bir noktaya geldi ki, gençlerimizin zihinlerinde “devlet = baskı”, “bayrak = faşizm”, “ordu = şiddet” gibi kodlamalar yer etti.
Peki bu gençlik böyle olmadı da biz neyi yanlış yaptık?
DEĞERLERİNDEN KOPARILMIŞ BİR NESİL
Bugünün Türkiye’sinde gözle görülür bir gerçek var: Türk gençliği, tarihinin en büyük kimlik krizlerinden birini yaşıyor. Bir kısmı, devletine ve milletine karşı kayıtsız; hatta zaman zaman düşmanlık derecesinde bir öfke taşıyor. Özgürlüğü anarşiyle, bireyselliği benmerkezcilikle, eleştiriyi nefretle karıştıran bu tutum, sadece bireysel yozlaşma değil; aynı zamanda millet olma şuurunun da çöküşü anlamına geliyor.
Bir yanda her fırsatta devletine hakaret eden, kendi vatanını hor gören gençler; diğer yanda ABD’sinden Fransa’sına, Kore’sinden Japonya’sına kadar en zor şartlarda dahi bayrağına sahip çıkan, askerine güvenen, kurumlarına sadakat gösteren yabancı gençlik profili. Aradaki uçurumu görmek için büyük bir analiz yeteneğine gerek yok.
DEĞERLERİ ÇALINAN BİR GENÇLİK
Türk genci ne oldu da kendi toprağını, tarihini, ecdadını ve devletini küçümser hale geldi?
Bu sorunun cevabı çok katmanlı. En başta, medyadan sosyal platformlara, sinemadan akademiye kadar her alanda sinsice işleyen bir dezenformasyon mekanizması var. Bu mekanizma, Türk gencine “senin geçmişin karanlık”, “senin devletin baskıcı”, “senin ordun katil”, “senin bayrağın değerli değil” yalanlarını sistematik olarak pompalıyor.
Bu yalanları sorgulamak yerine tüketmeyi tercih eden bir gençlik, bir süre sonra kendi ülkesine karşı duyarsız, hatta düşmanca bir tavır geliştirebiliyor. Halbuki Batılı gençlik, kendi tarihindeki kanlı sömürgecilik dönemlerini bile sahiplenip, “biz buyuz ve gelişiyoruz” diyerek aidiyetini yitirmiyor.
İSLAM ÜLKELERİNDE BAĞLILIK NEDEN YERLEŞMİYOR?
İslam coğrafyasında gençlik, genellikle devletle kavgalı yetişiyor. Bunun temel sebeplerinden biri, devletlerin çoğunda adaletin zedelenmiş olması. Liyakatsizlik, yolsuzluk, zulüm gibi sebepler, gençleri devletten uzaklaştırıyor. Fakat bu uzaklaşma, bazen topyekûn bir inkâra dönüşüyor. Devlete olan tepkiler, dini ve milli değerlere de yönelince, kopuş sadece siyasal olmuyor, aynı zamanda kültürel ve manevi bir yıkıma dönüşüyor.
Türkiye’de ise bu kriz, İslam’ın özünden değil; yozlaştırılmış ve sekülerleştirilmiş eğitimden, Batı hayranlığından ve medyanın sistematik zehirlemesinden besleniyor. Gençler, modern dünyanın gösterişli vitrinine özenirken kendi iç dünyalarındaki incileri unutuyorlar. Ne yazık ki birçok gencimiz, Yahya Kemal’in ifadesiyle “kökü mazide olan âti” fikrinden habersiz yaşıyor.
BİR DEVLETİN BİNLERCE YILLIK HİKÂYESİ
Türkiye Cumhuriyeti bir anda kurulmadı. Bu devlet, 1071’de Alparslan’ın Allah’a secdeyle çıktığı Malazgirt Ovası’nda doğdu. Moğol istilasında yıkılmadı, Haçlı ordularına boyun eğmedi. Osmanlı Devleti 600 yıl boyunca üç kıtada adaleti, ilmi ve merhameti temsil etti. Evet, düşüşler yaşandı; ama bu düşüşler ihanetle değil, içerden gelen yabancılaşmayla oldu.
Kurtuluş Savaşı sadece bir cephe zaferi değildir; aynı zamanda bu toprakların sonsuza kadar bizim olduğunun ilanıdır. 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, işgalci ordulara, emperyalizme ve mandacılığa karşı dimdik duran bir milletin iradesidir. Bu devlet, FETÖ gibi sinsi örgütlere rağmen ayakta kaldıysa; bu, hâlâ içinde cevher taşıyan bir milletin varlığındandır.
Ey genç, işte sen o cevherin ta kendisisin!
TÜRK GENÇLİĞİ KENDİ CEVHERİNİN FARKINDA MI?
Bugünün Türk gençliği, tarihsel köklerinden, kültürel mirasından ve manevi değerlerinden büyük ölçüde koparılmış bir hâlde yaşamaktadır. Modern dünyanın cazibesiyle şekillenen zihinler, Batı’nın gösterişli vitrinlerine hayranlıkla bakarken; kendi topraklarının yetiştirdiği medeniyet değerlerine ya önyargıyla yaklaşmakta ya da tamamen habersiz kalmaktadır.
Gençliğin büyük bölümü, kendine dayatılan sanal kimliklerin peşinden giderken, aslında ecdadının mirası olan adalet, ahlak, feraset ve fedakârlık gibi cevherlere sırtını dönmektedir.
YABANCI GENÇLİĞİN ÜLKESİNE SADAKATİ
Bugün bir Amerikan genci, devleti için silah taşımaktan gocunmazken; Fransız genci, tarihindeki sömürgeci geçmişi gururla savunabiliyor. Çinli genç, devleti ne derse onun doğruluğuna inanıyor. İsrailli gençler, çocuk yaşta millî bilinçle eğitiliyor ve ülkeleri uğruna ölmeyi şeref sayıyorlar.
Bu sadakat duygusu sadece beyin yıkamayla değil; sistemli eğitim, ortak kültür ve kuşaktan kuşağa aktarılan değerlerle oluşuyor.
TÜRKİYE’NİN GENÇLERİNE TAVSİYEMDİR
Ey Türk genci! Sen, yalnızca bugünün değil, asırların birikimi olan büyük bir medeniyetin varisisin. Senin kanında Malazgirt var, Çanakkale var, 15 Temmuz var. Senin genlerinde fetih ruhu, adalet aşkı, mazluma merhamet ve zalime karşı öfke var. Senin cevherin Batı’nın sanal süslerinde değil; kendi özünde gizli.
Unutmayın:
Yabancı gençliğin bağlılığı, onların gücünü değil, bizim gafletimizi gösterir.
YANLIŞLARIMIZ VE UZAK DURMAMIZ GEREKENLER
1. Devlet ile hükümeti aynı şey zannetmek
2. Tarihi meyhane sohbetlerine indirgemek
3. Ecdadı yalanlarla itibarsızlaştırmak
GENÇLİĞİ KAZANMANIN YOLLARI
1. Aidiyet bilinci oluşturulmalı
2. Rol modeller inşa edilmeli
3. Devlet sevgisi öğretilmeli
NE YAPMALIYIZ? DEVLETÇE VE MİLLETÇE SORUMLULUKLARIMIZ
1. Milli Eğitim Sistemi Yeniden Şekillendirilmeli
2. Medya Denetimi Sağlanmalı
3. Aile Desteği Güçlendirilmeli
4. Gençlere Sorumluluk Verilmeli
5. Maneviyatın Gücü Unutulmamalı
6. Milli Bayramlar ve Tarihi Günler Canlandırılmalı
7. Devlet-Millet Bütünleşmesi Sağlanmalı
CEVHERİNİ KAYBEDEN, KENDİNİ KAYBEDER
Bu toprakların çocuğu olmak, sadece bir kimlik değil; bir sorumluluktur. Bu milletin gençliği olarak devleti sevmek, hükümetleri kutsamak anlamına gelmez. Aksine; devlete sahip çıkmak, hükümetleri gerektiğinde eleştirmekle, devleti gerektiğinde savunmakla mümkündür. Çünkü devlet, milletin hayati uzvudur. Ve o uzuv kesilirse, sadece rejim değil, ruh da ölür.
Bugün Türk gençliği kendini yeniden tanımazsa, yarın kendini başkalarının hizmetinde bulur. Bugün değerlerini sahiplenmezse, yarın değer diye yabancıların modasını yüceltir. Bugün devletini yüceltmezse, yarın devletsiz kalmanın ne demek olduğunu çok acı bir şekilde öğrenir.
Unutma ey genç:
“Yeryüzünde iz bırakmak istiyorsan, önce ait olduğun toprağın değerini bilmelisin. Bundan dolayı silkin ve kendine gel…!”
SAYGILARIMLA!