Evde yoğuz!

Abone Ol

Hayırlı hafta sonları herkese…

Malum bugün günlerden Malatyaspor.

Günlerdir tartışıldı, durdu; takım neden anavatanından koparıldı, Malatya neyimize yetmedi, zemin bahane edildi falan filan.

Ben daha önce bu konuyla ilgili fikrimi haftalık köşemde paylaşmıştım sizlerle, yinelemekte zarar görmüyorum: Maçı İstanbul’a aldıran Başkan Adil Gevrek değil, bir stadın yapımını bile eline yüzüne bulaştıran ve İstanbul’a mecbur bırakanlar suçlu!

Neyse olan oldu artık, birkaç hafta gelen misafire ‘evde yoğuz’ diyeceğiz.

Bu arada Denizli maçının şampiyonluk yolunda ne kadar hayati derecede öneminin olduğunu sanırım hatırlatmama gerek yok.

Her şeye rağmen İstanbul’daki Malatyalıların oluşturacağı sinerji ve camia içerisindeki kötü düşünenlere oranla iyi düşünenlerin sayısının fazlalığı gibi soyut artılardan dolayı ‘bu maçı kazanacağız’ diyor hislerim.

İşin reel tarafına bakacak olursak da Sivas maçındaki ruh 3 attırır, Samsun maçındaki ruhsuzluk 3 yedirir!

NİYE BÖYLE OLDUK BİZ?

Futbol gibi kolay bir spor branşında bile bazen işimizi o kadar zorlaştırıyoruz ki, sanki bize demişler ki evrendeki maddelerin en küçük yapı taşı olan atomu bölüp parçalara ayırın!

Mesela şu konular kafamı kurcalıyor, duruyor…

-Futbol kentiyiz diyoruz, tesisimiz yok, olanları da ya yarım bırakmışız ya da kullanamıyoruz.

-İki takımımız maç yapıyor, Fener-Cimbom derbisinde yaşananları bile gölgede bırakacak seviyesizlikler yaşanıyor.

-Eline fotoğraf makinesi alıp iki resim çeken, gazetede iki kelime bir şey karalayan spor yazarı ya da spor muhabiri oldum zannediyor, ilk yapmaya çalıştığı şey de insanları ayrıştırma hafifliği oluyor.

-Stat sorumlusu yöneticimiz var ama ne gariptir ki stadımız yok, tenis kortumuz var, ancak tenis oynayacak sporcumuz yok.

-Stat yaparız yüklenicisi iflas eder, olimpik havuz yaparız yüklenicisi işi bitiremez.

-Amatör maçlarımız kavgasız geçmez, hakemlerimiz yetersizdir maçlar karakolda biter.

-Değerlerimizi değersizleştirmede üstümüze yok, ama bir olayla karşılaştığımızda ilk yaptığımız şey ‘büyüklerimize soralım’ olur.

-‘Kendi evlatlarımıza sahip çıkalım, onlara şans verelim’ deriz, ama ilk fırsatında onları kovar, ilk onları harcarız.

ATİLLA KANTARCI

Baba dostum Atilla ağabeyin gazetemizde köşe yazmaya başlamasına o kadar sevindim ki inanın anlatamam.

Alın size her şeyiyle tam bir Malatya beyefendisi.

Kitaptır esasında Atilla ağabey, oku oku bitmez… Bir gün Tecde’yi anlatır, bir gün Kanalboyu’nda çimen çocukları, bir gün hocaların hocası Özkan Sümer’i…

Futbol yöneticiliği yaptığı dönemde tanıdım Atilla ağabeyi… Malatyaspor lisans paralarını yatıramadığı için maça çıkamama tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında, o İnönü Stadı’nın koridorlarında çaresiz ama çıkmadık candan umut kesilmez çabasıyla aklımdadır hep.

Tanıdıkça onu, aklımın bir köşesinde engel olamadığım bir şekilde beni rahatsız eden ve sormaya bile çekindiğim bir soru büyüdü kafamda hep…

Bu kirli futbolun içerisinde ne işi vardı böyle güzel yürekli bir insanın?

İyi ki varsın, kokusuna doyamadan küçük yaşta kaybettiğim babamın arkadaşı Atilla Ağabey.