Aklımızdaki soru işaretlerinin bir kısmını Vatan ve Millet sevdalısı Ünal Kapkın ile konuşalım dedik. Ünal Kapkın’ı bulmuşken ülkücülüğü konuşmamazlık yapamazdık.
Sohbetimize siz de şahitlik edin:
İlk defa ne zaman siyasetle tanıştınız?
İlkokul 1 de ülkücülükle tanıştım. Çevre etkisi ile. Sembolleri ilgimi çekti. Sordum araştırdım, zaten meraklıydım. Ben girdikçe, ülkücülüğün felsefesine ve cazibesine kapılmaya başladım.
Ülkücülüğün ideolojik bir dava olduğunu geç anladığımı söyleyebilirim. Aslında bana cazip gelen Türk Tarihi oldu. Bir keresinde hocam bir tarih kitabı ile ilgili kitabın ilk otuz sayfasından sorumlusunuz dediğinde ben bizi sorumlu tuttuğu kitabın tamamını ezberlemiştim.
Türk tarihine olan merakınız aşikâr. Peki Türk tarihini incelemeye başladığınız andan itibaren sizi en çok etkileyen tarihi olay ne olmuştu?
Göktürklerin ve Mete Han’ın bende özel bir yeri vardır. Ordu millet anlayışı ve törelerine bağlılıkları beni derinden etkilemişti. Beni çok ilginç bir anlayışa sevk etmişti. Etnik yapı ne olursa olsun hatta dünyanın herhangi bir yerinde de doğmuş olsam kendimi Türk diye tanımlamaktan onur duyabileceğim hissine kapıldım. Yeryüzünde millet olma şerefine ve bilincine tam anlamıyla kavuşmuş insan topluluğu Türk Milletidir.
Nasıl yani? Bu diğer milletleri yok saymanız anlamına mı geliyor?
Olumsuz çevre şartları kıtlık deprem yokluk vs. durumda bile yardımlaşabilen ne olursa olsun yurdundan ayrılmayan hatta girdikleri savaşları kaybetseler bile bağımsızlıklarında asla ödün vermeyen, kadını erkeği genci yaşlısı ölümü göze alıp boyundurluk altına girmeyen bir millettir Türk milleti. Diğer milletlerin tarihlerine baktığımızda çoğunda kara lekeler görürsünüz. Yani gücü ele geçirdiklerinde acımasız, gücü kaybettiklerinde omurgasız bir politika izlemişlerdir. Türklerin tarihinde böyle bir kara leke ile karşılaşamazsınız.
Biraz günümüz siyasetine değinmek isterim. Alpaslan Türkeş’in ideolojisinden birçok siyasi partinin doğmasına nasıl bakıyorsunuz?
Türkiye’de herhangi bir siyasi parti milliyetçilik çizgisi dışında çok fazla yol kat edemez. Son yüzyılda Alpaslan Türkeş’in olmadığı bir milliyetçilik tanımı yapılamaz. Alpaslan Türkeş’in ideolojisinden birçok partinin çıkmış olmasını ancak menfaat ile açıklayabilirim. Ancak Alpaslan Türkeş’e rağmen siyaset yapamazlar.
Türk Milliyetçisi partilerin oy oranlarının çok yüksek olmamasını neye bağlıyorsunuz?
Türk Milliyetçisi herhangi bir partinin %35 oy alması AB ABD Rusya ve Çin gibi devletlerin dahi tedirgin olmasını gerektirir. Emperyal güçlerin Milliyetçilerin bu oy oranlarına kavuşmasına tahammülleri olamaz. Kırmızı alarma geçerler.
Selçuklu ve Osmanlı Devletlerindeki milliyetçilik anlayışı ile Türkiye Cumhuriyetindeki milliyetçilik anlayışı aynı diyebilir miyiz?
Birebir aynı. Zaten oynanan oyunların tamamı da özümüzden uzaklaştırmaya yönelik oynanıyor. Ancak 15 Temmuz gecesi tankların önüne duran gençler bunu başaramadıklarının açık bir göstergesi. Son yıllarda Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde, Karabağ’da yaşananlara bir bakarsanız Türk tarihi ile çelişen bir durumun olmadığını da rahatlıklar görebilirsiniz.
Ülkücünün eskisi yenisi olmaz mı diyorsunuz?
Böyle bir soruyu kabul etmiyorum. Parti düzeyinde kabul edilebilir belki. Vatanını seven bir insanın ülküsü olmak zorunda. Dün vatanını seven bir insan bugün sevemiyor olamaz. Ülkücülük parti üstü ideoloji bir davadır. Milliyetçilikle daraltılamaz.
Türk gençlerine bir tavsiyede bulunmanızı isterim.
Dünyanın neresine giderlerse gitsinler hepsi Kızılelma sınırları içinde olacaklardır. Türk genci için yurtdışı diye bir tanımlama kabul edilemez. Türk’ün tarih boyunca ayak bastığı her yerde alametleri ile karşılaşacaklardır. Bununla gurur duymalarını istiyorum.
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…