ESKİ ÇAĞLAR VE MODERN DÜNYA ARASINDA...

Abone Ol

Aslında her şey güzel başlamıştı. Uzayın soğuk derinliklerinde mavi bir gezegende yaşanabilirlik en üst seviyedeyken doğduk. Büyüdükçe sınırların insanları ayırdığını fark ettik.

Önce evimizin sınırları belirdi. En çok güvende olduğumuz yer annemizin şefkati ve babamızın koruyan merhameti ile dolu yuvamız olmuştu. Büyüdükçe kendi sokağımıza ve mahallemize alışır olduk.

Tabi ki kendi sokağımızdayken daha güvende hissediyorduk. Sokağımızın, mahallemizin göz nazarları üzerimizde komşularımız vardı. Hani tüm çocukluğumuzu onların yanlarında büyüttüğümüz komşularımız… İnsan bir fidan gibi uzanmak istiyor hayatın tüm sokaklarına ama hayat her zaman kolay ve zahmetsiz olmuyor.

Okul yolunda ve daha sonrası iş yolunda yürür iken karşısına çıkan her kötülüğü tadıyor büyüdükçe. Dünyanın sınırlarla bölündüğünü, dünyada doğmasına rağmen, yani dünyalı olmasına rağmen dünyanın her yerine canı istediğinde gidemeyeceğini anlıyor ve sessizce kabul ediyor ama tuhaftır hiç sınırların nedenini düşünmüyor. Koca tel örgülerin ve kimi zaman mayınlı alanların ayırdığı insanlar birbirinden ayrı doğup yaşlanıyor ve ölüyorlar.

Asya’nın uzak doğuluğunda ya da Afrika’nın sıcak çöllerinde ne yaşanırsa orda kalıyor. Televizyon ve görsel basında takip edebildiğimiz kadar görebiliyoruz. Lakin hiç oralara gidenimiz yok. Halbuki eski çağlarda insan toplulukları kitlesel olarak daha çok göç etmekteydi.

Günümüzde üst tabaka insanları turistik gezilerle dünyayı gezse de bu hiçbir zaman eski çağ insanlarını yakalayacak düzeyde olamamıştır. Eski çağ insanları iklim şartlarına bağlı olarak av hayvanlarının peşinde tüm dünyayı gezer iken günümüzün modern dünyası insanları kendi buluşu olan beton bloklarından oluşan kentlere hapsetmiş durumda.

Eski çağ insanları sınır kapılarından geçmek zorunda olmadan ve mayınlı tarlalara gerek duymadan gerçek hürriyetleri ile dünyayı dolaşır iken yaşamın doğdukları dünyada ki yaşamın tümüne sahiptiler. Şimdi biz bilgisayar başında tropik meyveleri ve dünya harikası yapıtları izliyoruz hem de bir tuş ya da dokunuşla. Ama bu hiç bir zaman gerçeğine dokunmak oradaki havayı solumak gibi olamaz, kıyaslanamaz.

Doğrusu ben taş devirlerinde yaşanan hayatın daha gerçek olduğuna eminim. Bizimkisi sadece bir oyalanmak gibi. Evet, rahatız, modernliğe alıştık, düzenliğimiz de var ama unutmayın ki eski çağ insanları ne kadar barbar olsalar da bir anda milyonlarca canlıyı yok edecek silahlara sahip değillerdi.

Günümüzde ise geldiğimiz durum itibarı ile ülkelerin gizli ve açıkta ürettikleri atom ve hidrojen bombaları dünyanın sonunu getirecek kadar mevcut.

Şimdi gel de böyle bir dünyada güvende yaşa, hiç korkmadan.

Evet, eski çağ insanları cahil ve zorba olabilirler ama hiç bir zaman insanlığın ve canlı hayatın sonun getirecek kadar tehditkar olmamışlardı.

ALLAH sonumuzu hayretsin ama ben söyleyeyim; gidişat hiç iç açıcı değil…