Son günlerin gündemi meşgul eden konusu olan “Suriyelilere vatandaşlık hakkı tanınması meselesi” her kesimden farklı seslerin yükselmesi ile ayyuka çıkarılmaya çalışılıyor. Peki, bu konuya tarihimiz ne diyor?
Biliyoruz ki tarih geçmişte yaşanan bir hikâye değil, geçmişten gelen ve geleceğe yön veren bir bilim dalıdır. Tarihini iyi okuyan milletler, geleceğini de sağlama almıştır.
İslam’ın ilk yıllarında Mekke müşriklerinden kaçan Müslümanlara daha önce insanlık tarihinde görülmemiş bir şekilde kucak açan Medineli ensarlar, insanlık tarihine kardeşliğin tohumlarını atmıştır.
Kur’an’ı Kerim ilk Mekke’ye indi. Peygamber Mekke’ye gönderildi. Fakat Mekkeli müşriklerin zorbalıklarından kaçan Peygamberimiz ve arkadaşlarını; dünyalık çıkarların ötesinde insanlık onuruna yakışır şekilde evlerini, daha da önemlisi kalplerini açan Medineli Müslümanlar hem Hakk’ın hem Peygamberin rızasını almışlardır.
Sonuç ne mi oldu?
Medine tüm dünya Müslümanların gözünde kutsal şehirdir. 1400 yıl önceki meyvenin hasadını hala toplamaktalar. Misafirperverliğin bir şehri kutsallaştırdığına şahittir tarih ve dünya…
Tarihsel süreçten günümüze olan yolculuğa devam edersek dört halifeden sonra Emevilerin devri başlar. Arap ırkçılığının ön planda tutulduğu bu devirlerde insani duygular azalmış ve halifelik Arap milliyetçiliğinin bir maşası haline gelmiştir ve nihayet Emeviler sırf bu yüzden yıkılmıştır. Yerine gelen Abbasiler ise İslam’ı-insanı ön plana almışlar ve İslam’ı yeniden bir araya getirmişlerdir. Ama yükseliş Selçuklu ve Osmanlı ile olmuştur.
Öyle ki Doğu’da putperest ve barbar Moğollardan kaçan tüm kavimlere kol kanat geren Selçuklu ve ardından Osmanlı büyümüş, imparatorluk olmuştur. Osmanlı, barbarlardan kaçan Müslüman ahaliye ensarlar gibi sahip çıkmış ve sınırlarına giren her muhaciri Peygamber emaneti misafir saymışlardır. Bu ruh Osmanlı’ya halifeliği ve kutsal emanetleri kazandırmıştır ve dahası Osmanlı’ya tarihsel süreçte çağ açıp çağ kapatmayı nasip ettirmiştir…
Günümüzde Suriye’deki o kanlı savaştan kaçan Suriyelilere kapılarımızı açmak ve onlara muhacir yani Peygamber emaneti gibi bakmak bizim tarihsel süreçte İslamlığımızın gereğidir. Avrupa insanlığın kanayan bu yanına tabi ki gözlerini yumacaktır. Ama biz Türkiye olarak mazlumun, mazlumların yanında olmaya kararlı olmalıyız. Çünkü tarih mazlumların yanında olanların başarıları ile doludur.
Hicretin ilk adımları Peygamber rızası ile oldu. İnançları için öldürülen ve bize sığınanların hal-i nazarlarında ensar kokusu var. Sözde insanlığın savunucusu Avrupa, gözünü kapasa da Müslüman devletler görmezden gelse de bu bir nasip işidir ve ALLAH, İslam’ın önderliğini bu millete veriyor. O da sadece kapıları Suriyelilere açmakla değil onları bağrımıza bastığımız için.
Sevgili okurlarım; Avrupa’nın bir planı olabilir. İsrail ve ABD’ninde planı olabilir. İran’ın Suriye’nin de planları vardır. Ama ALLAH’ın (cc) planı hepsinin üstündedir ve bizlerin Selçuklu, Osmanlı mirası ensarcılığı hiç kimseye kaptırmamız gerekmektedir.
Bazı İslami partilerin Suriyelileri dışlama söylemlerini duyunca, “bunlar hiç tarihten ders almazlar mı” diyorum. Erdoğan ve AK hareketinin Suriyeliler için uyguladığı politika çok doğru ve yerinde bir karardır. Bir gün İslam yeniden dünyadaki tüm insanlara ışık olacaktır…