Ekonomik ateş: Pahalılık mı, denetimsizlik mi?

Abone Ol

Okuyucularımızdan gelen memnuniyet mesajları ve beğeniler bizleri mutlu etmektedir. Ancak, son dönemde arayan birçok kişi, piyasadaki fiyat artışları ve maddi sıkıntılar konusunda büyük zorluklar yaşadıklarını dile getirerek bu konuda bir yazı kaleme almamı özellikle rica etmiştir.

Toplumun her kesimi, artan fiyatlardan derinden etkilenirken, yalnızca “tuzu kuru” olarak nitelendirilen küçük bir kesimin bu durumdan etkilenmediği, hatta keyiflerinin yerinde olduğu görülmektedir. Halkın yaşadığı bu büyük sıkıntıları görmezden gelmek mümkün değildir. İşte bu nedenle, “Ekonomik Ateş: Pahalılık mı, Denetimsizlik mi?” başlıklı bu yazıyı yazmayı bir zorunluluk olarak gördüm ve 07 Ocak 2025 tarihinde kaleme aldığım “FAHİŞ FİYAT TERÖRÜ” başlıklı yazımın devamı niteliğindeki bu köşe yazımı kaleme aldım.

Türkiye’de milyonlarca insanın en büyük gündemi geçim sıkıntısı. Market raflarından pazarlara, faturalardan kiralara kadar her şey cep yakıyor. Çarşıya, pazara çıkan vatandaş, her gün değişen fiyat etiketleri karşısında çaresiz kalıyor. Peki, gerçek sorun fiyatlardaki pahalılık mı, yoksa bu fiyatları kontrol edemeyen bir denetimsizlik mi? Asıl mesele ne? Türkiye’de ekonomiyi bu kadar zorlayan, ocakları söndüren şey ne?

Sorunun köklerine inerek, hem fiyat artışlarının sebeplerini hem de denetim mekanizmalarının eksikliğini irdelemek gerekiyor.

FİYATLAR NEDEN BU KADAR YÜKSEK?

Bir ürünü almak istediğinizde, fiyatın birkaç ay içinde bile katlanarak arttığını görmek artık şaşırtıcı değil. Ancak bu fiyat artışlarının tek sebebi enflasyon mu?

İşte fiyat artışlarının temel nedenleri:

1. ENFLASYONUN YÜKSEK SEYRETMESİ

                •             Enflasyon, paranın satın alma gücünü düşürdüğü için ürün ve hizmet fiyatlarını sürekli yukarı çekiyor. Türkiye’de yıllık enflasyon oranları, resmi verilere göre bile oldukça yüksek seviyelerde seyrediyor.

2. ÜRETİM MALİYETLERİNİN ARTIŞI

                •             Sanayide ve tarımda girdi maliyetleri (mazot, elektrik, gübre, yem, hammadde, işçilik vb.) arttıkça, nihai ürünlerin fiyatları da yükseliyor.

                •             Özellikle enerji fiyatları, taşıma maliyetleri, kiralar gibi giderler de bu artışı körüklüyor.

3. ARZ-TALEP DENGESİZLİĞİ

                •             Ülkede üretim yetersiz kaldığında ve ithalata bağımlılık arttığında, fiyatlar doğal olarak yükseliyor.

                •             Tarım ve hayvancılığın yeterince desteklenmemesi, ürün arzının azalmasına ve fiyatların katlanmasına sebep oluyor.

4. FIRSATÇILIK VE STOKÇULUK

                •             Piyasalardaki denetim eksikliği, bazı fırsatçıların devreye girerek fiyatları spekülatif şekilde artırmasına yol açıyor.

                •             Stokçuluk yapan firmalar, arzı kısıp fiyatları yükselterek büyük kazançlar elde ediyor.

5. DIŞ POLİTİK GELİŞMELER VE KÜRESEL EKONOMİK KRİZLER

                •             Küresel enflasyon, savaşlar, pandemi sonrası ekonomik dalgalanmalar gibi dış faktörler, Türkiye’deki fiyatlara da doğrudan etki ediyor.

                •             Döviz kurlarındaki ani yükselişler, ithal ürünlerin fiyatlarını artırıyor.

TARLADA UCUZ, TEZGAHTA FİYAT UÇUK! KOMİSYONCULARIN OYUNU

Sebze ve meyve fiyatları tarlada üreticiden çok düşük fiyatlara alınırken, şehirde market ve pazar tezgâhlarında 3-4 katına satılıyor. Bu büyük fiyat farkının nedeni ne? Üreticinin emeği mi değerlendi, yoksa aradaki komisyoncular mı halkın cebinden servet kazanıyor?

Türkiye’de tarımdaki aracılar, çiftçinin ürettiği ürünü yok pahasına alırken, tüketiciye fahiş fiyatlarla satıyor. Üreticinin kazandığı para artmıyor ama tüketicinin cebinden çıkan para katlanıyor.

Örneğin:

                •             Tarlada domatesin kilosu 5 TL, ama markette 45-55 TL!

                •             Çiftçi limonu 3 TL’ye satarken, şehirde limon 35-45 TL!

Peki, bu fark kimin cebine gidiyor?

                •             Aracı komisyoncular, sebze ve meyve hallerinde ürünleri düşük fiyatla alıp stokluyor, ardından istedikleri fiyata piyasaya sürüyorlar.

                •             Hâl sistemi üreticiyi değil, komisyoncuları koruyor.

                •             Denetimsizlik, bu fırsatçılığın devam etmesine neden oluyor.

Devlet ise bu duruma seyirci kalıyor. Komisyoncular halkı sömürürken, üretici para kazanamıyor, vatandaş da yüksek fiyatlarla mağdur ediliyor.

Sonuç olarak, bu ülkede ne çiftçi kazanıyor ne de tüketici. Kazanan sadece aracılar!

DENETİM NEDEN ZAYIF?

Piyasada bir denetimsizlik olduğu aşikâr. Devletin elinde fiyatları kontrol altında tutacak birçok mekanizma bulunmasına rağmen, bunların ne kadar etkin kullanıldığı tartışmalı.

Denetim zafiyetinin bazı sebepleri:

1. DENETİM MEKANİZMALARININ ZAYIF KALMASI

                •             Ticaret Bakanlığı, Rekabet Kurumu ve yerel yönetimler fiyat denetimleri yapsa da bu denetimler yetersiz ve etkisiz kalıyor.

2. CEZALARIN CAYDIRICI OLMAMASI

                •             Fahiş fiyat artışı yapan firmalara verilen cezalar, firmaların kazançlarının yanında çok küçük kaldığı için bir caydırıcılık oluşturmuyor.

3. ZİNCİR MARKETLER VE TEKELLEŞME

                •             Türkiye’de market zincirleri piyasaya büyük ölçüde hâkim durumda. Rekabetin azalması, fiyatların keyfi bir şekilde belirlenmesine neden oluyor.

4. STOKÇULUĞUN ÖNÜNE GEÇİLEMEMESİ

                •             Büyük firmalar ürünleri depolarda tutarak fiyatları artırıyor. Bu da doğrudan halkın cebine yansıyor.

PAHALILIĞIN ASIL SEBEBİ NE?

Gerçekte sorunun kaynağı hem pahalılık hem denetimsizlik. Ancak denetim eksikliği ortadan kalksa, fırsatçılar ve stokçular engellense, rekabetçi piyasa oluşturulsa, pahalılık bir nebze de olsa dizginlenebilir.

1-            Düzgün bir denetim mekanizması olmadan, fiyat artışlarını engellemek mümkün değildir.

2-            Devletin, üretimi teşvik etmeden sadece ceza kesmesi sorunu çözmez.

3-            Haksız kazanç sağlayanların peşine düşülmeden, halkın refahını artırmak imkânsızdır.

NE YAPILMALI?

1.            Denetimler sıkılaştırılmalı, cezalar artırılmalı.

2.            Fahiş fiyat uygulayan firmalar teşhir edilmeli.

3.            Üretim desteklenmeli, tarım ve sanayi teşvik edilmeli.

4.            Zincir marketlerin ve büyük şirketlerin tekel oluşturması önlenmeli.

5.            Tüketiciyi koruyacak yasal düzenlemeler artırılmalı.

EKONOMİK KRİZİN TOPLUM ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİLERİ

Ekonomik kriz yalnızca rakamlardan ibaret değil, insanların hayatına doğrudan dokunuyor. Eskiden düğünlere giderken en azından çeyrek altın takabilen insanlar, artık çeyrek altının çeyreğini bile alamıyor. Bir Cumhuriyet altını asgari ücretten daha pahalı hale gelmişken, düğünlere katkıda bulunmak bile imkânsız hale geldi.

Evine birkaç kilo sebze alamayan, çocuğuna yeni bir pantolon alamayan bir baba, evladının yüzüne nasıl bakabilir? Kızının, oğlunun düğününü yapamayan, çeyizine katkıda bulunamayan bir anne, çaresizliğini nasıl anlatabilir? İnsanların yüreklerine çöken bu ağırlık, yalnızca ekonomik değil, psikolojik bir yıkımı da beraberinde getiriyor.

Marketteki manav reyonuna yanaşamayan insanlar, ekmek almak için bile iki kez düşünüyor. Malatya’da kimi yerlerde ekmek 10 TL, bazı yerlerde 6 TL. Peki, bu fark neden var? 6 TL’ye satan kâr ediyorsa, 10 TL’ye satan neden “Zarar ediyorum” diyor? Devletin bir marketin, bir bakkalın, bir manavın fiyatlarını denetleyebilecek mekanizması bile yok mu?

Yazık… Gerçekten çok yazık!

SONUÇ OLARAK,

Denetim mekanizmalarının zayıf olduğu bir ekonomide pahalılık kaçınılmazdır. Denetimsiz bırakılan bir piyasa, açgözlülüğün elinde yangın yerine döner. Türkiye’deki fiyat artışlarını yalnızca enflasyonla açıklamak, sorunun gerçek sebeplerini göz ardı etmektir.

Bu ülkede çiftçi emek veriyor ama kazanamıyor, vatandaş parasını veriyor ama doyuramıyor, ama aracı komisyoncular zenginleşiyor. Ve devlet, halkı değil komisyoncuları koruyor gibi görünüyor.

Unutulmamalıdır ki:

“Adaletin olmadığı bir piyasada, zengin daha zengin, fakir daha fakir olur.”

Saygılarımla,