Donmanın çok ötesinde, yürekleri bile donduran felaket

Abone Ol

BİR GECEDE DONAN UMUTLAR

Nisan ayının ortasında Anadolu’nun bereketli topraklarına düşen kar, bu defa ne bolluk getirdi ne güzellik… Bir gecede Malatya ovasının üzerine inen beyaz örtü, sessiz bir ölüm taşıdı içinde. Binbir umutla çiçek açan kayısı ağaçları, sabahı göremeden kurudu. Kar, bu kez çocukların ellerinde oyun değil; çiftçilerin ellerinde yıkım oldu.

10-12 Nisan 2025 tarihleri arasında Türkiye’nin büyük bir bölümünde etkili olan soğuk hava ve zirai don olayı, sadece termometreleri değil, yürekleri de dondurdu. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın da ifade ettiği gibi, “Son 30 yılın en düşük sıcaklıkları” kaydedildi ve Türkiye tarım tarihinin en yıkıcı zirai donlarından biri yaşandı. Ancak bu olay, sadece bir meteorolojik hadise değildir; bu, binlerce insanın emeğinin, geleceğinin, sofrasının yok oluşudur.

MALATYA’DA DON DEĞİL, FELAKET VAR

Malatya… Dünya kuru kayısı üretiminin %85’ini karşılayan, binlerce ailenin geçim kapısı, ihracatla Türkiye ekonomisine yıllık 500 milyon dolar kazandıran bir tarım diyarı…

Ve artık bu yıl Malatya’da kayısı yok.

Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan’ın şu cümleleri bir tablonun değil, bir felaketin özetidir:

“Dün akşam saatlerinde başlayan kar yağışının ardından yaşanan zirai dondan etkilenen kayısı bahçelerinde incelemelerde bulunduk. Gördüğümüz tablo çok vahim. Kayısının tamamını kaybettik.”

Bu yalnızca bir meyvenin kaybı değildir. Bu, koca bir ilin ekonomik omurgasının çökmesidir. 6 Şubat 2023’teki büyük depremle sarsılan Malatya, ayağa kalkmaya çalışırken bu kez toprağı donduran soğukla yeniden dizlerinin üzerine çökmüştür. Bahçelerde çiçek açan umutlar, donup kalmıştır.

KAYISI GİTTİ, ÇOCUKLARIN UMUDU GİTTİ

Malatya’da kayısı yalnızca bir ekonomik ürün değildir. Çocukların okul masrafları, gençlerin düğün hazırlıkları, hastaların tedavi parası, dükkânların kirası, tarlaların gübresi, traktörün mazotu… Her şey ama her şey kayısıdan gelir.

Bir yıllık emek, aylar süren bakım, gece gündüz edilen dua… Şimdi hepsi dondu. Tarlasında bir çiçek bile bulamayan üreticiler, öylece bahçenin ortasında diz çöküp ağlıyor. Onlar sadece kayısılarını değil; çocuklarının geleceğini, sofralarının bereketini, bayramlıklarını, umutlarını yitirdi.

BU YANGIN TÜM ÜLKEYİ SARIYO

Zarar yalnızca Malatya ile sınırlı değil. Türkiye’nin dört bir yanından felaket haberleri geliyor.

Elazığ’ın Keban ilçesinde ceviz, kayısı ve badem ağaçları mahvoldu. Karaman’da 16 milyon elma ağacı dondu; Türkiye’nin ikinci büyük elma üretim merkezi artık sessizliğe gömüldü. Çorum’un Oğuzlar ilçesinde ceviz üreticileri, “Bir tane bile sağlam ağacımız kalmadı” diyor. Tunceli’nin coğrafi işaretli dut ağaçları bile dayanamadı.

Yani bu yalnızca bir “Malatya meselesi” değildir. Bu, bir “Milli Tarım Felaketi”dir.

DEVLET NEREDE OLMALIYDI, NEREDE OLMALI?

Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun uyarısı nettir:

“6 Şubat’tan sonra bu ikinci bir afettir. Malatya, Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi ilan edilmelidir.”

Peki, bu ne anlama gelir? Devletin bu süreci bir kriz değil, bir afet olarak kabul edip ona göre refleks göstermesi gerekir. Afet ilanı, üreticilerin borçlarının ertelenmesi, faizsiz krediler, doğrudan zarar tazminatı ve yeni üretim destekleri için zorunlu bir adımdır.

Çiftçilerin sadece sigorta kapsamında olup olmadığına bakılmamalıdır. Bu insanlar zaten sigorta primi yatıramayacak kadar zor durumdadır. Devlet, sosyal devlet olma şuuruyla tüm üreticileri kucaklamalıdır.

ÇÖZÜM YOLLARI: UMUT YENİDEN FİLİZ VEREBİLİR

Yapılması gerekenler açık ve nettir:

1-            Afet Bölgesi İlanı:

Malatya başta olmak üzere tüm zarar gören iller için acil şekilde afet bölgesi kararı alınmalı.

2-            Zarar Tespit Komisyonları:

Tarım İl Müdürlükleri bünyesinde şeffaf, tarafsız, bilimsel ölçütlerle çalışan komisyonlar kurulmalı.

3-            Sıfır Faizli Krediler:

Tohumdan gübreye, işçiliğe kadar yeni üretim için sıfır faizli ve uzun vadeli kredi imkanları sağlanmalı.

4-            TARSİM Dışı Destekler:

Sigortalı olmayan üreticilere de destek verilerek ayrım yapılmamalı.

5-            Yeni Fidan Desteği:

Kuruyan kayısı ağaçları yerine üreticiye yeni fidanlar verilmeli.

6-            Psikososyal Destek:

Bu felaket sadece fiziksel değil, ruhsal yıkıma da neden oldu. Üreticiye psikolojik destek sunulmalı.

7-            İklim Dirençli Tarım Stratejisi:

Türkiye artık iklim krizine karşı yeni bir tarım politikasına geçmek zorunda. Don riskine karşı erken uyarı sistemleri kurulmalı.

SAHADA OLMAK YETMEZ, SÖZLER EYLEME DÖNÜŞMELİ

Evet, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in süreci sahiplenmesi, Tarım Bakanı Yumaklı’nın açıklamaları önemli. Ama bu sadece başlangıç olmalı. Halk bu konuda görüntü değil, güven istiyor. Ziyaret değil çözüm, vaat değil destek, fotoğraf değil fidan bekliyor.

Siyaset, felaket anlarında test edilir. Şimdi bu sınavın tam ortasındayız. Kayısıya bakarak iktidarın kriz yönetimini, muhalefetin halkla bağını, yerel yönetimlerin halk sevgisini okuyacağız.

KAYISIYI DON ALDI, VİCDANLARI ALMASIN

Bu yazıyı yalnızca bir meyve için değil, bir halk için yazıyoruz. Baharın habercisi olması gereken nisan soğuğu, bu kez Malatya’nın bereketli topraklarına felaket getirdi. Tomurcuklanan umutlar, açamadan dondu. Toprağa diz çöken anaların gözyaşları, sabaha dek nöbet tutan çiftçilerin yorgun elleriyle birleşti. Sabaha umutla bakan nice göz, şimdi dalında kuruyan çiçeklere bakıyor. Bu sadece bir tarım krizi değil; bu, alın terinin, emeğin ve geleceğin buz tutmasıdır.

Doğal afet, insan iradesi dışında gelişebilir. Ancak o afetin ardından gösterilecek merhamet, adalet ve sahiplenme bir devletin insanına olan sadakatinin sınavıdır. Zirai donun vurduğu kayısı bahçeleri yalnızca ürününü değil, geçimini de kaybetti. Mahsulünü yitiren üretici, desteğe muhtaç hale gelirken, geciken yardım her geçen gün vicdanlarda bir boşluk yaratıyor. Çünkü çiftçi yalnızca toprağa değil, devlete de güvenmek ister. O güveni ayakta tutan şey ise laf değil, icraattır.

Gecikirseniz sadece kayısı değil, bu halkın devlete olan inancı da donar. Yalnız mahsul değil, umut da tükenir. Bu millet defalarca yıkıldı ama hep yeniden ayağa kalktı; çünkü bir el uzanacağını umdu. Şimdi o elin uzanma vaktidir.

Bu yazı, bir çiçeğin dalında yeniden yeşermesi, bir çocuğun sofrasına tekrar kayısı koyabilmesi için yazılmıştır. Vicdanlar üşümesin, adalet sessiz kalmasın.

Ve son sözümüz dua olsun:

“Allah’ım! Bu topraklara yeniden bereket ver. Donmuş dallarda umut çiçek açsın. Umudu kurutan soğuklara karşı, milletin yüreğini sıcak tut. Devleti yönetenlerin kalbine adalet, halkın eline sabır ver. Amin.”

Saygılarımla!