Doğu’nun İstanbul’u Van

Abone Ol

Doğu Anadolu’nun kadim şehirlerinden biri kesinlikle Van. Hemen hemen herkes Van’ı kahvaltısıyla ya da meşhur kedisiyle duymuştur ama bu şehir aslında Anadolu’nun en derin tarihî katmanlarına, en zengin kültürel dokularına ve en çarpıcı doğal güzelliklerine ev sahipliği yapıyor.

Geçtiğimiz hafta günübirlik Van’a gittim ve döndüm. O şehrin güzelliğine hayran kaldım.

Ben Van’ın tarihi katmanlarıyla ilgili çok bir şey söyleyemeyeceğim çünkü o kadar da uzun kalmadım orada. Ama doğal güzelliği… Tarif edecek kelime bulamıyorum.

Yıllarca İstanbul’da kaldım ve o şehrin gerçekten çok güzel olduğunu biliyorum. Gezebildiğim kadar her tarafı gezmeye çalıştım ve “daha güzel bir şehir yoktur” diye düşünürüm. Gerçekten güzel bir şehir ama yaşanacak bir memleket değil. Gezilecek bir memleket…

Geçtiğimiz hafta Van’ı görünce aklıma sadece İstanbul geldi. “Burası küçük İstanbul ya” dedim. Gerçekten inanamadım. Yalan söyleyemem, Van’ı dağ, taş, çorak bir memleket diye aklımda canlandırmıştım. Ama görünce bu kadar yanılıyor olduğuma inanamadım.

Van’a ayak bastığınızda ilk fark edeceğiniz şey gökyüzünün genişliği oluyor. Bu mavi genişlik Van Gölü’nün büyüleyici mavisiyle etkileyici bir uyum içinde. Galiba çok büyük binaların olmamasıyla ilgili bu. Ve tabi Van Gölü’nün uçsuz bucaksız büyüklüğüyle…

Van Gölü Türkiye’nin en büyük gölü ama gören herkes gibi ben de burayı deniz olarak yorumladım. “Böyle büyük göl mü olur” diye de laf ettim açık açık.

Oradakilere de söyledim, “İstanbul gibi her sokağı denize çıkıyor Van’ın”…

Gittiğiniz her noktadan Van Gölü’nü, o muazzam maviliği görebiliyorsunuz.

Bitlis Tatvan’dan Van’a gittik biz. Tatvan’a da bayıldım ama Van beni büyüledi. Mükemmel yolları, yemyeşil dağları ve her şeyle bütünleşmiş Van Gölü.

Şehrin içine girince yol yapım çalışmaları nedeniyle biraz yorulmuş bir şehir gördüm. Hatta dediler ki “Sizin şansınıza birkaç aydır toz duman var, yol yapıyorlar.” Dedim ki, “Bizim Malatya’nın tozunun yanında lütfen böyle küçük meselelerin bahsini dahi açmayın.”

Güzel Malatya’m, ne hallere geldi. Ama gönlümüzde ne Van ne de İstanbul halen bir Malatya edemiyor. O başka mesele.

Bu arada bir sabah Van’da uyanırsanız, mutlaka Van kahvaltısını deneyin. Tam anlamıyla bir kültürel şölen: Otlu peynir, murtuğa, kavut, ceviz reçeli, cacık ve daha nicesi...

Ve Akdamar Adası… Van Gölü’nün ortasında bir mücevher gibi duruyor.

Van, uzaklarda bir şehir gibi görünse de, ki gerçekten mesafe olarak biraz uzakmış, aslında her adımında tanıdık bir sıcaklık taşıyor. İnsanları sıcakkanlı, misafirperver. Hatta ben insanları biraz Malatya insanına benzettim.

Hep derlerdi ki Van’a giden bir daha unutamaz. Doğru demişler.

Yeniden görüşmek üzere Van.