Ders almaya gittik ders verdik!

Abone Ol

Sene 2010 İsmini vermeyeceğim bir kurs merkezinde tarih dersindeyim.

Benim için sıradan bir gün gibi başlamıştı.

Tarih dersine giren öğretmen ima yollu Atatürk’ün dini yaşantısı ile ilgili ahkam kesmeye başlayınca, huyumdur biraz bize Atatürk’ten bahsetmesini rica ettim. Uzatamadı!

Uzatamazdı.

Çünkü bu hilkat garibesinin tarih bölümünü bitirmiş olması ve 10 yıldır tarih dersi veriyor olması beden işçiliğinden farklı bir şey değildi.

“Hocam Atatürk’ün 7 Şubat 1923 de Balıkesir Zağnoz Paşa Camiinde okumuş olduğu hutbe ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” dedim.

Son derece kendinden emin alaylı bir ifade ile:

“Atatürk, hutbe, siz hiç cumaya gittiniz mi hocam?” dedi bana.

Eyvah eyvah. Tarihçi bilmiyordu. Hadi bilmemesini geçtik ‘hutbesiz cuması olmayan bu zat’ öyle bir hutbeyi, yeri zamanı ve katılımcıları bilinen tarihi bir konuyu inkar ediyordu.

Benimle iddialaştı böyle bir hutbenin olmadığına dair. Aynı kurs merkezindeki 60 yaşlarında diğer bir tarihçinin yanına gittik. Bu muhteremde kendi anlatımıyla Atatürkçü, modern bir sosyal demokrat… Bende dışardan bakıldığında şimdinin “aydınlarını” çağrıştıran, geçtiği yerde beyaz bulut bırakan bir “ayaklı ansiklopedi’’ diyeyim siz anlayın.

Bizim hacı bu hocaya Zağnoz Paşa Cami hutbesinden bahsedince ve iddianın bana ait olduğunu duyunca kendisine soru sormaya gelen öğrencilerin yanında beni tepeden tırnağa süzerek “sen lise mezunu musun?” dedi.

O gün ikinci defa yargılanmıştım. Bir öğretmen tarafından dini bilgim diğer öğretmen tarafından aldığım eğitim sorgulanıyordu.

Öğrencilerinin yanında “ben ikinize de tarih öğreteceğim hiç endişelenmeyin’’ dedim ve yanlarından ayrıldım.

Ertesi gün koca bir dosya hazırladım. Konu sadece ve sadece 7 Şubat 1923 Zağnoz Paşa Camiindeki hutbeydi. Sağcı solcu radikal İslamcı realist  sürrealist… akademisyenlerin, araştırmacı yazarların, tarihçilerin, makalelerini, tezlerini, çalışmalarını bu dosyada topladım.

Hacıya dosyayı 24 kişilik sınıfta takdim ettim. “hocam tarih okuyarak öğrenilir, çözemediğiniz soru olursa kantindeyim’’ dedim ve derslikten çıktım.

Kantin kapısında eğitimimle ilgili beni yargılayan, öğrencilerinin büyük saygı duyduğu kibir abidesi belirdi. Acele etmedim. Öğrenciler yavaş yavaş hocanın başına toplanınca, daha doğrusu kafamdaki yeter sayıya ulaşınca, dosyayı biraz yüksekten önüne bıraktım. Amacım saygısızlık değil bir an için dikkatleri üzerime çekmekti. Konuyu ve tepkisini hatırlatarak “hocam tarih okuyarak öğrenilir, çözemediğiniz soru olursa buralardayım’’ dedim ve yandaki boş bir masaya geçip kahvemi yudumlamaya başladım.

Bu iki hoca bütün kurs merkezinin diline düştü. Uzun süre konuşuldular. Suratlarındaki ifadeler benim için görsel bir şölene dönüşmüştü.

Birkaç hafta sonra kibir abidesi hocadan hiç beklemediğim bir özür geldi. Hacı, ne yapmışsam trip atmaya devam etti.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…