Delilerimiz

Abone Ol

Sizlere, “Gaffar, İzo, Farro, Gız Mahmut, İbalı, Haceli, Leblebici, Deli Musto, Deli Ahmet, Onyedili, Şorikli Yaşar, Zeynel, Mişmiş, Fır Faik, Tahir Ağa, Kadir Ağa, Mamılo, Adliye Bekir, isimleri ne hatırlatıyor?” diye sorsam…

Hepinizin yüzünde bir tebessüm oluştu değil mi?

Delilerine, deli demeyi hoş görmeyip onlar “velidir veli” diyen bir yerdi Malatya.

Deliler bir başka sevilirdi burada.

Deliler toplumdan izole edilmez, halkın içinde yaşardı. Arada bir bazı densizler çıkıp zavallıların damarına bassa da bu hoş görülmez, aklı başında insanlar tarafından engellenmeye çalışılırdı.

Adı konulmayan bir işbirliği içerisinde delilerin toplum içinde yaşaması sağlanırdı. Kimi esnaf hamama götürür bir güzel yıkatır, kimi berbere götürür saç sakal bakımı yaptırır, kimi üstünü başını alır giydirir, kimi yemeğini yedirir, çayını içirtir, ceplerine de harçlıklarını koyup evlerine öyle gönderirlerdi.

Malatyalılar, delilerinden korkmaz, onları dışlayıp ötekileştirmezdi. Onlarla beraber yemek yer, onlarla beraber kahveye gider, onlarla beraber fotoğraf çektirir, yani onları bağırlarına basarlardı.

Onların, başından geçen olaylar sırasında kullandıkları bazı sözler neredeyse deyim gibi nesilden nesile geçerek maziden ati ye doğru gidecektir.

“Bunu da belime kim sardı.”

İbalı, Sümerbank Bez Fabrikası’nda çalışmaktadır. Bir gün şeytana uyar ve bir top kumaşı beline sararak fabrikadan çıkmak ister. Çıkışta fabrika müdürü de oradadır ve belinden sarkan kumaşla İbalıyı görür.

“İbalı ne o şişmanladın mı? Belinden sarkan ne?

“Ne olacak köynegimin ucu”

Müdür sarkan parçayı çekmeye başlayınca, arkası gelmeye başlar. Bunun üzerine İbalı

“Uuuy, töbe töbe BUNU DA BELİME KİM SARDI. Sağ olasın müdür bey, eyi ki buldun yoğsa adımız heç yoğhdan hırğhıza çığhacaghtı”...

Olayları bildiği halde bilmezden gelenlerin kullandığı klişe bir sözdür.

“Buna da iyi deyin ki sizin.....”

Leblebici’nin bir komşusu varmış. Adam çok mülayim biri ama karısı şirret mi şirret. Mahallenin bir çok namuslu kızını yoldan çıkaran malum bir kadın. Bir gün, bu kadın ölmüş ve musallaya koymuşlar, cenaze namazı kılınacak. İmam sormuş;

“Ey cemaat, merhumeyi nasıl bilirdiniz?

Kimsenin cevap vermesine fırsat kalmadan, Leblebici fırlamış;

“Ula cemaat BUNA DA EYİ DEYİN Kİ SİZİN……

Yalakalık yaparak herkese şirin görünmeye çalışan, gerçeği söylemeyen kişilere söylenen bir sözdür.

“ Di mele gıdik” Kurban Bayramı arefesinde Deli Gaffar’ın komşusu, kesmek için bir gıdik (keçi yavrusu) alır. Hayvan, olacakları anlamış gibi sürekli meleyerek

Gaffar’ı rahatsız etmiştir. Bütün gece uyuyamayan Gaffar, sabah gıdiğe haddini bildirmek için bahçeye çıkar. Fakat ne görsün? Gıdigin kafa bir yerde gövde bir yerde, dilide bir karış dışarıda. Bunu gören Gaffar, keyiflenerek;

Dİ MELE GIDİK, NİYE MELEMİSİN… der…

Malatya’mızda lafın altında kalan veya söyleyecek sözü kalmayana bir özdeyiş gibi “di mele gıdik” derler.

“HACELİ ŞANSI VAR SENDE”

Aşşağı şeherde, çizgili zıbını ve iri gövdesiyle ayakta bekleyerek şoförlerden para alan biriydi Haceli. Şöförler ona para vermeden geçerlerse başlarına bir şey geleceğini düşünürler ve para vermeden geçmezlerdi. Haceli’nin bu şekilde çaba sarfetmeden para kazanmasından olsa gerek, çaba sarfetmeden para kazanan şanslı insanlara Malatya’da, SENDE HACELİ ŞANSI var denir.

Tüccar pazarı ve bit pazarı civarında dolaşan ve üzerindeki elbiseler için ölü malı diye seslenildiğinde üstünü başını çıkarıp çırılçıplak kalan Deli Gaffar’ı, Akpınar civarını mesken tutan kavalını yanından ayırmayan Farro’yu, Temelli Pasajı, Soykan Parkı civarının velisi çizgili zıbını ve aksak ayağıyla hatırlayacağınız Şorikli Yaşar’ı.

Kışla Caddesi ve camideki ölüleri çalmasınlar diye musalla taşını bekleyen ve cenaze sahiplerinden bahşişi hak eden İzo’yu,

Teze Cami civarının ben gızım gız diye söylenerek gezen velisi Gız Mahmut’u,

Kağıt para verince beğenmeyen, bozuk para seven, “poz ver Musto” repliğiyle hatırlayacağınız, Musto’yu,

Çoraplarını pantolonunun üstüne çeken ve yüzündeki gülümsemesi hiç eksilmeyen, Deli Ahmet’i,

Bir deyneğe taktığı simitleri satmaya çalışan Mişmiş’i,

Taş atma üstadı Zeynel’i, Kuyumcuların maskotu, Tahir Ağa’yı, Şapkacı Kevork ustanın Yardımcısı, Kadir Ağa’yı,

Divan sazıyla, hızlı hızlı yürüyerek şehri turlayan arada bir kahvelerde güzel sesiyle, çalıp söyleyip bahşiş toplayan, bahşiş veren olmazsa sessizce orayı terkeden, Fır Faik’i,

Onyedili, madanos tohumu deyince küfüre başlayan Zülküf’ü, Şirket hanın kapısında mesken tutan, asker kıyafetli, Mamılo’yu, Adliye Bekir’i unutmamız mümkün mü?

Şimdilerde saman alevi gibi yanıp sönen bazı delilere rastlıyoruz ama hiç biri eskilerin tadını vermiyor.

Mersedes Kadir dışında hiç birinin adını bile bilmiyoruz.

Deliler mi değişti, yoksa bizler mi?

Selam olsun delilerine sahip çıkan Malatya’mın güzel insanlarına...