Dedikodu mu, iftira mı?

Abone Ol

Şimdi en başından bir anlaşma yapalım; kimse yazdıklarımı okurken inkar etmeyecek ve haksız eleştiri yapmayacak.

Sadece kadınlar yaparmış, severmiş gibi görünse bile erkeklerin de yapmaya bayıldığı, dil, din, ırk ayırt etmeden herkesin keyif alarak yaptığı tek şey dedikodudur. İki kişi bir araya gelince zaten kaçınılmaz sondur. Sürekli ülke gündemini değerlendirip, hükümet kurup, siyaset konuşulmayacağına göre sohbetin sonu muhakkak dedikoduya dayanır.

Kim kiminle nereye gitmiş, ne almış, ne giymiş, şöyle demiş, böyle demiş derken çokta eğleniyoruz vallahi. Bir de haber ve istihbarat ağlarımız o kadar kuvvetli oluyor ki hayrete düşüyoruz bazen. Sosyal medya sağ olsun o da büyük destek oluyor. Erkeklerle dedikodu yapmakta başka bir güzel, söylemeden geçemeyeceğim. Üstelik dedikodunun yeri ve zamanı da yok. Cenaze, düğün, hastalık, iş yeri falan fark etmiyor yani. En mutsuz anlarımızda bile bizi güldürmeyi başarır yapılan yorumlar. Ama bir şeyi unutuyoruz dedikodu başka, iftira bambaşka bir şeydir.

Birisiyle ilgili konuşunca olan biteni anlatmak, kendi yorumlarımızı, düşüncelerimizi katmak ve nefreti bile ifade ederken sevimli hale getirmektir dedikodu. Ancak o kişinin evine, ekmeğine, huzuruna, sağlığına zarar verecekse ve anlatılanların içinde abartı ve yalan varsa bu iftiraya girer; işte o zaman pek hoş olmaz. Bir adamı sev ya da sevme onunla ilgili konuşmanın, görüş beyan etmenin bir sakıncası yok bence. Zaten dedikodu demek sadece kötü konuşuluyor demek değil ki çok gocunmamak lazım yani. Mesela kendimden örnek vereyim; benimle ilgili herkes konuşur, konuşabilir ve bu sadece benim başıma gelmez bilirim, yorum yaparlar, işimi eleştirirler, anneliğimi eleştirirler, evlatlığımı, insanlığımı her şeyi eleştirirler, konuşurlar. Bende bunları hiç ama hiç takmam, bana bunlar zarar vermez. Neden mi?

1- Ağzı olan konuşur. Buna istesem de engel olamam, o yüzden kendimi yormam

2- İşimi patronum, anneliğimi evladım, evlatlığımı ailem, insanlığımı da Allah bilsin yeter geri kalanı çokta önemsemem.

3- Yaşadığımız toplumda kendi kendine dönen bir mekanizma var buna dur demekte imkansız. O nedenle kimseye kendimi ispatlamak için kılımı bile kıpırdatmam, herkes zaten yine istediği gibi anlayacak ne gereği var.

4- En önemlisi duyarım tüm konuşulanları, söylenenleri ama dikkate alıp cevap vermem, mevzu bile etmem. Çünkü dedikodu eğlenmenin, hayatla dalga geçmenin farklı bir yoludur çok önemsemem eğlensinler derim.

5- Beni dedikodu malzemesiyle tanımayacak kadar sağlam dostluklarım, ailem ve eşrafım olduğu için de ekstra rahatım herkes konuşmakta özgür ne de olsa.

6- Çok insan eksilmiştir hayatımdan hiç geriye dönüp bakmam ailemdir yanıma kalan, sağlığım, huzurum, mutluluğum, bereketim ve dostlarım var gerisi fasa fiso.

7- Duyduğuna hiç, gördüğünün de yarısına inan derler işte her şeyin anahtarı bu cümle. Çünkü bazen gördüklerimizin bile başka bir anlamı olabiliyor.

8- Ve ben de dedikodu yaparım, dinlerim, eğlenirim ama bunu yaparken kimseye zarar vermeden, art niyetli olmadan yaptığım için rahatımdır, zarar görmeyeceğimden eminimdir ve bilirim benden giden beni geri bulur kalbin niyeti önemli.

9- Son olarak eğer bir insanı tanıyorsam, biliyorsam ikinci üçüncü kişilerin onunla ilgili ne yorum yaptığı önemli olmaz benim gözümde, herkesin seveni var sevmeyeni var ve bana çok iyi olan şahıs herkese iyi olmak zorunda değil. Benimle olan ilişkisini yargılarım başkalarıyla değil.

İşte bütün mesele bu. Bunları yapabildikçe mutluyuz hayatta. Tabi bunları öğrenene kadar ömürden ömür gidiyor ama yinede mutluluğun formülünü buluyoruz bir şekilde.