Damda birlikte yatmışız

Yağmur yağdı yağdı. Bahar uzadı uzadı.

Abone Ol

Yağmur yağdı yağdı.

Bahar uzadı uzadı.

Yaz nazlandı nazlandı.

Gözümüz yollarda kaldı.

Akçadağ köyün yazı

Şu gelen kimin kızı…

O gelen yazdı.

Ki, milleti yakmaya gelmişti.

Soğuk baharı unutamayıp, sıcağa kızanlara,

-Durun hele, daha sırtımız yeni kızdı diyenler de var tabii.

Oğlum, geçen gün,

-Baba, sıcağa çıkmayın, bol bol su için. Sen içersin, anneme söyle, o da içsin demişti.

Dün de Yeşilyurt Belediyeden, Başkan Çınar imzalı mesaj geldi.

-Hava çok sıcak, saat on bir ile on altı arası dışarı çıkmayın.” deniyordu.

Aynı gün, Şehir Mezarlığında, Malatya’nın çok sevdiği, eski Çırmıktı belediye başkanı Mehmet Kavuk’u ebediyete uğurlayacaktık.

Cami hasarlı olduğu için öğle namazını dışarda kılıyorduk. Başkan Mehmet Çınar yanımdaydı.

Nasıl dersin ki,

-Millete, dışarı çıkmayın diye mesaj çekiyorsunuz, siz dışarıdasınız!!!

Denir mi? O sıcakta, soğukta görevde olacak.

Geçmişte, bir taziye çadırında, rahmetli Mehmet Abiyle yan yana oturuyorduk. Dedim ki,

-Geçen gün bir taziyede böyle Fatiha okurken müftümüz ellerini açmadan okudu dedim.

Bu sözüm çok ilgisini çekmişti.

-Allah! Allah!” deyip, sözüme çevredekilerin de dikkatini çekti.

Rahmetlinin bir gün, bana, abartılı bir şekilde, “Senin yapamayacağın iş yok” dediğini de yüksek hoşgörünüze güvenerek burada söyleyeyim.

Allah rahmetini esirgemesin inşallah.

Yazın getirdiklerinden biri de boğulmalar!

Sıcaktan bunalıp, kendini suya, özellikle baraja gölüne atan vatandaşlarımız arasındaki boğulma vakaları...

Dokuz sene önce, Toygar’da, on-on dört yaş aralığında, dört çocuğumuz Karakaya Barajı Gölünde boğulmuş, acısı da Malatyalıları yasa boğmuştu.

“Boğulmalar, bir taziye mesajı ile geçiştirilemez!” diye bir basın açıklaması yapmış, bazı önerilerde bulunmuştum:

Yaz başlarında, şehrin ilan yerlerine, billboardlarına, anne babaları, çocukları uyandırıcı afişler asılabilir.

Baraj yollarına, tehlikeye dikkat çeken, içerikli tabelalar konabilir.

Yaz tatiline girilirken okullarda bilgilendirici etkinlikler yapılabilir.

Camilerde halkı, sudaki tehlikeye karşı dikkatli olmaya çağıran konuşmalar yapılabilir.

Gezici araçların, minarelerin hoparlörleriyle uyarılar yapılabilir.

Su içinde kalmış balıkçı ağları, suya girenlerin bir yerine dolanıp da boğulmaya sebep olmasın diye temizlenmelidir… demiştim.

Bunları dokuz sene önce söylemiştim, şimdi de tekrarlıyor,

-Aman! Sudaki tehlikeye dikkat! diyorum.

Şanlıurfa’dan Malatya’ya tayin olup gelen bir hakim hanım, o çevrede, özellikle çocuklar arasında damdan düşme vakalarına çok rastlandığını, bu sebeple veliler hakkında, dikkatsizlik, tedbirsizlikle ölüme sebebiyet vermek suçundan açılan çok dava olduğunu söylemişti.

Damda birlikte yatmışız

Öküzü hoşça tutmuşuz

Koyun değil şu dağlarda

San kendimizi gütmüşüz

Hor baktık mı karıncaya

Kırdık mı kanadını serçenin

Vurduk mu karacanın yavrulusunu

Ya nasıl kıyarız insana… Hasan Hüseyin

Adana’da üç yılımız geçti...

Sıcağında yazın, aileler, mahremiyet demeden, balkonlarda, teraslarda yatardı hep.

Çetin doğa şartları, insanların, en azından bazılarının değer yargılarını, giyim kuşam tarzlarını, mahremiyet çizgilerini etkiliyor, dahası belirliyor.

Yazla, Dilek’te, bahçelerden, bağlardan davul sesleri, paketlenmiş müzik sesleri, çocuk sesleri ve de, evet ve de silah sesleri gelmeye başladı.

O sesler harika da son söylediğim ilkel.

Belki bir canı kurtarırım diye bir defasında Jandarmaya söyledim.

Bir süre sonra Dilek korucusu aradı.

-Selahattin abi sizin bahçe kapınızdayız. Gereken uyarıları yaptık. Kapıyı açarsanız komutanım yanınıza gelmek istiyor.

Bahçe kapısına baktım.

Geceleyin, aracın çakarları renk renk ışık ışık yanıp sönüyor.

O arada silah sesleri yine gelmeye başladı.

-Silah seslerini duyuyorsunuz değil mi? Komutana selamımı, teşekkür ettiğimi söyle dedim.

Çocukluğumuzun düğünlerinde de Dilek’te silah sıkılırdı.

Koşup, yere düşen kovanları toplardık.

Toplar, akşener gibi grupta sağa sola atardık, pardon kara kalemimizin başına takardık.

Dilekliler bunu çoktan aştı.

Sonra göç aldı, bahçe bağ evle doldu.