ÇOCUKLUĞUMUZ

Abone Ol

Bizim çağalığımızda analarımız evin bekçileriydi adeta. Okuldan eve geldiğimizde kapıyı anahtarla hiç açmazdık, zaten anahtarımız da yoktu ki. Babamızda bile anahtar olmazdı, o bile kapıyı çalar ve kapıyı analarımız açardı. Analarımız çok da bir yere gitmezdi zaten, gonu gomşuya dedikodu etmeye gittilerse de,

-"Ben gaham artığ bizim herüf nerdeyse gelir, gapıda galmaya."

diyerek babalarımızın gelme saatinden önce mutlaka eve gelmiş olurlardı.

Eğer babamız kapıda kalmışsa, işte o zaman kıyamet kopardı.

- "Gıçınızı gırın evinizde oturun, ne pohğ yemeye dolaşıysınız, itiniz mi azmış, çoğh gezen tavuğ poğh getirir" diye dil sayarlardı.(dil saymak-söylenmek).

Kapıda kalmak!

Böyle bir deyim şimdi var mıdır? Sanmam, herkesin cebinde bir anahtar var şimdi.

Biz çocukların en büyük eğlencesi yolda (sokakta) oynamaktı. Şimdi sokakta oynamak diye bir şey yok. Zaten oynayacak sokak da yok.

Eskiden mahallenin çağalarının buluşma yerleri olurdu. Bitmemiş bir inşaat, bir duvar dibi, bir ağaç altı, ilk gelen parolamız olan ıslığımızı çalar, bunu duyan çağalar buluşma yerine akın ederdi. Şimdi buluşma ve vakit geçirme yerleri kafeler, AVM'ler oldu.

Okul servisi denen şey de yoktu, okula beraber gider, beraberceoynaya zıplaya döner, mahalleye gelince eve gitmeyi unutur, çantayı, önlüğü bir kenara atar oyunlara dalardık. Analarımız bunu bildiği için küçük kardeşlerimizle salça sürülmüş ekmek, içine peynir konulmuş yuğha dürümü, Allah ne vermişse ekmek arası bir şeyler gönderirlerdi.

Şimdi hamburger çıktı, pizza çıktı, cipsler çıktı çağaların hepsi naylon! oldu.

Mahalledeki teyzeler annelerimiz gibiydi, susadıysak hangi ev olursa olsun, girer suyumuzu içerdik veya herhangi bir pencereden bir sürahi ve bir bardak uzanır hepimiz aynı bardaktan kana kana suları içerdik. Biz hep aynı bardaktan su içtik hiç de bir şey olmadı.

Şimdi analar, çağalarının aynı bardakla su içtiğini görse ne yaparlardı acaba?

Sokaklarımız evlerimiz kadar güvenli idi.

Düşünce muhakkak biri kaldırırdı, kavga etsek biri barıştırırdı. Kavgalarımız da polis gelmezdi, zabıtlar tutulmazdı, kimse davacı olmazdı, çocukların kavgası aile kavgasına dönüşmezdi. Kavgalarımız da sallamalar, satırlar, bıçaklar kullanılmaz, en önemlisi, sonu asla kanlı bitmezdi. En fazla birbirimizi itekler, birbirimize hayvan isimleriyle hitap eder!, biraz tekme atar, sonra biri bizi barıştırır ve hiç bir şey olmamış gibi oyuna devam ederdik.

Sülü deynek, hollik, hombek, develeme çevirmek, bilye oynamak en sevdiğimiz oyunlardı.

Analarımızın yerler mühürlendi, hadi eve gelin demesine kadar sokakta oynardık.

İnanırdık buna biraz embesildik! Herhalde!

Embesildik belki ama çok mutluyduk.

Yahu bizim ases' lerimiz, bekçi babalarımız vardı. Gece düdük çalarak mahalleden geçer, biz de onun düdüğünü duyunca huzur içinde uykuya dalardık.

İnanın bizim çocukluğumuzu çok özledim, şimdi sanki her şey ruhsuzlaştı, her şey buz gibi. Komşumuzu bile tanımıyoruz.

Aynı binadaki insanlar birbirine selam vermiyor.

Bu biz miyiz, inanın emin değilim.

Tahta sandalyelerde oturan yaşlılarımıza hal hatır soran,

-"Nassın dede, nassın böyügana?" diyen çağaları özledim.

Öz benliğimizi, ananelerimizi, geleneklerimizi, ruhumuzu kaybettik.

Ne güzeldi eski günler her şeyin doğalı vardı, insanın, dostun bile...

Şimdi

Ara ki bulasın...

Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...