CHP’nin hatalar zinciri: Siyasette akıl tutulması ve siyaset kurumuna verilen zarar

Abone Ol

Türkiye’nin siyasi tarihinde kritik kırılma anları olmuştur. Ancak bazı anlar vardır ki, bunlar yalnızca bir partiyi değil, tüm siyasi iklimi derinden etkiler. Son günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı “sokak” çağrısı da tam olarak böyle bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Bu çağrının yalnızca anlık bir siyasi hamle değil, köklü bir yanlışın yansıması olduğunu görmek gerekir. Gelin, CHP’nin içine düştüğü hatalar zincirine yakından bakalım.

SOKAĞA ÇAĞRI: ÇARE Mİ, ÇARESİZLİK Mİ?

Siyasi liderlerin en büyük sınavı, kriz anlarında verdikleri kararlardır. Özgür Özel’in Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından yaptığı sokak çağrısı, siyasi bir hamleden çok, çaresizliğin ifadesi gibi duruyor. Hukukun üstünlüğü iddiasıyla yola çıkan bir partinin, yargı süreçlerini beklemek yerine halkı sokağa çağırması, kendisiyle çelişen bir tutumdur.

Siyaset, öfkeyle değil akılla yapılır. Toplumsal barışın en çok ihtiyaç duyulduğu şu günlerde, siyaseti sokaklara taşımak, ateşe körükle gitmekten farksızdır. Bir siyasi liderin görevi, milletin tansiyonunu yükseltmek değil, soğukkanlılığı koruyarak adaletin sağlanması için gerekli mekanizmaları işletmektir. Aksi takdirde, halkın güvenini kazanmak yerine onu daha da kutuplaştırırsınız.

HUKUKU SOKAĞA TAŞIMAK: ÇİFT TARAFLI TEHLİKE

Adaletin yerini bulması için mücadele etmek elbette meşrudur. Ancak adaletin tecelli edeceği yer mahkemelerdir, sokaklar değil. CHP’nin, hukuki süreçleri sabote edebilecek bir sokak hareketini teşvik etmesi, yargıya müdahale anlamına gelirken aynı zamanda toplumu da kutuplaştırmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, yargı kararları sokakların değil, delillerin ve hukuk normlarının sonucunda verilir. Bir suçlama varsa, bunun aklanacağı yer meydanlar değil, mahkemelerdir. Eğer hukuk devletine inanılıyorsa, sonuç ne olursa olsun adalete güvenmek gerekir. Aksi takdirde, hukuk yerine sokak adaletine teslim olmak, tüm toplumu kaosa sürükler.

HALK DİNAMİĞİNİ YANLIŞ OKUMAK: TOPLUMSAL HUZURU TEHLİKEYE ATMAK

Türkiye, uzun süredir siyasi gerilimlerin etkisinde. Halk yorgun, sabrı tükenmiş ve gerginlik had safhada. Bu ortamda halkı sokağa çağırmak, yalnızca öfkeyi daha da alevlendirir.

Siyaset, duyguları galeyana getirerek değil, akıl ve sağduyu ile yapılır. CHP, hak arama mücadelesini provokasyonlara açık bir zemine çekerek, yalnızca kendi tabanını değil, tüm toplumu riske atmaktadır. Halkı sokağa çağırarak adalet sağlanmaz; aksine, halkı karşı karşıya getirir, güvenlik güçleriyle çatışmalara sebep olur ve toplumsal barışı zedeler.

SORUMLULUK MAKAMI: AĞIR SÖZLER, HAFİF HAREKETLER

Bir siyasi parti lideri, söylediklerinin nereye varacağını iyi hesap etmelidir. Özgür Özel’in “Sokaklar bizimdir, meydanlar bizimdir” şeklindeki söylemi, sorumlu bir siyasetçiden beklenen tutum değildir. Bir liderin görevi, öfkeyi büyütmek değil, adaleti sağlamak adına halkına rehberlik etmektir.

Siyasi makamlar, sorumluluk gerektirir. Bir kriz anında sağduyulu davranamayan bir lider, yalnızca kendi partisinin değil, ülkenin geleceğine de zarar verir. Halkın güvenini kazanmak, onu sokağa dökmekle değil, adaletin tecellisini sağlamak için akılcı politikalar üretmekle mümkündür.

SİYASET KURUMUNA VERİLEN ZARAR: LİDERLİK Mİ, POPÜLİZM Mİ?

Bu yaşananlar yalnızca bir partinin değil, tüm siyaset kurumunun itibarını zedelemiştir. Siyaset, akıl ve sağduyu ile yapılması gereken bir sanattır. Ancak son dönemde CHP’nin izlediği yol, popülist bir anlayışa saplandığının açık göstergesidir.

Siyasi kurumların en önemli sorumluluğu, toplumu yönlendirmek değil, topluma rehberlik etmektir. Halkı sokağa çağırarak adalet arayışı, aslında adaleti yok etmek demektir. Bu tür hareketler, demokrasiyi güçlendirmek yerine zayıflatır ve hukuk sistemine duyulan güveni sarsar.

Bir siyasi parti lideri, duyguları körüklemek yerine aklıselimle hareket etmek zorundadır. Aksi takdirde, yalnızca kendi partisine değil, tüm ülkeye zarar verir.

SOKAĞA ÇAĞRI, SİYASETE DARBE

Soruşturmanın temelini oluşturan ihbarların bizzat CHP içerisinden gelmesi ve ihalelerde yapılan usulsüzlüklerin yine bu süreçten zarar gören kişi ve kurumlar tarafından belgeleriyle savcılığa sunulması, meselenin hukuki bir zemin üzerinde şekillendiğini açıkça göstermektedir. Bu durum, Ekrem İmamoğlu ve ekibinin yolsuzluk iddialarıyla karşı karşıya kalması nedeniyle başlatılan geniş çaplı soruşturmanın ciddiyetini ortaya koyarken, CHP’nin buna karşı verdiği tepki ise akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Parti, hukukun üstünlüğüne vurgu yapmak yerine, halkı sokaklara çağırarak adeta adaleti sabote etme yolunu seçmiş görünmektedir.

Bir siyasi partinin kendi mensubuna sahip çıkması elbette doğaldır. Ancak, hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları olan bir kişi için toplumu galeyana getirmek, sadece partiye değil, tüm siyasi sisteme zarar verir. Yarın yargı süreci tamamlandığında ve suçlamalar sabit olduğunda, CHP’nin bu tutumunu nasıl açıklayacağı merak konusudur. Adaletin peşinde koşmak başka, adaleti sokağa taşımak başkadır; bu farkı ayırt edememek, CHP’yi daha da zor bir duruma sürükleyecektir.

Özgür Özel ve CHP yönetimi, kısa vadeli kazanımlar uğruna uzun vadede büyük zararlar doğurabilecek bir yola girmiştir. Bu tavır, yalnızca CHP’ye gönül vermiş insanları değil, aynı zamanda toplumsal huzuru da riske atmaktadır. Üstelik, süreç sonunda yolsuzluk iddiaları kanıtlanırsa, CHP’nin savunmasız kalacağı ve tabanına bu durumu açıklamakta zorlanacağı aşikârdır.

CHP’nin bu tavrı, siyasi etik ve sorumluluk anlayışını zedelemenin ötesinde, siyasetin temel dinamiklerine de zarar vermektedir. Hukuku sokaklarda aramak yerine mahkeme salonlarında savunmak, bir parti için çok daha onurlu bir duruş olurdu. Yarın, sokakları değil adliyeleri çınlatan kararlar alındığında, CHP’nin bu tutumunun bedelini en çok yine CHP ödeyecektir.

SİYASET AKILLA, ADALET HUKUKLA TEZAHÜR EDER

CHP, sokak siyasetinden medet umarak hem kendi kimliğine zarar vermekte hem de toplumsal huzuru riske atmaktadır. Unutulmamalıdır ki, siyasetin meydanı sokak değil, meclistir. Adalet, sloganlarla değil, delillerle sağlanır.

Bu süreçte siyasi liderlere düşen en büyük görev, halkı yatıştırmak ve hukukun üstünlüğüne olan inancı pekiştirmektir. Aksi takdirde, sokakta aranacak bir adalet, ancak kaos doğurur. Adalet, adliye koridorlarında tecelli eder; meydanlarda değil.

“Hak aramak bir erdemdir; fakat aklıselimden uzak bir arayış, hakkı hak olmaktan çıkarır.”

Bugün, 21 Mart Nevruz Bayramı. Baharın müjdecisi, birlik ve kardeşlik duygularının pekiştiği bu özel günde, siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp toplumsal barışı güçlendirmek her şeyden daha kıymetlidir. CHP’nin, gerginliği artırmak yerine, Nevruz’un birleştirici ruhuna ortak olması ve halkın yanında yer alarak huzuru tesis etmeye katkıda bulunması çok daha anlamlı olacaktır.

Eğer CHP kendi içinde birtakım yanlışlar, hatalar ya da yolsuzluk iddialarıyla yüzleşiyorsa, en doğru yol, bunların üstünü örtmek değil, aksine adalet önünde hesap vererek tertemiz bir sayfa açmaktır. Böylece parti, halkın karşısına başı dik ve alnı ak bir şekilde çıkabilir. Bu tavır, hem partiye güveni artırır hem de toplumsal barışı güçlendirir.

Nevruz, küllerinden doğan bir baharın simgesidir. CHP de eğer gerçekten halkın temsilcisi olmak istiyorsa, içindeki yanlışları temizleyerek, adaletin ve şeffaflığın yanında durarak yeniden doğmalıdır. Gerginliği körüklemek değil, kardeşliği pekiştirmek siyaset kurumuna en çok yakışan tutumdur.

Bugün, siyaseti akılla, adaleti hukukla arama vaktidir. Nevruz’un barış ve birlik mesajı, tüm topluma yol gösterici olsun.

Saygılarımla!