Onlardaki o güzel kalbe bakıp, otobüsün içinde duyulacak sesle,
-Bunlardaki aşkın, bunlardaki duruluğun yüzde biri bizde olsa bütün seçimleri alırız! dedim.
2 Ağustos 2014 günü saat 17.00 sıraları, Kılıçdaroğlu’nu bekliyoruz Malatya Havaalanı VIP salonunda. Ekmelettin İhsanoğlu için gelecekti. İçeride Tunceli’den, Adıyaman’dan, Elazığ’dan partililer var. Malatyalılar yeni yeni gelmeye başladılar.
İkili koltukta otururken yanıma bir bayan geliyor, kalkıp yer gösteriyorum, oturuyor. Kendisini tanıtıyor ki meslektaşız. Tunceli’de avukat ve CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkan Yardımcısı.
Yan koltukta oturan çok uzun boylu kişi, üçüncü dönemdir Adıyaman’da bir beldede belediye başkanlığı yapıyormuş. Çok tatlı dilli biriydi.
Dert yanıyor:
-Bir milletvekili seçtik ne zorla, o da AKP’ye gitti. Kim bunu getirdi birinci sıraya koydu?
Şimdi Adıyaman İl Başkanlığını kapatsan parti için daha faydalı olur diyordu.
Çok iyi anlıyorum başkanı.
Aklıma birinci parti olarak seçimden çıktığı 1999’da, DSP hakkında yaygın olarak söylenen şu söz geliyor: “DSP’nin başarılı olmasının en önemli nedenlerinden biri, birçok ilde örgütünün olmayışı.” Bunu söylüyorum… Adıyamanlı Başkanı desteklemek için.
Adıyamanlı belde belediye başkanı dert yanmaya devam ediyor;
-Arkadaşlar, Ramazan’da orda burada rakı içtiler gezdiler. Neymiş laiklik varmış. Halbuki, Kılıçdaroğlu örgüte genelge gönderip Ramazan’da orada burada rakı içmeyi yasaklamıştı.
Tuncelili YDK başkan yardımcısı arkadaşla birlikte eleştiriyoruz Ramazan’da orada burada rakı içen parti temsilcilerini, “Vah vah!” diyoruz.
Ben dayanamıyor ekliyorum:
-İşte o günlerden bugünlere geldik. Vardığımız nokta Ekmelettin İhsanoğlu noktası diyorum…
Başlarını sallayarak ve içlerini çekerek bana hak veriyorlar.
Benim de bir gördüğüm aklıma geliyor. Ama onu anlatmıyorum orada.
Gene rakı meselesi...
Kılıçdaroğlu’nun Ramazan’da, orada burada, yani herkesin görebileceği yerlerde rakı masaları kurmayı yasakladığı o Ramazan’da, bir partilinin çocuğunun sünnetinde, iftardan sonra, uzun bir masa kurulmuş ileri gelen partililer, sekiz on kişi, rakılarını içiyorlardı. Masaya yaklaştım,
-Hani Kılıçdaroğlu, Ramazan’da rakı içmeyi yasaklamıştı. Niye içiyorsunuz? dedim.
Kimse istifini bozmadı. En rütbeli kişi,
-Ne olacak! Söylesen söylesen, sen söylersin! diye yanıtladı beni... “Kimse bilmeyecekse, her şeyi yapabilirsin anlayışı işte.
VİP’te Kılıçdaroğlu’nu beklerken uzun yıllar bir ilçemizde ilçe başkanlığı yapmış ve on yıl aradan sonra tekrar gelmiş olan bir arkadaş anlatıyor:
-Ben bıraktım. Başka arkadaşlar geldiler. On yıl bekledim tekrar bana görev verildi. Benden önceki yönetimden üç üye gelmişler şimdi buradalar. Bir merhaba demiyorlar, görünce yüzlerini çeviriyorlar, diyor.
Diyorum ki ‘Başkan sen git yanlarına, elini uzat..’
Yook abi olmaz, ben gidemem. Şunu biliyorum ben, bu parti bir dibe vurmalı, dibe vurmasa olmaz, düzelmez, düzelmez diye ekliyor…
SEVGİLİ DOSTLAR
SEVGİLİ ARKADAŞLAR...
Kimileri, Ak Parti’ye geçişimi çıkar amaçlı bir yöneliş olduğunu düşünüyor.
Bu yanlış düşünüşlerin, kişinin olgudan uzak olmasından, yerleşik kanıdan hareketle genelleme yapmasından, art niyetten veya kendi davranış saiklerini sorgulamasından kaynaklanmış olabileceğini düşünüyorum.
Mesele bu kadar basit mi?
Türkiye’nin, ellerinden sıyrılmakta olduğunu, ilişkilerin eskisi gibi yürümeyecek noktaya doğru ilerlemekte olduğunu gören emperyal odakların FETÖ, PKK vd. maşalar eliyle ne kadar alçak tuzaklar kurup uygular olduğunu nasıl görmez veya görür görmezden geliriz?
Sorunun ne büyüklükte bir beka konusu olduğunu nasıl anlayamayız?
Atatürkçü olduğundan kuşkum olmayan dostlarımın bir derin uyku halinde, düşüncelerine aykırı yönde yüzen bir gemide, bir siyasal yapıda ilerlediklerinden habersiz olduklarını ayan beyan görüyorum.
Atatürkçüler uyanmalı, başlarını ellerinin arasına alıp, düşüncelerini, olup bitenleri sorgulamalı, ciddi ciddi gözden geçirmeli artık.
"Benim bu kadar oyum var" denilip, nerede, hangi amaçlara, hangi projelere alet edildiklerini, amiyane tabirle pazarlandıklarını görmeli.
Türkiye’nin engelleri aşa aşa, oyunları boza boza ve de ‘söz dinleyen’ değil ‘sözü dinlenen’ devlet olma yolunda ilerlemekte olduğunu algılamalı.
Atatürkçüler, Türkiye’nin, Atatürk’ün gerçek kimliğiyle, Mete’nin, Alpaslan’ın, Fatih’in, Kanuni’nin bir devamı olması, vatan evladı bir büyük kahraman olması kimliğiyle genç kuşaklar tarafından tanınacağı bir süreç yaşamakta olduğunu görmeli.
O’nu, sadece, zaman zaman alkol alan, dans eden, klasik batı müziği dinleyen, batı modelinde giyinen, golf oynayan... özellikleriyle bilmemeli.
Bütün özellikleriyle, çalışkanlığı, milletine hizmetkar olması, ulusunun dinine, inancına, töresine, gelenek-göreneğine, kültürüne... saygılı akılcı, gerçekçi, üretken bir kahraman olma özellikleriyle tanımalı.
Sözgelimi Bitlis’te, bir güzel tarihi caminin taşında yazdığı ve benim de okuyup fotoğrafını çekip paylaştığım gibi, o camide 17 Kasım 1916’da namaz kıldığından haberdar olmalı, Hayat Bilgisi, Türkçe kitaplarında okumalı, öyle tanıyıp büyümeli, hayatına almalı.
Bütün kalbimle inanıyorum ki, Türkiye şimdi bu süreçte Atatürk’ün arzuladığı yönde ilerliyor.
CHP’den ayrılmam ve Ak Partiye geçmem işte bundandır.
Tamı tamına bundandır.
Allah'ıma şükürler olsun ki, O’nun verdiği akılla düşünüyor ve O'nun verdiği irademle düşündüğümü uyguluyorum.
Beni sevdiğine inandığım,
Bana güvendiğini bildiğim sevgili dostlar,
Bunu böyle bilin lütfen.
Bunları polemik, propaganda olsun diye de yazmıyorum.
Gerçeği bilesiniz, sizi haksızlığa, günaha götüren yorumlar yapmayasınız diye yazıyorum.
Saygılarımı sunuyorum, esenlikler diliyorum,
Allah’a emanet olun diyorum...
ALTINI ÇİZDİĞİM SATIRLAR
"Emine bacı:
Deme Zeytun nerede o eski padişah efendimiz? Şimdikiler yaverlerinin oyuncağı olmuş; davul padişahımızın boynunda tokmak onların elinde istedikleri havayı çalıyorlarmış.
Padişahımız, eskiden fakir fukara ile olur, onları her türlü tehlikeden korurmuş. Büyüklerimiz anlatıyor, Sultan Murat Han bir gün rüyasında görmüş ki, bir yetimin yıkılmaya yüz tutmuş duvarında bir küp altın var. Duvar yıkılırsa altın açığa çıkacak ve talan edilecek. Yetim de henüz memede olduğu için malına sahip olamayacak. Padişahımız efendimiz duvarı tamire karar vermiş. Yetimin duvarını tamir ediyorken Moskof Kralı da adamını göndermiş padişahımız efendimize, Moskof'un harp isteğini söylemiş. Padişahımız da 'Git o adama söyle, ben şimdi yetimin duvarını tamir ediyorum, beni kızdırmasın çamurlu ellerimle şimdi gelirsem onun iki gözünü de kör ederim.' demiş. Kafirin adamı da padişahtan bu haberi aldıktan sonra memleketine dönmüş, bir de ne görsün kralın iki gözü de kör. 'Aman kralım sana ne oldu?' deyince, 'Sen gittikten sonra iki çamurlu el geldi gözlerini kör etti.' cevabını almış."
"Aziz Azmi Fenercioğlu'nun Malatya'sı" kitabından. A.A.Fenercioğlu 1919-2016