Can dostlarım…

Abone Ol

İlk defa bir köşe yazısı yazarken duygularımı kontrol etmek istemiyorum bugün. Hayat denilen bu inişli çıkışlı yolculukta çok insan tanırsınız. Birçoklarını tanıdığınıza pişman olurken, bazılarını kaybetmeye tahammül edemez, sevmeye de doyamazsınız. İşte tam da böyle bir tarife uyan iki can dostumu, iki Malatya aşığını kaybetmek üzereyiz maalesef.

Abdullah Güllü ve değerli eşi Esin Güllü’ nün İnönü Üniversitesi’nden ayrılıp başka bir üniversiteye iltica edeceklerini duyunca inanın çok üzüldüm. Bakın iltica diyorum, çünkü maalesef onları kendi memleketlerinden başka bir yere gitmeye, sığınmaya mecbur ettiler.

İkisinin de akademik unvanlarını yazma gereği bile duymuyorum çünkü ikisi de önce insanlardı, hem de insan oğlu insan. Bilgileri, becerileri, spora adanmışlıkları ve her öğrenci ve sporcu için bulunmaz rol model duruşları göz önüne getirildiğinde Malatya sporu çok büyük şeylerden mahrum kalacak.

Abdullah Hoca ile Ziya Hoca’nın ekibinde uzun yıllar beraber çalıştık. Ziya Doğan gibi agresif, disiplinli ve fiziksel mücadeleyi ön planda tutan bir teknik adam, ona takımın antrene edilmesini teslim ettiyse ve güvendiyse artık Abdullah Hoca’nın bir futbol kulübü için ne olduğunu siz düşünün. Bir defasında Gençlerbirliği Abdullah Güllü’ye devletten kazandığı paranın 50 mislini teklif etmişti de o doktora yapıp akademik kariyeri için bunu reddetmişti.

Peki ya kıymetli eşi Esin Hanım. Türkiye Atletizm Federasyonu’ndaki görevi, yetiştirdiği sporcular ve üniversitedeki yol göstericiliği… 2016 Brezilya Olimpiyatları’nda Türk sporu için orada olacak. Bizi temsil edecek ama biz Malatyalılar olarak onların yüzüne bakamayacağız. Böylesine hanım efendi ve başarılı, çalışkan bir öğretim elamanını üniversitemiz nasıl bulacak bilmiyorum ama benim yerini dolduramayacağım kesin.

Malatya’nın bu iki değerine sahip çıkamıyor olmasıyla ilgili gerekeni en ağır dilden sevgili Fatih yazmıştı zaten. Hasutluğu ile kendi değerini aşağı çekmesiyle gurur duyan bir başka memleket bulmazsınız. Daha önce Nurettin Soykanlara, Hikmet Tanrıverdilere, Suat Arslanboğalara yaptıklarımızı şimdi bu iki bilge insana yapıyoruz.

İnönü Üniversitesi bana bu saatten sonra BESYO ile ilgili hiç bir şey anlatmasın! Yok, takım kurmuşlar, yok kulüp açmışlar, yok sporcu oynatmışlar da öğrenci yetiştirmişler hepsi hikaye... Antrenman Bilimi üzerine Türkiye’de ilk 5’e girecek bir dehayı bünyesinde tutamayan bir BESYO var karşımızda artık. En değerli hocasını kaçıran bölümden antrenör, yönetici, öğretmen yetişir mi size soruyorum.

Üniversite gibi dışarıdan bakınca bilgi ve becerinin önde tutulduğu, toplumun geleceğinin yoğrulduğu ciddi bir kurumda ahbap-çavuş ilişkisinin geldiği duruma bakın. Yazık hem de çok yazık! Geleceğimize, çocuklarımıza, oradaki çocuklarımıza yazık.

Ben iki dostumu kaybetsem de onlarla her zaman görüşüp belki de nasip olursa aynı takımda yeniden çalışacağım. Ama inanın üniversite o kadar şanslı değil, çünkü yeri asla dolmayacak iki yıldızını kaybetti.

Benim can dostlarım; kendinize çok ama çok iyi bakın, hep sporla ve güler yüzünüzle kalın.

Türk sporuna ve eğitim camiasına verdiğiniz hizmetler, hiç unutulmayacak!

Yolunuz açık olsun…