Son günlerde yaşanan gelişmeler, Türkiye’de yolsuzluğun nasıl bir ur gibi her yere sirayet ettiğini gözler önüne serdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında Ekrem İmamoğlu ve ekibinin gözaltına alınması, ardından İmamoğlu’nun tutuklanması, muhalefet cephesinde büyük bir sarsıntıya yol açtı. Ancak sarsılan sadece muhalefet değil; yıllardır “halkçı” bir çizgide olduğunu iddia eden CHP’nin iç dengeleri de altüst oldu.
Ve nihayetinde, Kemal Kılıçdaroğlu…
CHP’nin eski genel başkanı, bu çalkantılar içinde aday olmayacağını açıklarken, İmamoğlu’na zehir zemberek bir göndermede bulundu:
“Çalanların yüzüne tükürülür!”
YOLSUZLUĞUN SİYASİ KİMLİĞİ OLMAZ
Bu söz, aslında her vicdan sahibinin onaylayacağı bir hakikattir. Devletin kasasına el uzatan, halkın alın teriyle toplanan vergileri zimmetine geçiren, kamu malını kişisel servetine katan kim varsa, onun yüzüne tükürülmelidir.
Ama mesele şu ki, Türkiye’de yolsuzluk bazen ideolojik bir kamuflajın ardına gizleniyor. Bazıları, “Biz çağdaşız, biz ilericiyiz, biz halkçıyız” diyerek kendilerini yolsuzluk suçlamalarından muaf sanıyor. Oysa yolsuzluk, hangi siyasi görüşten gelirse gelsin, halkın malına kastetmekle eşdeğerdir. Ve yolsuzluk yapanın yüzüne tükürmek, sadece bir tepki değil, ahlaki bir zorunluluktur.
Bugün Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalar karşısında “Ama o bizim adamımız” diyenler, düne kadar başka isimlere yönelik benzer suçlamalarda adalet çağrısı yapıyordu. Oysa adalet, kişiye ve duruma göre değişmez. Yolsuzluk yapan kim olursa olsun, hak ettiği muameleyi görmelidir.
HALKIN İRADESİNE SAYGI, HALKIN MALINA SAYGIYLA BAŞLAR
Türkiye’de bazı siyasetçilerin en büyük yanılgısı, halkın kendilerine verdiği yetkiyi, bir tür “mal paylaşımına” giriş bileti olarak görmeleridir. Seçimle iş başına gelmiş olmak, kimseye kamu kaynaklarını babasının malı gibi kullanma hakkı vermez.
Özellikle büyükşehir belediyelerinde, halkın iradesini temsil ettiğini söyleyen bazı yöneticiler, belediye kaynaklarını kendi şahsi güçlerini pekiştirmek için kullanıyor. Eş, dost, akraba kadrolaşmaları, şişirilmiş ihaleler, fonlara aktarılan kamu paraları derken, halkın malı pervasızca harcanıyor.
Ve sonra ne oluyor? İşler ortaya döküldüğünde, “Bu bir siyasi kumpas” deniliyor. Oysa gerçek şu ki, eğer çalmadıysan, hesap vermekten korkmazsın!
CHP’NİN BÜYÜK YANILGISI: ÖZGÜR ÖZEL
Bu noktada, CHP’nin genel başkan tercihi üzerinde durmak gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nu beğenmeyenler, parti içindeki bazı kliklerin yönlendirmesiyle Özgür Özel’i genel başkanlığa taşıdı. Ama bugün geldiğimiz noktada, Özel’in bu koltuğa ne kadar yanlış bir tercih olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Eğer Kılıçdaroğlu genel başkan olsaydı, bugün CHP bu kadar büyük bir krizle sarsılmazdı. En azından Kılıçdaroğlu, bir kaos siyasetinden beslenmez, toplumu galeyana getirmek için meydanlarda kışkırtıcı söylemler kullanmazdı.
Ama Özgür Özel ne yaptı?
1- Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından halkı sokağa çağırdı.
2- Vandalizme ve şiddet eylemlerine zemin hazırlayacak söylemler kullandı
3- Türkiye’yi bir sokak hareketleri dalgasına sürüklemeye çalıştı.
Oysa Kılıçdaroğlu’nun tarzı daha farklıydı. O, siyaseti sokaktan değil, siyasi kurumlar üzerinden yapmayı tercih ediyordu. Bir lider olarak belki zayıftı, belki hatalar yaptı ama en azından Özgür Özel gibi öfke siyasetinden medet ummadı.
Bugün CHP’deki kriz, sadece bir yolsuzluk skandalıyla ilgili değil. Aynı zamanda parti içindeki yanlış liderlik tercihinin de bir sonucudur. CHP, Özgür Özel’in önderliğinde, giderek sorumsuz ve popülist bir çizgiye savruluyor.
Peki, bunun bedelini kim ödeyecek?
Tabii ki CHP’nin tabanı! Çünkü bu kadar kaotik bir yönetim anlayışıyla CHP, halkın gözünde bir alternatif olmaktan çıkıyor. Ve belki de önümüzdeki seçimlerde bunun en ağır faturalarından birini ödeyecekler.
SİYASETİN EN BÜYÜK İMTİHANI: HARAM LOKMA YEMEMEK
Bir siyasetçi için en büyük imtihan, eline geçen yetkiyi nasıl kullandığıdır. Çünkü yetki, beraberinde büyük bir güç getirir ve bu güç, insanı yozlaştırabilir. Devlet kasasına erişimi olan herkes, her gün bu imtihanla karşı karşıyadır.
Kimileri bu imtihanı kaybeder, servetlerine servet katar. Kimileri ise bu yükün altından alnı açık, başı dik çıkmayı başarır. İşte tarih, ikinci gruptakileri hatırlayacaktır.
YÜZÜNE TÜKÜRÜLECEK OLMAMAK İÇİN…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Çalanların yüzüne tükürülür” sözü, aslında siyasette bir ahlak manifestosu olmalıdır. Sadece CHP için değil, tüm siyasi partiler için.
Eğer bir siyasetçi, yarın yüzüne tükürülmesini istemiyorsa, bugün haram lokmadan uzak durmalıdır.
Ve eğer bir siyasi parti, gerçekten halkın güvenini kazanmak istiyorsa, kaos siyasetinden uzak durmalı, toplumu sokak eylemleriyle kışkırtan liderlerden medet ummamalıdır.
Çünkü çalanların yüzüne tükürülür.
Ve siyaseti kaosa sürükleyenlerin de er ya da geç halk tarafından mahkûm edileceği gün gelir!
SAYGILARIMLA!