AKLIN ESMESİ NE DEMEKTİR?
İnsan zihni, olağanüstü bir karar verme yeteneğine sahiptir. Araştırmalara göre, bir insan günde ortalama 30.000 karar alır; bu, göz kırpmaktan yemek seçimlerine, ilişki yönetiminden kariyer yönelimlerine kadar uzanır. Ancak bu kararların ne kadarı gerçekten düşünce süzgecinden geçerek alınmaktadır? Aklın ermesi, yalnızca bir şeyi bilmek değil; onu sebep-sonuç zinciri içinde değerlendirebilme, arka planını kavrayabilme ve olasılıkları gözetebilme melekesidir.
Fakat aklın ermesi ile otomatik karar alma arasında ince ama belirleyici bir çizgi vardır. Zihin çoğu zaman alışkanlıklarının izinden gider; bilinçli seçim değil, şartlanmış davranışlar ağır basar. Dolayısıyla bir insanın aklının erdiğini sanması, aslında zihninin kalıplarla çalıştığı bir yanılsama olabilir. Bu durumda “akılla hareket etmek” deyimi, gerçekte “programlanmış reflekslerle hareket etmek”e dönüşebilir.
HIRSIN GÖZÜNÜ KÖR ETTİĞİ AKIL
Hırs, insana dair en keskin ve en sinsi tutkudur. İnsanın daha çok istemesi, daha hızlı koşması, daha büyük hedeflere yönelmesi bir yere kadar gelişim sayılır. Fakat hırs aklı gölgelemeye başladığında, kişinin muhakeme yeteneği felce uğrar. Artık ne doğru duyulur ne yanlış seçilir; insan kendine bile yabancılaşır.
Bir karar alınırken, duyguların galeyana gelmesi, bilhassa da aşırı isteklerin baskınlaşması, aklı dörtnala koşturan ama onu yönlendiremeyen bir at gibi davranmasına neden olur. Hırsla alınmış kararlar, çoğu zaman pişmanlıkla geri dönülmeye çalışılan hataların temelidir. Bu yüzden aklın esmemesi için insanın önce kendi içinde hırsı dizginlemesi gerekir.
HEVA VE HEVESİN TUZAĞI
İnsan nefsine meyyaldir; tatlı olanı, kolay olanı, cazip görüneni ister. Fakat bu isteklerin her biri heva ve heves olarak zihnin filtrelerini by-pass eder. Bir anda cazibenin esiri olan insan, o anda mantığını devreden çıkarır. İrade bu noktada pasifleşir; çünkü heves aktif hale gelmiştir.
Tuşa gelmek tam da budur: bir anlık zevkin, kalıcı bir pişmanlığa dönüşme anı. Akıl o sırada çalışmaz değil; çalışır ama sadece istekleri haklı çıkarmak için. Halbuki gerçek akıl, arzuların değil, hakikatin hizmetkârı olmalıdır. Bunun için de heva ve hevesin güdümünden kurtulmak, içsel bir eğitim gerektirir.
AKLIN ESMESİ: KONTROLSÜZ AKIL
Aklın esmesi, yani kontrolsüz savrulması; çoğu zaman dış etkiler, duygusal travmalar, ani tepkiler ya da aşırı beklentilerle başlar. Aklın dörtte üçünün uçup gitmesi ifadesi, mecazi değil; psikolojik ve nörolojik olarak da mümkündür. Aşırı stres altında beyin, karar alma merkezlerini kısıtlar; kişi artık sadece duygularıyla hareket eder.
Bu durumda geriye kalan akıl, insanı kontrol etmekte yetersiz kalır. Çünkü kontrol, ancak içsel bir dengeyle mümkündür. O denge bozulduğunda, insan kendi iradesine bile yabancılaşır. Bu yüzden aklın esmesini engellemek, sadece düşünsel değil, aynı zamanda duygusal bir istikrarla mümkündür.
ÜST AKIL: İÇ DENETİM Mİ, DIŞ OTORİTE Mİ?
Peki insan kendini nasıl denetler? Her zaman yanımızda bizi yönlendirecek bir üst akıl mı olmalı? Ne cebimizde, ne yanımızda ne de kasamızda böyle bir denetleyici olması mümkün. Fakat insan, içselleştirilmiş bir üst aklı kendi vicdanında kurabilir. Bu ise, inançla, ilimle, tecrübeyle mümkündür.
İçimizdeki denetleyici mekanizma, ahlaki pusulamızdır. Bizi, görünmeyen ama daima hissedilen bir denetim altına alır. Kur’an buna “nefs-i levvâme” der; yani kendini kınayan nefis. Vicdanın uyarılarını bastıran bir insan, dışarıdan hiçbir otoriteyle kontrol edilemez. Ama vicdanına kulak veren biri, en yalnız anında bile yanlış yapmaktan kaçınır.
AKLIN MUHAFAZASI VE İNSANLIK ONURU
İnsan, aklıyla insandır. Onu diğer varlıklardan ayıran yegâne sermayesi düşünce melekesidir. Fakat bu sermaye, her zaman sabit ve sağlam kalmaz. Hırs, heves, öfke, korku ve tutkular; aklı savurabilir, sarsabilir hatta devre dışı bırakabilir. Bu yüzden aklın muhafazası, sadece zihinsel değil aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Çünkü aklını kaybeden, sadece doğruyu değil, kendi izzet ve onurunu da kaybetmiş olur.
Aklı korumanın yolu, nefsin dizginlenmesinden geçer. Her dürtüye “evet” diyen bir akıl, aslında esir alınmış bir akıldır. Kontrol, bir baskı aracı değil; insanın kendini tanıması, zaaflarını bilmesi ve sınırlarda durabilme erdemidir. Bu iç denetim olmadan, ne birey sağlıklı kalabilir ne toplum. Zira fertte kopan bağ, toplumda fırtına olarak eser.
Bu çağda cebimizde milyonlarca bilgi taşısak da, bizi doğruya götürecek olan şey vicdanlı bir akıldır. Karar anlarında içimizdeki o sesi bastırmak değil, ona kulak vermek gerekir. Akıl sadece düşünmek değil, hakikati ayırt edebilmekle kıymet kazanır. Ve en kıymetli akıl, hevesin karşısında sarsılmayan, doğruyu menfaatin önüne koyan akıldır.
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Hevesin sarhoş ettiği akıl, kendine geldiğinde çoktan geç kalmıştır.”
SAYGILARIMLA!