Burada market yok ki…

Geçtiğimiz hafta, Malatya’nın bu en sıcak günlerinde, arabama binip Yazıhan Hekimhan yönüne doğru yollandım. Yazıhan’a varmadan, sağa ayrılan yola, Arguvan, Arapgir, Kemaliye, Keban, Ağın ilçelerine giden yola döndüm.

Abone Ol

Geçtiğimiz hafta, Malatya’nın bu en sıcak günlerinde, arabama binip Yazıhan Hekimhan yönüne doğru yollandım.
Yazıhan’a varmadan, sağa ayrılan yola, Arguvan, Arapgir, Kemaliye, Keban, Ağın ilçelerine giden yola döndüm. Bir süre gittikten sonra Parçikan ve Karaca köylerini gösteren tabelalar gözüme ilişti.
Parçikan’ı çok duyduğum halde görmemiştim, o yana döndüm. Kısa bir süre sonra Parçikan geldi.
Geldi ama ortada bir köy yok gibiydi…
Beş on kerpiç ev ve yıkıntılar…
Çevrede toplanmış sırıklarla çevrili ağıllar, ağıllarda soluklanan koyunlar ve oraya buraya koşuşturan çobanlar gördüm.
Hiç ağaç görmedim, yeşil bir şey, bir ot da görmedim yerde.
Her şey toprak rengiydi, saman rengiydi.
Birkaç çocuk geldi, zayıf bedenleri, yanmış yüzleri, gülen gözleriyle arabanın yanına.
Elime gelen bozukluklardan ellerine sıkıştırdım,
-Dükkandan bir şey alırsınız dedim…
Ortada dükkanmükkan yoktu aslında. Biri hemen,
-Burada market yok ki! dedi.
Anneleri seslendi, koşup gittiler…
Normal bir yol görünümünde olmayan, kendiliğinden oluşma ama devlet tabelasıyla, Karaca yazıp okla gösteren yola dönüp ilerlemeye başladım.
Karaca’ya, Hekimhan yolundan dönülüp, asfalt yoldan gidiliyordu.
Ben girdiğim yolda ilerlemeye başladım ama yol yola benzemediği gibi iki de bir, birbiriyle aynı özellikte, yollara ayrılıyor, ben de şansıma, bir yol seçip ilerliyordum.
Gittim, gittim sonunda önüme bir çukur çıktı, yol bitti…
Hani, “Ömür biter yol bitmezdi!
Geri döndüm başka bir yoldan ilerlemeye başladım.
Artık, Karaca’yı unutmuş, bir yerleşime ulaşırım diye o yöne, bu yöne ayrılan yollara aldırmadan umutla gidiyordum.
Evet, her taraf sarıydı.
Her taraf topraktı.
Ekin sonrasıydı, hozandı ve topraklar susuz topraklardı.
Üzüntüm bir anda silindi.
Çünkü hayat verici cankurtaran yoldaydı ve de yetişmek üzereydi.
Gelen Yoncalı Barajı’ydı…

Gövdesi bitti bitecek; tüneli, iletimi yapılmakta.
Biriktirilecek 114 milyon metreküp suyla, 174 bin dekarlık alan kaplayan bu çok büyük çoğunlukla Alevi canların yaşadığı, Akören, Alhasuşağı, Armutlu, Asmaca, Aşağısürmenli, Bozan, Çavuş, Çevreli, Ermişli, Eymir, Gökağaç, Gümüşlü, Güngören, İsaköy, Karahöyük, Kızık, Kömürlük, Kuyudere, Morhamam, Tarlacık, Tatkınık, Yeniköy, Yukarısürmenli yeşil, yemyeşil olacak inşallah…
Bu arada bana da bir yeşillik yansıdı karşılardan.
Evet, bir köydü parlayan.

Düzenli yerleşilmiş, sokakları parke taş, evleri güzel, evlerin önünde traktörler, otomobiller, evlerin avlularında çocuklar ve o çocukların sesleri…
Yolda yürüyen bir vatandaşa yaklaştım, durdum,

-Merhaba! dedim. Gözlüklü, pala bıyıklı, uzunca boylu, altmış yaşlarında biriydi.
-Burası nere? dedim.
-Yukarı Sürmenli dedi.
Tanıdı, bir şey danışmak için ofisime geldiğini, İstanbul’da, Sarıyer Malatyalılar Derneği Başkanı’nın tavsiyesiyle geldiğini söyledi.
Adının Hüseyin olduğunu, Radyocu Hüseyin dendiğini, Arguvan’a ilk radyo tamir dükkanını kendisinin açtığını söyledi.
Bilemedi ki ne yapa!
Hekimhan’a mı, Arguvan’a mı gideceğimi sordu.
-Arguvan tarafına gideyim dedim.
Hemen arabaya bindi.
-Arguvan’da bir yemek yedirmeden bırakmam sizi dedi.
-Siz bana yolu gösterin yeter dedim.
-Olmaz. Serhan Bey duysa bana ne der? dedi.
-Siz, güzelliğinizi gösterdiniz bu benim için kafi dedim.
Ayrıldık ama ne zorlan…
Oradan hemen yakındaki Tarlacık Köyü’ne vardım.
Bayraklı bir ev gördüm. “Cemevi mi?” diye baktım, değildi.
Arguvan yoluna döndüm.

“Yol asfalttı” demek gereksiz, her köy yolu asfalt çünkü.

Yavaş yavaş ilerlerken sağda, bir iki dönümlük bir bahçede iki elinde iki kavun, yürüyen bir köylü gördüm. Durdum. Camı açıp,
-Fotoğrafını çekeyim diye seslendim. Gülümsedi… Deklanşöre bastım birkaç kez.
-Kavunları size vereyim diye seslenerek uzattı. Hayır, falan dediysem de ısrarla verdi. Çok teşekkür ettim, hafif korna selamıyla ayrıldım.
Al işte insan.
Al işte her kökenden Büyük Türk Milletinin bir ferdi…
Çok duygulandım, gururlandım.
İleride bir mezarlık gördüm.
Mezarlık görünce, eğer inip gezeceksem indikten sonra, yoksa geçerken, mutlaka bir Fatiha okurum.
İndim.

Mezarlar, etrafıçevrili, kayısı ve diğer ağaçların bulunduğu yemyeşil bir bahçenin içindeydi.
Sekiz on mezar vardı ve hepsi de yapılıydı.
Karşıdan, yokuşun başından bir traktör gelmekteyken, arabama bindim, traktörün geçmesini bekledim.
Traktör geldi, yanımda durdu.
Selam verdi.
-Siz dedi, Selahattin… dedi. Soyadımı hatırlayamadı. Söyledim.
-CHP Battalgazi Başkanlığıydınız…
-Gözümde güneş gözlüğü, siz tanıdınız, helal olsun dedim.
-Mezarlık bizim aile mezarlığımız dedi.
-Soyadlar farklı dedim.
-Anne ve baba tarafından kişiler var dedi.
Adının Celal Adıgüzelman olduğunu söyledi.
-Buyur, eve gidelim, yemek yiyelim, çay içelim dedi.
-Sağol, arabamda çay da var ekmek de dedim.
Radyocu Hüseyin’den bahsettim, onunla tanıştığımı, yemek için çok ısrar ettiğini söyledim.
Fotoğraf çektirdik. Ayrılmadan “AK Parti’ye geçtiğimi de söyleyeyim. Duygularını istismar etmiş olmayayım.” dedim içimden.
-Partiden ayrıldığımı, AK Parti’li olduğumu biliyor musun? diye seslendim. Kafasını ‘evet’ anlamında salladı, buruk gözlerle,
-Biliyorum, biliyorum dedi…
Birçok köyü geçerek Türkü Diyarı Arguvan’a vardım…
Baba meslekli oğluma, Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Demirel’in memleketi, Gül Diyarı Isparta’dan gelin getirmiştik.
Nereye?
İkinci Cumhurbaşkanımız İnönü’nün memleketine, Kayısı Diyarı Malatya’ya, …
Isparta’da kocaman Gül Anıtı var…
Malatya’da bir kaç Kayısı Anıtı var.
Arguvan’da, anıt çok ama bir Türkü Anıtı yok…
Soyut mu olur, somut mu, bir anıt yapılmalı.
Bağrı sevdayla yanık bir köylünün sazından, avazından gökyüzüne uçup da, sevgililerin kalbine konan notalar mı olur, türkü sözleri mi olur…
Her dalı bağlama olan bir kocaman çınar ağacı mı olur…
Kol kola girip bir halka oluşturmuş Arguvanlı ünlü aşıklar mı olur…
Neyse.
Ben doğru, Camiye gittim.
Elimi, yüzümü, ayaklarımı, saçımı, başımı yıkadım; toz içinde kalmıştım.
Sonra abdest alıp, o bahçesi, içi, dışı çok güzel, çok temiz camide huzurla öğlen namazını kıldım ve tozdan görünmeyen arabamı yıkatmak, karnımı doyurmak, çay içmek için çarşıya indim.

Kalın sevgiyle, Arguvan’la, Malatya’yla, Türkiye’yle…