Buna ‘Bakan’ değil ‘yapan’ denir

Abone Ol

Murat Kurum Malatya’ya geldimi, Malatya’nın yüzü gülüyor, depremzedelerin içi açılıyor; yüreği ferahlıyor.

Umutla günlerin geçmesini, evinin, işyerinin teslim edileceği zamanın gelmesini bekliyor.

Murat Kurum’u seviyor, sözünü tutacağına inanıyor çünkü.

“Binayı biz yapacağız, yuvayı siz yapacaksınız!” diyor konutu teslim edilen kadınlara.

Hani bizim güzel medeniyetimiz, “Yuvayı dişi kuş yapar!” der ya…

Müteahhitlerinki tam tersi.

Onların korkulu rüyası!

Bakan gelecek, gör bize neler diyecek…

Yapılan sözleşmeye uymalarını istiyor.

24 saat çalışma metoduna uymalarını istiyor.

İskelelerin üzeri boş olmayacak diyor.

Daha çok işçi çalıştırın diyor.

Gece de çalışacaksınız diyor.

Gece çalışmanızı ben bizzat takip edeceğim diyor.

“Yoksa gereğini yaparım!” diye de yaptırımı hatırlatıyor.

Hakediş raporunuzu hazırlayacaksınız, ertesi gün paralarınızı alacaksınız diyerek “paradan yana kaygınız olmasın demek” istiyor.

Eski zamanlarda, hak edişleri ödenmediği için terk edilen, yarım kalan neçe işler vardı.

Malatya’da 36 bin konut ve işyeri teslim edilmiş.

Bu senenin sonunda 80 bin konut tamamlanmış olacak diyor.

Tabii ki kısmi uzamalar da olacaktır.

Alt yapı, üst yapı, orta, yan yapı eksiklikleri yüzünden gecikmeler olabilecektir.

Az iş değil, dünya kadar.

Şehir merkezi, kırsallar hep şantiye.

Gökyüzünde kocaman iskeleler.

Mesela Atatürk Evi ağır hasardan, çok güzel bir görüntüye dönüştü ki, bence eskisinden daha güzel.

Bakın Hükümet Konağına…

Gül gibi açtı eski yerinde.

Yeniden doğdu sanki.

Merkez çarşılar güzel oluyor.

Eski belediye binasının karşısındakilerin, inşaat tarabası açılmıştı da gördüm, fotoğrafını çektim.

Zemin kat dükkanlar, yani ana caddeye bakanlar çok güzel dekorlanmıştı.

Bizim insanımız, böyle büyük fedakarlıklarla, gece gündüz çalışılarak, canhıraş yapılan işlere güzel duygularla, nesnel bakmadığı için kötü görüyor.

“Bu nasıl renk seçmişler.” “Çarşılardaki katlara nasıl çıkılacak”, “Çok küçükler”… bir sürü kötümserlik, bir sürü görmemezlik.

Diyeceksin ki, “Ya kardeş, mimari projeyi yapanlar bu işin uzmanları, her şeyi düşünen mimarları. Onlar elbette düşünmüşlerdir de.”

Biz, İnşaat Teknisyen Okulunda okurken, bir evin salonunun nasıl olacağını, koltuğun, sehpanın, masanın ölçülerini, piyanonun, hatta kuyruklu piyanonun bile ne kadar yer kapladığını öğrenirdik.

Lavabonun kapısının salondan görünmemesini, mutfağın girişe yakın olması, babanın damlayan balık poşetiyle eve girdiğinde hemen mutfağa geçebilmesi gerektiğini, topluma açık umumi yerlerde ana kapının dışarıya açılması gerektiğini, bir yangın, deprem durumunda kapıya kalabalıkça yüklenme yapıldığında açılmasının kolay olması gerektiğini öğrenirdik. Yapıya gelen hareketli yükler, bir köprüye gelen kar yükü, rüzgar yükü, araçların yükü yanında bir de fren yükü olduğunu öğrenmiştik.

Bizim kimi vatandaşımız maşallah, doktordan çok doktorluk, avukattan çok avukatlık, mimardan çok mimarlık biliyor!

Bazıları, bir hukuki konuda avukat olarak bizimle konuşurken, sağolsunlar, “Sen benden daha iyi bilirsin!” demeyi ihmal etmiyorlar!!!

Biraz sabredelim…

Yapım, uygulama iyi denetlenirse işçilik, ustalık hataları da olmaz, emeklerin bir kısmı boşa gitmemiş olur.

İnönü Anıtı olduğu için İnönü Alanı, Hükmet Binasının önü olduğu için Hükümet Meydanı, altı çarşı olduğu için Kapalı Çarşının Üstü de dediğimiz, sonradan Fetöcü Darbe Girişimi günlerinde milletin yoğun olarak toplandığı yer olduğu için 15 Temmuz Meydanı olarak adlandırılan, altı çok güzel, depremden hiç etkilenmemiş çarşı olan meydanın da üzeri düzenleniyormuş.

Murat Bakanımız açıkladı.

Gayretli çalışmalarını sevgiyle izlediğim Battalgazi Belediye Başkanımız meslektaşım Bayram Taşkın, bu 15 Temmuz Meydanının düzenlenmesini istemiş Bakanımızdan.

Kapalı çarşı esnafının işyerlerine su damladığını, bundan rahatsız olup zarar gördüklerini anlatmış.

Yüksek Memleket İşçisi Murat Kurum Bakanımız da kabul edip, hemen başlanması için ilgililere talimat vermiş.

Geçmişte, bu alanın üzerinde suya, ısıya karşı yalıtım yapılırken izlemiştim.

Yalıtım malzemesinin üzerine su geçirmez bir plastik yapıştırılıyordu.

Üç, dört işçi bu işi yapıyordu.

Yaptıkları iş çok önemliydi.

O kaplama lastiğini hiçbir köşede, bucakta zerre kadar açıklık bırakmadan yapıştırmaları gerekiyordu.

Bu bakımdan ince işti.

Sorumluluk bilinci yüksek olan kişilerin o işte çalışması, denetçilerin de işin başında durarak yaptırması gerekiyordu.

Ayrıca, sonraki yapım sürecinde de bu yalıtıma zarar verilmemesine dikkat edilecekti.

Çünkü, üzerine beton dökülecek, onun üzerine taş kaplanacaktı.

Betondan, taşın kenarından su geçer ama lastikten su geçmez.

Dikkat edilmese, bir damla suyu durdurmak için çok iş yapılacaktır.

Ben çok geçmişte, bu alanın ağaçlandırılması, yeşillendirilmesi, ışıklandırılmasının, oturma gruplarının yerleştirilmesinin Malatya’ya bir Malatya daha katacağını yazılarımla önermiştim.

Mehmet Yaşar Çerçi Başkanımız, “Çarşı esnafı su damlamasından şikayetçi, yaparsak daha da artar.” diyerek yazılı yanıtlamıştı.

Hüseyin Cemal Akın Başkanımıza, “Yaptığınız çalışmalarla, Yeni Camimiz çevre düzeniyle birlikte adeta yeniden doğdu. Şu İnönü Alanına da bir el at! Mezbeleye dönmüş. Malatya’nın deyimiyle zibillik olmuş. Çocuklar anıt tabanında tek kale maç yapıyor, dilenciler köşegenlerinde el açıyor, satıcılar yara bandı satıyor…” diye yazdım.

O, Hükümet Meydanına büyük bir operasyon yaptı.

Yeniden kaplama yaptı.

Eskimişleri, kırık dökükleri yeniledi, köşeyi bucağı temizledi.

Eline sağlık.

Demek ki yine damlamalar var.

Demek ki yine yalıtımda hatalar var.

Demek ki, kapalı çarşı esnafı yine rahatsız.

Köylerdeki ev sahiplerine söyler gibi, damı loğlayın, damlayan yere tas, tava koyun!!” diyemezsin.

Bayram Başkan esnafın derdini Yüksek Vatan Emekçisi Murat Kurum Bakana iletmiş, izah etmiş, onun da aklına yatmış ki, hemen harekete geçip ilgililere gereken emri vermiş.

Haydi rastgele!

Ama, Çerçi Başkanımızın da bildirdiği damlama sorununun çözümü için, yalıtım işini yüksek sorumlulukla yapmak şartıyla.

Şimi şunu diyeyim:

Ben böyle bakana, “Bakan değil Yapan” demem de ne derim?..

Belediye Başkanlarımızdan Mehmet Hamit Fendoğlu’nun, Malatya’yı ve Türkiye’yi birbirine düşürmek için gönderilen bombalı paketin patlamasıyla, 17 Nisan 1978 akşamı, evinde gelini ve iki torunuyla birlikte katledildiğini ve ardından da şehrin yakılıp yıkıldığını, ölülerin, yaralıların olduğunu biliyoruz.

İşte bu günlere ait bir Milliyet Gazetesini fotoğrafında görmüştüm. 

Tarihini görmedim.

Gazetenin, “Malatya Kan Ağlıyor” başlıklı manşetinde, bir de dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın havaalanı fotoğrafı ve altyazının başında, “Şükür Bakan Geldi” deniyordu.

Gör, olayların patlamasından kaç gün sonra geldi ki, gazete böyle dedi… Şükür Bakan geldi…

O tarihlerde, 17 Nisan 1978’lerde Tansu Çiller-Erdal İnönü Hükümeti vardı. 

O zamanların bakanları “yapan” değil, ‘yatan’dı.

Şimdikiler, Yüksek Vatan-Millet İşçisi.